İlk kez İstanbul Maratonu’na katılıyorum. Parkurun da elverişli olduğunu bildiğim için biraz zorlasam mı diye düşündüm, sonra Kabataş’ta vapur beklediğimiz andan itibaren kendimi enerjisine o kadar kaptırdım ki tam tersi bir kararla her anın tadını çıkara çıkara koşmaya karar verdim. Hemen kayıtlar açılsa da 2026 kaydını yaptırsam diyorum.
Kalabalık kavramı Start alanında kafamda yeniden şekillendi benim için. Öyle ki yine D kapısındaki bir arkadaşımla beraber koşmayı planlamıştık. Start’ta birbirimizi bulamadık. Yarış sonrasında kendi çektiği fotoğrafları attı; Start’ta çektiği manzara fotoğrafında kadrajı ben kaplıyorum, Haliç’i çekerken yine kadrajda ben varım. Ama asla fark edilmiyor kalabalıktan.
Hava ciddi ters köşe yaptı. Sıcak etkilemedi desem yalan olacak. 10K’ya kadar her şey iyi gidiyordu. Elektrolitim de olmasına rağmen 10K itibariyle kalflara kramp girmeye başladı. 10K ve 12.5K’daki beslenme istasyonlarında sıkışıklık olduğu için sabit tempo tutturmakta da çok zorlandım. Gönüllüler harikaydı. Ama bardak su konusu bence sorun. Bir de jel atılmasına artık şaşırmıyorum ama muz ve portakal kabuğu her beslenme noktasının etrafı çöp doluyken niye yere atılır çözemedim. Basarak kayan 2 kişi oldu, muhtemel daha fazlası da olmuştur. Umarım sakatlanan olmamıştır. Bir de ben yarış öncesi yapılan anonsu yanlış anladım sanırım, 15.5K’da hiç pacer atlet yoktu.
Cheerzone’lar bile sırf bu yarışı tekrar koşmak için yeterli sebep. Barbaros’tan aşağı inerken gelen arkadaşlarımıza ne kadar “Bravo!” diye bağırdıysam bir ara boğazda ufak bir acıma oldu. Huysuz bir adam olduğum için yolun ortasında durup fotoğraf çeken arkadadaşlarıma içimden söylenmem bile maksimum 2 KM sürdü. Dedim kim nasıl tadını çıkaracaksa öyle koşsun. Yine de fotoğrafçı görünce lensin dibine girip çeken kişiyi bloklamamak çok daha iyi bir seçenek. Fotoğraf demişken bu Photier denilen uygulamayı da ilk kez kullanıyorum. Yıllarca bilgisayarlı görü alanında çalışmış biri olarak doğruluk payı beni hayli şaşırttı.
Günün sonunda katıldığım en iyi organizasyon oldu. Darısı 2026’ya. Herkese tebrikler.
Rusya 498 Almanya 210 İtalya 202 Fransa 159 Polonya 119 İngiltre 95
Bırakanlar
40 km 96(sanırım finishte çip okuma sorunu var)
30 km 23 tp1 12 25km 6 20 km8 15km 120 10km 37 5 km 13 start 13 dq 140 dns 471
Şu dq(diskalifiye) meselesini açıklasalar iyi olur her matta kaydı olup diskalifiye neden oluyor.
Daha önce görmemişim acı kaybımız Süleyman Şengül maraton esnasında vefat etmiş.
15k yı ise bitirenleri sayısı 9143 den 10424 çıkmış ilk defa 10000 barajı aşılmış demek isterdim ama 15k yı üç saattin altında bitirene koşucu demek ne kadar doğru.
2024 15k iki saatin altında bitirenler 7564 2025 15k iki saatin altında bitirenler 7904
Bu nasıl nabız? Çok yüksek değil mi? Bu nabızlarda koşmayı ben hayal dahi edemiyorum. Tebrik ederim. Bir de 160 nabız altında koşsan nelere olacak acaba
O kızı ben de gördüm. Başında 3,4 tane zabıta bekliyordu. Durumu gerçekten iyi görünmüyordu. Allahın sevgili kuluymuş ki size denk gelmiş. Yaptığınız iş çok büyük saygıyı hak ediyor. Tebrikler
Ameliyat’dan sonra koştuğum 3. maraton oldu bu. Geçen seneki İstanbul maratonunda tek amacım sadece kendime tekrar koşabileceğimi kanıtlamaktı. Ucu ucuna 3:59 ile 4 saat altına inebilmiştim. Bu sene nisan ayında Madrid maratonunu koştum. Yarış öncesi 3:40 larda koşarım diyordum. Fakat hava inanılmaz sıcaktı. İstanbul’un soğuk havasından çıkıp 30 derecelerde maraton koşmak gerçekten zor. Daha 5K olmadan 150+ nabızları görmüştüm. Dolayısı ile 27K’da fişi çekip sürüne sürüne 3:55’de bitirdim.
Bu son İstanbul maratonuna gelince çok bir performans beklentim yoktu. Çünkü istediğim hiç bir uzun idmanı yapamadım, istediğim hiç bir intervali yapamadım. Arazide yavaş tempo koşarken sıkıntı yok ama yolda, pistte biraz hızlanınca dizim çok fazla ağrı veriyor maalesef. Gene de Sub 3:45 koşarım diyordum. 34K’ya kadar ip gibi 5:18 pace ile geldim. O noktada artık nabzım 160+ olunca gene fişi çekip koş+yürü yaparak 3:52 ile anca bitirebildim. Bu sene 3 tane 60+ ultra koştum hiçbirinde böyle zorlanmadım. Maraton koşmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha anladım Koşan herkesi tebrik ederim
Organizasyon açısından tek sıkıntılı kısım giriş kapısıydı. Kapısıydı diyorum çünkü A ve B kategorisi için tek bir kapı vardı. 8:45 gibi kapıya geldim ama kapı önü 90’lar stad kapısından beterdi. İçeri girmek mümkün değil. Müziğimi açtım start verilince yavaş yavaş geçeriz diye beklemeye başladım. Ben bekliyorum ama millet beklemiyor. Üzerime çıkıp omuz atıp öne geçmeye çalışan bir dolu gerizekalı var. Birisi ile tartışmak zorunda kaldım. Adam “benim hedefim var öne geçmem lazım” diyor. Tabii hedefin varsa kafama basıp öne geçebilirsin, ne demek yani Güzel olan kısım ise bırakma çantaların ciddi bir düzene girmiş olması. Hiç sıkıntı olmadı bu sene
15K koştum. Organizasyonla ilgili 2 eleştirim var. Birincisi start noktasındaki yüksek ses. Hoparlörler koşuculara dönük ve tam bir işkence. Kaçma şansın da yok. Ayakta o işkenceye maruz kalıyorsun.
15K’nın 2. sorunu da maraton koşanlara yetişmeniz ve devamlı yol istemek zorunda kalmanız. Bununla ilgili bir uyarı yapılsa, mesela sol tarafı işgal etmeyin gibi, iyi olur. Yaa zikzak yapmak zorunda kalıyorsun ya da devamlı önündeki çekilsin diye arkadan uyarmak zorunda kalıyorsun. Kulağında kulaklık da varsa uğraş dur.
Bir yandan Rizeye turist çekmek için varını yoğunu ortaya koyan bir aygıtın, diğer tarafta en büyük ve en güzel şehrinin en büyük reklamlarından birisini, sırf yönetemediği için, baltalama çalışmalarına şahit oluyoruz. Sponsor olmanın yakıcı etkileri olan bir organizasyondan bahsediyoruz. Tarihsel olayları nasıl yaşandığı tarihler içerisinde değerlendirmek gerekiyorsa bu organizasyonu da aynı şekilde anlayışlı değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Kapılar benim de canımı sıktı hatta videomda da değindim. Bunu yanında geçen sene ilk kez ataköye kadar yoğun destek vardı. O yine gitmiş. Fakat bunun dışında sorunsuz bir organizasyondu: su noktaları, emanet, ulaşım vs her şey tıkır tıkırdı.
Kendi adıma da güzel bir hafta oldu. Önce Bursadan volfram zirveye bir antrenman yapmıştık Salı günü. Ctesi günü ayvat bendinde maraton koştuktan sonra pazar günü de İstanbul maratonuna katıldım. Çevremde endurans canavarı arkadaşlarımın olması çok güzel bir şey. Birlikte başardık.
İkinci günümde olduğum ve 2 hafta sonra ilk 100km yarışını koşacağım için aşırı muhafazakar başladım. Önce 30da bir tık, 35den sonra da bir tık daha hızlandım. Tabi bunlar benim aslında 72. ve 77. kmlerimdi
Yarışa yabancı katılım oldukça yoğundu. Bu şehrin insanları keşke bunu fark etseler. Ekşiye giriyorum, koşanlara ana avrat gidiyorlar. Oysa ki bunun dolaylı yoldan ona da katkısı var. Bir de hepsi ağız birliği yapmış gibi gidin Belgradda koşun diyorlar. Aslında ben okeyim. Ama belgrada koşucu yürüyüşçü doğasever dışında kimse alınmasın, biz de maratondan feragat edelim. Her yere çöp atarlar, üzerimize araba sürerler, duyacağımız şekilde kendilerince bizimle dalga geçerler. Bir grup medeniyetin her zaman karşısında olabilir mi, şaşkınlık içerisindeyim.
Yarışın videosuna buradan ulaşabilirsiniz. Olabildiğince seyircileri coşturmaya ve onları çekmeye çalıştım:
Gönderime Murat abiye bu mesajı için teşekkür ederek başlamak istiyorum:
Geçen seneki konuda bu ince işçiliği görünce çok etkilenmiştim. Bu seneki İstanbul yarı maratonunda bir benzerini uygulayarak tüm kilometrelere hakim olmayı başardım. Yer yer güvenli pacelere düşmek beni yarışlarda çok rahatlatıyor.
Adalar aquathlonundan sonra, kendimi hazır hissedince takvime baktığımda maratona kadar 7 hafta vardı. YM sürecinde işe yarayan hiçbirşeyi değiştirmeden, buraya uyarlayarak bir deneme yapmak istedim. Aynı antrenman sistemi. Tek farkı uzunların bazı bölümlerinde maraton tempomu ve 15-20 sn kadar hızlısını sıklıkla denedim. Hedef olarak yarışı 5:10 - 5:15 paceleri arasında bitirmeyi seçtim.
Yukarıdaki tabloyu yine kendime göre uyarladım. Örneğin köprü sonrası 3 ve 4. km’lerde ve dönüş noktasında güvenli bölgeye geçerek 5:30’lara düşmeyi planladım. Bu yarışta 30-40 arasında hep tempo yükseltmek istemiştim ama hiç yapamamıştım. Burada uygun yerlerde 4:50 - 5:00 pace aralığına çıkmayı planladım.
Sakatlıktan çıkan Aykan Balık, yarış boyunca bana destek oldu. Onunla maraton mesafesinde mücadele vermekten inanılmaz keyif aldım. 35. km’ye kadar sorunsuz gelmemizi, yanımızda konfeti olmasa da küçük bardak suları aramızda sıkıp patlatarak kutladık ve ustamdan müsade alarak buralarda tempo yükseltmeye devam ettim.
38’e kadar hiçbir sorun yaşamadım. Burada kramplar geliyorum demeye başladı ve son 200 metrede durmak zorunda kaldım. Bütün yılın yorgunluğu bir anda ortaya çıktı sanki. 42.2 'nin son 0.2’sini 12 pace ile geçince 3:40’ı kıramadım 3:41:00’da son çizgiyi geçtim.
Yarışın öncesinde, yarışta ve sonrasında çok sevdiğim dostlarımla buluştuğum bir festival günü gibiydi. Bu sefer her anlamda keyfini çıkardım diyebilirim.
Benim antrenmanlı koştuğum ilk yol maratonumdu. Hedef sürem 03:40 idi ama ben bunu çok iddialı bulduğum için 4 saatin altında ne koşarsam yeter gözüyle bakıyordum. Yarışa gergin ve bir şeylerin ters gideceği düşüncesiyle başladım. 24. kilometreye kadar hedef pace’ime uygun şekilde nabzımı da koruyarak gittim. Ama 24’den sonra kontrolümü yitirdim. Bunda sıcak havanın ve beslenme/su içme tekniği bilmememin de muhakkak etkisi vardır. Geri kalan kısım acı dolu şekilde bitti haliyle, sonuçta 04:03 gibi bir sürede bitirdim. Kendi süremi geliştirmiş oldum. Daha iyisini yapabilirdim ama heyecanla karışık gerginlik görünümü altında ve negatif manipülasyonla kendi topuğuma sıktım gibi hissediyorum.
Pazar günü bu işin mental boyutunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. “Bir şeyler ters gidecek, 35’den sonra patlayacağım, Bakırköy dönüşü acı dolu olacak…” vb düşüncelerle başlayınca en küçük terslikte bu düşüncelerimin (belki istemsizce, belki öyle olmasa bile) gerçeğe döndüğünü gördüm. Yani aslında her türlü olumsuz senaryo için gerekli mental hazırlığı çoktan yapmışım farkında olmadan. Seneye umarım bu mental bariyerlere takılmadığım bir etkinlik olur, gelecek yıla kadar mental olarak da kendimi geliştirmiş olmayı umut ediyorum.
Etkinlik için yazılanlara ekleyebileceğim pek bir şey yok. Her şey yerli yerinde ve yeterliydi. Tüm maddi imkansızlıklara ve hukuki/bürokratik engellere rağmen bence başarılı bir organizasyondu. Sadece Sultanahmet bölgesi gerçekten yeterli alan sağlamıyor, finishten sonra yerde oturacak dahi bir yer bulamadım. Bunun gözden geçirilmesinde fayda var. Koşan, destek olan, gönüllü olarak görev yapan herkesi kutlarım.
Hedeflenen süre ile bitiremeseniz de kendi sürenizi sağlıcakla bir sakatlık belirtisi olmaksızın geliştirmenizi büyük bir avantaj olarak görüyorum Nicelerine
Çok teşekkür ederim, sağ olun. Ben de böyle düşünüp hevesimi korumaya çalışıyorum. Gelecek maratonlar için de kendimi geliştirme payı bırakmış oldum böylece
Valla ben bu nabızlarda hiç koşmadığım için yorum yapamıyorum. Benim için çok yüksek bu nabızlar. Interval yaparken ya da tepe çalışması yaparken 170’leri geçiyor nabzım. Zaten o nabızlarda da fazla gidemiyorum. Herhangi bir yarışta ya da idmanda 160+ nabızları gördüysem anlıyorum ki patlamam yakındır. Yüksek nabızla koşan arkadaşlar yorumlayabilir
Bununla ilgili sosyal medyada yorumları gördüm. Nerdeyse herkes istisnasız soru soruyor gibi görünüp ibb’yi suçluyor. Burada muhatab gerçekten ibb’mi yoksa iç işleri bakanlığı mı? Biz Türk vatandaşları kayıt olurken tckn veriyoruz. Bu koşucu arkadaşların da tckn’leri varsa kim ne diyebilir? Zaten üçüncü Natalia’nın soyadı Kahraman. Demek ki bir Türk ile evlenmiş ve vatandaşlık almış. Türk statüsünde olması normal değil mi?
Bu duruma yönelik ya @aykutc yada @spinodal dan okudugum dinlediğim şey; tedbiri al ama her koşul için bir plan yapmak sorun olabiliyor.Aslanların yanında otlayan ceylanlar aslan ne zaman saldıracak diye sürekli düşünmüyor, saldırdığında yoluna koyacak çözümler üretebilirim düşüncesi.