Bu nota mention ederek başlayayım. Yazacaklarımdan öyle anlaşılabilinir, insta şakşakçısı değilim. ![]()
Fakat…. 1 yıl önce yarışa kayıt olmuş, uçak biletimi almış ve otel rez yapmışım. Heyecanla tarihin gelmesini bekliyorum. Sonra bir afet oluyor. “Biz demiştik” diye parmak sallayanların mutlu olduğu günler. 3 gün boyunca saatlerce telefon, dm, whatsapp yazışmaları, sonunda şiştim ve o insta şakşakçılığına bilmeden öncü oldum. Sadece dedim ki, kardeşim bir susun, ben gidip koşacağım ve her ne yaşanacaksa keyfini de çıkaracağım. Herkes uzman, üstad, en iyi yarış tarihini bilir, çığ uzmanı, en iyi organizasyonu yapacak yetenekte. Dışardan baktığınızda futbol forumlarından bir farkımız yok.
Sizce UTMB ile paydaşlık yapmış bir şirket bu kadar yeteneksiz ve aptal olabilir mi? Acaba yorum yapanlar resmin tamamını bilmiyor olabilirler mi? Ya da bu ekip nasıl Ironman gibi uluslararası bir organizasyonu da yapabiliyor? (Elbette farklı şeyler ama organizasyon yapabilme yeteneğinden yoksun olduğu kanısına ne zaman vardık?)
Bütün olumsuz tavıra rağmen, kulaklarımı tıkayıp, gözlerimi kapatıp gittim. Daha doğrusu ekipçe gittik. Çarşamba gittiğimizde yol henüz açık değildi. O gün yolların açılacağı söylentisi vardı, biz de B planı yaparak Çamlıhemşin’de yolun açılmasını beklemek üzere zaman geçirmeye karar vermiştik. Fakat uçaktan iner inmez organizasyonun private shuttle’ına denk geldik, üstelik ara geçiş saatlerini beklemeden yoldan geçme izni de alınmıştı. Kendimizi birden Ayder’de bulduk.
Ayder yolu şantiye içindeydi. Zaten bir şantiye varmış, sel onu vurmuş. İzlerden anladığımız şiddetli akan su, toprak yığmış, yol kenarındaki tabelalar kibrit çöpünden yapılmış gibi toprağın içine gömülmüş. Ciddi hasar vermiş.
Ayder’e en son 2017’de filan gitmiş olmalıyım. Evet son gördüğümden bu yana ciddi bir yapılaşma olmuş. Ama bütün binalar birbirleriyle uyumlu. Hatta çirkin beton yığını diye haberlerden aşina olduğumuz yeni termal otel o kadar şık olmuş ki, henüz açılmamış olsa da Ayder’e bir kalite getirecek gibi görünüyor. Diğer taraftan sel nedeniyle Arapların o dönemde gelmemesi, Ayder’i koşucuların bir araya geldiği bir köye çevirdi.
Ayder pahalı evet, İstanbul’dan daha pahalı değil tabii (bu arada Çamlıhemşin’de bir market alışverişi yaptık, meyve 200TL bandında idi, marketler de pahalı) ama uzun zamandır öyle, en azından kaliteli ve lezzetli lokal yemekler yedik. Ayder insanı, kadını hala çok muazzam, güler yüzlü. Herkes bizi hoş karşıladı.
UTMB köyünün kurulduğu alan, bizim Ayder merkezdeki otele yaklaşık 1.5k uzaktaydı. Perşembe günü gittiğimizde kit ve expo alanları bataklık gibiydi. İçeride iş makinaları çalışıyordu, ama devlet tüm imkanlarını sunmuştu, herkes her şeyin bir tarafından tutuyor, hummalı bir çalışma vardı. Ertesi gün gittiğimde zeminin kurutulup, alanın kurulduğunu görünce cidden şaşırdım.
İlk yapılan organizasyonun günahı olmaz. Eleştirmek istersek mutlaka bir şeyler buluruz. Ben en son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Devlet para harcamış ama belki de ilk defa güzel bir iş için harcamış. Bundan koşucular yeni bir yarış, güzel bir organizasyon kazanmış. Biz kazanmışız.
50K parkuruna kayıt olma sebebim, rotanın muazzam (zorlu da) olması idi. Yıllar önce parça parça da olsa bazı yerlerini zaten adım atmış olduğum yerler. Aslında koşabileceğim 20K idi. Eylül ayında kar olasılığı zaten vardı. Yaz haftalarında bile kuru ve dumansız havaya denk gelmenin olasılığının piyango gibi olduğu bir coğrafya burası.
Beklenen son dakika rota değişikliği inanılmaz hayal kırıklığı oldu. Loop’lu rotaları görünce ben bunu hayatta koşmam, 20K’ya inerim dedim, ilk. Fakat bizim ekipteki Gülşen ve Cem’in 100K’sı iptal olmuştu, onların tepkisi yanında benimki cılız kaldı. Şoku ertesi gün, kiti alana kadar atlatamadık. Kit alanına gelince fikirler değişti, bu güzel coğrafyanın tadını çıkartmaya karar verdim. İlk kayıt olduğumda 39K olan, finalde 50K’ya uzanan bir rotada 11.5 saatlik bir zaman geçirecektim. Daha ne isterdim. Kit içinden bir şey çıkmayınca içimden bir ses o zaman parkurda bir şeyler var dedirtti. Hislerimde yanılmadım. Startta @ominal ‘ye dedim ki, normalde organizasyonların en çalışmadığı yer parkur, yılda bir kere yarış öncesi işaretleme yapılıp, sökülüyor. Halbuki burada (bazı antik yollar da) kapanan patikalar aylardır açılıyor ve güvenli hale getirildi. Hatta Avrupa’da özendiğimiz gibi sarı tabelalara kavuştu. Tam da tahmin ettiğim gibi oldu. Koşu başladı, biz bir rüyaya daldık, rüyamızda da güzel güzel sisler içinde koştuk.
Diyebilirim ki, bu kadar güvenli parkurlar (her kilit noktada mutlaka en az 1 dağcı gönüllü, parkura çamur doluyor, çamuru boşaltıyor, basamak kayboluyor, yeniden açıyor, yarış süresince anlık müdahaleler ile) kaybolmanın imkan olmadığı bir işaretleme, UTMB’nin kendisinde bile böyle bir şey yok. Yüzlerce gönüllü (Rize, Erzurum ve Trabzon dağcılık kulüpleri imiş, kim nasıl organize etti ve bu ciddiyette çalıştılar, sahi bizde böyle ekipler var mıymış? dedirtti.) Çok iyilerdi, her birine parkurda tek tek teşekkür ettim. Buradan da etmiş olayım. Büyük emek, büyük iş.
CP’ler. Bu CP’lerden sonra bilmiyorum bizi ancak daha ne memnun edebilir. Çok şükür yeni bir standart getirdiler camiaya. Sütlaç, sıcak çorba, fındık, kuru üzüm, ekmek, haslanmış patates, bunlar benim yediklerim. Yurtdışında gördüğümüz sıvı elektrolit tankları, besin içerikleri yazan bilgi kartları, kadınların ihtiyaçları için özel kit, bilmiyorum, hepsini tek tek görmek ve algılamak zor. Mükemmeldi. CP’lerde bizleri tanıyan herkesin sevdiği dostlar olması ayrı bir tat ve güzellik. Emeği geçenlerin ellerine kollarına sağlık. Büyük iş, büyük alkış.
Yoğun gönüllü trafiğinden de sebep olsa gerek sıkça gördüğümüz mobil tuvaletler tertemiz, ilk kez kullanılıyorlar gibiydi. Üşenmedim, kullandım.
Finisher madalyası cidden hoş, yeleğini pek kullanmam herhalde. Yine de dolapta bir 3-5 yıl saklarım. ![]()
Start ve finish hattına da iki çift kelam etmek gerek. Mikrofonda 2 ses : Ironman’in sesi Gordon Graham ve camianın değerli dostu Hakan Emden vardı. Startta bizi biraz gaza getirmiş olabilirler. Protokole rağmen start çok dakik ve öncesinde muazzam bir tulum performansı vardı. Tüyler diken diken oldu. Dumanlar, ışıklar, pek hoş, pek şık, pek güzeldi. Her etkinlikte duyduğumuz ve gördüğümüz şeylerden farklı idi. Lokal dokunuşlar çok yerli yerinde idi.
Keşke doğa izin verseydi de 3000’lere çıkabilseydik. Ama olmadı. Yükseklerden geçiş olmayınca da mecburen gitmeli gelmeli loop’lar ama herkes hem fikirdir herhalde, Ayder loop’u yarışın demosu gibiydi, Huser’e çıkmadan önce geride kalacakları belirledi, Huser çıkışı çok sağlamdı, Peryatak geçişi masal gibiydi, şelaleler, endemik çiçekler ve bitki örtüsü, keçiler, Galer’e inen ve Galer’den sonra çıkan beton yol, Ceymakçur’u hafife almamıza sebep oldu, arkasından bitmeyen tokat gibi parkur, çamur zemin, soğuk, ciddi bir sınava aslında hazır olmadığımı fısıldadı, bir de o minik denen çıkış, hadi Garmin bizi yanıttı
Yukarı Ceymakçur CP’sindeki dostlar neden yanıttı? o minik denen çıkış uzaya kadar gitti ve bitmedi. Bittiğinde de ben zaten bitmiştim. Sonucu dizlerim belirledi. Ahahahah. Uzun inişin nerdeyse tamamını yürüdüm dizlerim izin vermeyince. Yine de final: Mutlu son.
Ayder’li Nazmiye ablanın 20K finişini de buraya ekleyeyim. Böyle güzel örnekler de çoğalsın memlekette. TRT Spor Yıldız, Instagram: "🥰 Yarışın en renklisi, kalplerin birincisi... 🏔🏃🏻♀️ Ayderli Nazmiye Dalga, Kaçkar Dağları’nda düzenlenen dünyanın en prestijli dağ ultra maratonunda 20k yarışını bitirdi, organizasyonun en ilgi çekici başarısını elde etti. 🤳 @samibatuhanboz"
Not: Koştum ve bir yurtdışı yarış parası harcadım. ![]()
Bir de şu istatistikleri ekleyeyim.
1300 kişi koşmuş, 61 ülkeden koşucuyu çekmiş Kackar by UTMB.
TR 1100
İran 121
…


