Ayder’e, organizasyona ve yarışa dair bazı notlar:
İlk notum: Bu yarışla ilgili bazı şeyleri eleştirenlere “kuyruk acısı” vb. gülünç cevaplar verildiğini gözlemledim. Eleştiri iyi bir şeydir, eleştiri olmadan daha ileri gitmek çok mümkün gözükmüyor. Eleştiriden bu kadar korkmayalım.
Ayder:
Utanç verici bir yapılaşma örneği. İnşa edilen yapıların ve dekorasyonun estetiksizliği bir yana, bölgede bir kimliksizlik hakim. Hemşin ve Karadeniz kültürüne dair mekanlar yerine, gelen turistlerle şekillenen, Arapça tabelalı, tuhaf ve çirkin mekanlar oluşmuş. Bu mekanların kapılarında, sigara izmaritlerini hemen yanlarındaki çöp kutusuna değil de sokağa fırlatan tipler çalışıyor.
Ayder’de kaldırımda yürümek mümkün değil, kaldırıma arabalar park ediyor. Bizzat bakanlığın şantiyesinde inşaat malzemeleri kaldırıma yığılmıştı. Yarış öncesi rezil bir görüntü vardı. Yarışa birkaç saat kala kaldırımdaki pislikleri otelin önüne attılar neyse ki, yine de berbat bir görüntüydü.
Genel durum şöyle: Etrafta mercedesli müteahhitler, işletmeciler geziyor. Ayder’e para gelmiş, medeniyet henüz gelememiş, veya belki de daha önceden var olan medeniyet yok edilmiş.
Manyak bir coğrafyaya sahip olan Ayder, kalitesiz turistin arabayla, otobüsle gelip mıhlama yiyip geri döndüğü anlamsız bir yere dönüşmüş. Halbuki uzun mesafe yürüyüşleri için olağanüstü güzel rotalar var.
Çamlıhemşin-Ayder yolunu genişletmek için Fırtına Deresi’nin yatağını değiştirip, beton dökmüşler, prekast beton duvarlardan dereyi göremediğin yerler var. Dünya güzeli bir coğrafya mahvedilmiş.
Konaklama:
Gecekondudan hallice bir pansiyona, iki kişilik oda için geceliği 60€ ödedik. Tamam, Ayder küçük bir yer, talep yüksekse fiyatların artması anlaşılır bir durum ama bu gecekondu estetiği ve koşulları can sıkıcı.
UTMB:
”Yerli ve milli” laflarıyla etrafta gezen tiplerin, yerel bir yarışa destek olmak yerine yurtdışından dev bir şirket getirtip yerel yarışın yok olmasına neden olmalarını doğru bulmuyorum. UTMB’nin Türkiye’ye doğru koşullar altında gelmesi ülkeye ve yerel sporculara bir katkıdır, ama yerel bir yarışı yutmuş olması gerçekten çok problemli.
Organizasyon:
Yarış kiti diye bir şey yoktu aslında. Boş ve kalitesiz bir çanta ile göğüs numarası/çip ve gps takip cihazı (bu coğrafyayı düşününce çok doğru bir uygulama) verildi. Yarışlarda kit içeriğini gereksiz buluyorum genelde. Ama yarış tshirtleri güzel bir hatıra oluyor. Yarış için hazırlanan kalitesiz baskılı bir tshirt 35€’ya satılıyordu. Yarışı (50k) bitirenlere verilen yeleği nerede kullanabiliriz bilemedik. Reflektörlü şantiye yeleklerinden hallice bir ürün.
Yarış tarihinin geç olması herkesin eleştirdiği bir meseleydi zaten. Nitekim bu tarihi seçmenin sonucunu da görmüş olduk. Yarışlar iptal edilebilir tabii ki ama 100k yarışçılarına gelecek seneye ücretsiz katılım hakkı vermemek… Bu kadar temel bir meseleyi utmb gibi büyük bir markanın çözememiş olması gülünç ve 100k koşucuları için sinir bozucuydu.
Yarış:
50k parkuru değiştirildikten sonra parkura dair “%90’ı beton, coğrafyaya ihanet” gibi eleştiriler oldu. Yarışa da bu yüzden epey moralsiz ve heyecansız başladık. Yarış sonunda bu eleştirilere katılmadığımı söylemek zorundayım. Orijinal halindeki gibi epik bir dağ/yayla rotası değildi evet, ama yine de müthiş tırmanışları, rododendronların arasından geçen orman patikaları, şelale ve dere geçişleri, su basmış arazide taşlı teknik zeminleriyle, 2500 metre altı Kaçkar coğrafyasını iyi temsil eden bir yayla/orman koşusu olduğunu düşünüyorum. İnişte mahveden Galer-Ayder betonu orijinal 50k rotasında da vardı.
Kontrol noktalarındaki yeme-içme alanları ve ekipler çok iyiydi. Rota boyunca çok fazla noktada güvenlik/acil durum/kontrol ekipleri vardı. Bir acil durum yaşamadım ama yaşasam çok hızlı yardım gelir hissiyatını verdi.
-
Utmb ve taşlarla pek ilgilenmiyorum. Bayıldığım bir coğrafya olduğu, müthiş bir rotada koşulacağı ve çok fazla tanıdık katıldığı için lojistik zorluğuna ve Ayder’deki esnaf kazığına rağmen yarışa kaydolmuştum. Vakit ve bütçe bulursam orijinal 50k rotasını koşmak için tekrar gelmek isterim.