Koşulabilecek dağ veri tabanı

Selam,

Sadece merakımdan soruyorum. Evereste çıkıp Sky Trail ya da herhangi bir trail yarışına katılan kaç kişi var Türkiye’de? Ben bir tek Girgin kardeşleri biliyorum.

Senin tarif ettiğin formattaki gibi yarışların önümüzdeki kısa, orta ve hatta uzun vade de düzenlenebileceğine pek ihtimal vermiyorum. Bu sene İznik Ultra katılımcılarına bir bakalım. 90K parkurunda kaç kişi vardı? 10 ya da 12 falan. Ulaşımı kolay, İstanbul’un hemen dibi. Fakat katılımcı yok. Acı ama gerçek bu maalesef.

Bu da çok normal değil mi? Bu forumun genel profili koşuyu hobi olarak yapıyor. Çoğunluğun başka bir işi var ve koşuya çocukluktan değil çok sonradan başlamış. Ben kendi adıma okuyorum araştırıyorum ama o arkadaşlara tavsiye verecek durumda değilim. Yanlış bir şey söyleme korkusu var ister istemez. Hiç bir antrenörlük eğitimim yok, hiç bir antrenörlük geçmişim de yok. Keşke olsaydı diyorum ama :slight_smile:

Oğuz Abi senin dediğin de çok doğru. Maalesef maratonlar dışında yol yarışları da yok ülkemizde. Dediğin gibi yol koşusu şeklinde sadece Elbistan var sanırım. Onu da gidip koşmak kısmet olmadı.

Benzer şekilde 12 saat 24 saat yarışları da yok. Aslında bu yarışları düzenlemek konuştuğumuz diğer formatlara göre daha kolay olmalı değil mi? Lojistik açısından her şey kolay. Sadece bir piste ihtiyaç var. Neden düzenlenmez hiç anlamıyorum. Bu yarışlarda katılımcı sıkıntısı da olmaz bence.

5 Beğeni

2006 Everest Tırmanışı’nda Soner Büyükatalay ve Serkan Girgin @girgink zirve yapmıştı. Soner de geçmişte birçok yarış koştu. (Önümüzdeki hafta da Serkan, @tgirgin ile Soner de Derya Duman ile PTL’de yarışacaklar.)

3 Beğeni

2006 Everest Tırmanışı’ndaki 10 Türk dağcının tamamı zirve yaptı. (2 farklı grupla farklı günlerde) İlgili belgeseli tavsiye ederim. https://www.youtube.com/watch?v=zfUqnvs2iV0

7 Beğeni

Dağcılık yapıp koşmayı sevenler genelde dağ koşularından keyif alırlar, onun ötesinde sınıflandırma yapmaya bence gerek yok, çünkü dağcı olmayıp dağları seven ve dağlarda koşan da çok insan var. Dağcılık da aslında çok geniş bir terim, koşu gibi, o yüzden çok genellememek daha iyi.

Aladağlar Sky Trail’i düzenlememizin nedeni Aladağlar’ın yurtdışı kalitesinde bir Sky Trail’i hak ediyor olmasını düşünmemiz, Aladağlar’ı iyi tanımamız, ve organizasyon için de yeterli organizasyon ve teknik bilgisine sahip olmamızdı. Aynı Kapadokya’yı düzenlemeye başladığımız zaman gibi bir vizyonu da vardı, örnek bir etkinliğe dönüşmek ve bir ISF etkinliği olmak. İlkini başardık. İkincisi gerçekleşemedi çünkü o dönem ISF ilişkileri için federasyon gibi resmi bir kurum olmak gerekiyordu. Detaylar uzun, burada girmeye gerek yok. Tahtalı ile gerçekleşmiş olması çok güzel.

Mevcut durumda Sky Trail tarzı yüksek dağlarda geçen koşular, teknik olmadıkları sürece, ülkemizdeki herhangi bir organizasyon için çok risklidir. Güzel dağlarımız, rotalarımız var, ama teknik ve kurtarma altyapımız yok. Etkinlik sayısının artmaması normal, hatta artmaması bence daha sağlıklı eğer insan hayatına önem veriyorsak. Yetkin insanlar organize etkinlik olmadan da kendi başlarına teknik rotaları koşup, bilgileri paylaşabilirler. Bu konu başlığı o yüzden güzel, paylaşımların devam etmesi dileğiyle.

18 Beğeni

3 Beğeni

Aladağlarla birlikte en çok sevdiğim dağ silsilesi oldu Dedegöl/Anamas dağları. Dağın her tarafında çok uzun kaya blokları var. Zaten Kaya tırmanışı için Türkiye’deki önemli noktalardan biri olan kuzukulağı yaylası da bizim kamp yaptığımız Melikler yaylasına göre dağın batısında kalıyor. Bu sefer vakitten dolayı oraya gidemedik.

Öncelikle yoldan bahsedeceğim. Ulaşması çok kolay. Kendinizi bir şekilde Isparta’ya, Konya’ya atabildiyseniz asfalt yol Melikler yaylasına 2 km kalana kadar devam ediyor. Buradan sonraki yolu da normal araçla gidebilirsiniz.

Melikler yaylası bende çok anlamsız tatlar bıraktı. Normalde gökyüzü gözlemi için çok iyi bir nokta ama biz gittiğimizde geceleri yağışlıydı. İkinci gece ise ay çok kuvvetliydi ve diğer yıldızlara kendini gösterme fırsatını pek göstermedi.

Upuzun ardıç ve sedirlerin üstünden yükselen dev gibi bir dağ manzarası var. Bir insan bir noktaya günlerce bakar ve sıkılmaz mı.

Neyse konunun asıl amacına dönelim. Melikler yaylası dedegöl zirve arası 5.5 km civarı. Parkur giriş yaptıktan sonra patikaları çok belirgin bir parkur. Bu yüzden Likya yolundaymış gibi, ama çok dik bir Likya yolu, hissiyatı var. Bence Meliklere kamp kurup, günlerce çıkılıp inilebilir. Yenişarbademlide ise 11-12 km civarında tutuyor. O da alternatif olarak kullanılabilir.

Tabi biz yürüyerek dedegöl Zirve yaptık ama biraz üstüne düşülürse koşulabileceğini düşünüyorum. Bunun dışında Dedegöl aslında Anamas dağları’ndan sadece birisi ve yukarıdan baktığınızda da görüyorsunuz, içeride birçok vadi ve geçit ve göl barındırıyor. Sadece zirve olarak düşünmeyip bu noktalardan da geçiş sağlanabilir.

Bizim yürüyüş videomuza buradan ulaşabilirsiniz. Bir gün yürüdüklerimi power hiking/koşu karışımı tekrar denemek istiyorum’:

Edit: sanırım YouTube’dan bağlantı vermede bir sorun oluşuyor. Düzelince link ekleyeceğim

16 Beğeni

:slight_smile:

6 Beğeni

Ben ne yaptıysam olmadı. Eline sağlık :slight_smile:

4 Beğeni

Araya bir ters slash girmis, _ oncesine…

3 Beğeni

Taşeli. Aslında yukarıdan bakılınca bir dağdan bahsetmiyoruz. Fakat deniz kenarından baktığımızda torosların bir sırası gibi devam eden devasa bir duvar. Hele bu karlı kış günlerinde adeta kuzeydeki akgezenlerden winterfelli koruyor gibi görünüyor.

Uzun süredir aklımda olan, boş zamanında sağından solundan rotalar çizip yolunu bulmaya çalıştığım bir rotaydı. Rotayı da oluşturalı en az bir 5-6 ayım olmuştu. Bir whatsapp grubumuzda yarışlar hakkında konuşurken Alanya ultranın zorluğundan bahsediyorduk. Tabi Alanya Ultra’nın da hakkını yemek istemem, oldukça zor bir parkur ama hazır konuşulurken arkadaşlarıma Taşeli Platosu’ndaki rotamdan bahsettim. Çok güzel bir tepki aldım. Bir ara katılmak isteyen kişi sayısı 9u bulmuştu.

Bu rotanın benim için çok ayrı bir önemi var. Taşeli platosuna en yakın dağ köyü olan Akoluk ya da eski adıyla Sünne konar göçer zamandan beri atalarımın yaşadığı benim köyüm oluyor. Dedem zamanında buralardan göçüp Anamur ovasına yerleşmişler.

Tabi memleket olunca lojistik olarak çok rahattık. Gazipaşa havalimanına iniş yaptıktan sonra 5 kişilik ekip olarak bir maxi doblo kiraladık. Maxi doblo 5 kişiye fazlasıyla yetiyor. Ben zaten doblo fetişisti birisi olarak doblo kiralama fırsatım olunca hiç kaçırmıyorum. Sonrasında hepimiz kendi evimde konakladık.

Rotanın başlangıcı Güngören (eski adıyla Teniste) köyü, konakladığımız yere yaklaşık 1 saat mesafedeydi. Sabah çok erkenden köye vardık ve batonlarımızı açıp ortalama yüzde 11 eğimle yükselişimize başladık. Çıkarken tepede gördüğümüz karlı manzara bizi büyülüyor, yaklaştıkça güzelleşiyordu. Her güzelleştiğinde de durup bir fotoğraf çektirme ihtiyacı duyuyorduk. 8. km civarında dağın farklı bir yüzeyine ulaşıyoruz ve bir anda dağın soğuk yüzü ortaya çıkıyor. Burada kar eldiveni ve balaklavalar vs devreye giriyor.

Sonra buz zeminden bir çıkış yapıyoruz. Burası biraz zorluyor. Fakat kimse kayıp düşmeden parkuru tamamlayıp sert kara ulaşıyoruz.

Etkinlik için mükemmel bir zamandı. 5-6 belki daha fazla metreyi bulan kar son birkaç günde erimiş, sonrasında soğuk hava dalgasıyla hafif buzlanmış ve zemini sertleştirmişti. Daha soğuk olsa iyice zorlanacaktık, daha sıcak olsa, erimeler başlayacağından karı yumuşatacaktı. Ayrıca hava apaçıktı.

Çelik alanı yaylasına ulaşınca yüksek kar her şeyin üstünü kaplamış haldeydi. Tabelalar, evler, yolar, her şey. Buradan bitmeyen bir çıkışa başlıyoruz. Yer yer yumuşak yer yer sert kar bazen de buz zeminde ilerliyoruz. Bir yol yok, hepimiz minik Ali Rıza Bilal’leriz artık. Keşfimiz devam ediyor.

Ve en sonunda platoya ulaşıyoruz. Zirvede durup beslenip Kaşpazarı’na dorğu yola çıkıyoruz. Aşağıdan heybetli dağ silsilesi gibi görülen yerler artık minik minik tepelere sahip bir ova halini alıyor.

Kaşpazarı yaylası hayatımda asla unutamayacağım bir yer olacak. Evler karların altında. Çatıların üstünden geçiyoruz. Cami karla kaplı. Sadece minaresi ortada kalmış. Minareyle asker arkadaşı gibi fotoğraf çektiriyoruz.

Daha sonrasında iniş başlıyor. Öncesinde çıkarken avantajımıza olan sert kar bu sefer inişte biraz bizi zorluyor. Çok kaygan bir zeminde uçurumların kenarında yürüyoruz. Bir iniş karşımıza çıkıyor. Çok dik. Çok dikkatli inmeye çalışıyoruz ama inemiyoruz da zaten. Sonra @Osma kayıyor ve düşüyor. Bu onun için bir talihsizlik ama aktivite ve bizim için büyük bir kazanç oluyor. Baktık ki Yağız sağlam bir şekilde aşağıya ulaşabildi. Biz de popo üstü kaymaya başlıyoruz. BUradan sonra karlar bitene kadar bulduğumuz her fırsatı kayarak değerlendiriyoruz. Hepimiz çocukluğa dönüyoruz. Rota biterken artık popo üstü kayarken yön verebiliyor, istediğimiz zaman yavaşlayabiliyor, hatta durabilir hale geliyoruz.

Kar bitince bu sefer de buz dere yatağından iniş başlıyor. Burası rotanın en tehlikeli kısmı. Dikkatli bir şekilde aşağıya iniyoruz ve Akoluk köyünün yaylağına ulaşıyoruz. Alpin çayırları adeta karadeniz havası hakim buralarda.

Sonra köyüme ulaşıyorum. Bir kişiyle karşılaşıyoruz. Tabi ki de konuşunca akraba çıkıyoruz. Köyde şu anda Sünneli Kara Hasan’ın torununun 5 kişilik taytlı renkli kıyafetli bir ekiple köyden geçtiğinin konuşulduğuna eminim :slight_smile: Rahmetli dedem duysa sevinir miydi üzülür müydü bilemedim.

Tabi yukarıda çok vakit kaybetmiş oluyoruz ve artık beklenen finişe varış süresi akşam saat 21:30lara varmaya başlıyor. Bir de çizdiğim rotanın sonları karanlıkta geçmenin zor olabileceği bir rotaydı. Tabi geceye kalacağımızı beklemediğimden çizmiştim bu rotayı.

Aktiviteyi riske atmamak için ekip arkadaşlarımı ikna çabasına başlıyorum ve aradan bir yoldan bağlanarak tekrar geldiğimiz yoldan dönmek üzere bir karar alıyoruz.

Daha sonrasında 12 saati bulmadan hemen biraz önce, uzun bir iniş sonrası başlangıç noktasına ulaşıyoruz.

Mükemmel güzellikte, hiçliğin içinde, çok keyifli bir aktivite oldu. Bu aktiviteyi @solberg @mehmetbas @Osma @GurhanA ile tamamladık. Bir koşuforum takımıydık yani(teşekkürler @spinodal ). Şampiyonlar ligi gibi ama iyi niyetin havada uçuştuğu bir takımdı. İyi ki yaptık. İyi ki bu ekiple yaptık. Gelmek isteyip gelemeyenler de gelseydi tam olacaktı.

etkinliğin videosuna buradan ulaşabilirsiniz:

31 Beğeni

Yaptığım en keyifli faliyetlerin başında geldi, gerçekten muazzam bir coğrafya, tahminimden çok daha keyifli ve zordu, bir bakıma ufak bir ekspedisyon yaptık. Koştuk, yürüdük, tırmandık, kaydık. Batonu kazma gibi kullanmayı bile becerdim :sweat_smile: Patika koşusu diye başlayıp alpin dağcılığa evrildi resmen. Ve en önemlisi bu faliyeti on numara bir ekiple yapmaktı, bu ekipte olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. @ggg ayrıca kıymetli annen ve babanın da ellerinden öpüyorum, 5 koca çocuğa 3 gün bakıcılık yaptılar resmen :grinning_face:

10 Beğeni

Seneye daha kalabalık bir grupla gitmek lazım. Sırf şu fotoğrafı çekmek için bile giderim. Kısmet artık. Bu akşam tv karşısına geçip seyredeyim bu filmi. @spinodal in kurduğu bu forum çok şeye her şeye hizmet ediyor. Aradığımızı burada buluyoruz. Tebrikler.

8 Beğeni

Hocam ayaklarınıza sağlık, tebrikler..
Çocukluğuma götürdünüz beni, biraz daha kuzeyde Ermenek’te büyüdüm ben de..
Size ayak uydurabilecek seviyeye gelebilirsem katılmak isterim ileride..
O ağaçlar sedir, evet :slight_smile:

2 Beğeni

@nkoner her sene bu şekilde olmuyormuş. Taşeline bir sonraki aktivite ne zaman olur bilemedim ama daha gidilecek görülecek koşulacak birçok yer var. Foto sözüm olsun :slight_smile:

@ndogan batırıktan dolayı hemşeri sayılırız bence. Ermenek’i iyi bilirim henüz hiç gitmemiş olsam da. Hazır hissettiğinizde beklerim :slight_smile:

4 Beğeni

@ggg batırık direk hemşeri yapıyor :smiley:
teşekkür ederim, umarım size ayak uydurabilecek seviyeye gelirim..

2 Beğeni

‘Koşulabilecek dağ’ başlığından çok fazla sapmamak için ilk gün yaptığımız 4 saatlik aktiviteden fazla bahsetmeyeceğim. Yoksa Dragon Çayı’nı geçtiğimiz asma köprüde, Mamure Kalesi manzaralı beyaz kumlar üzerinde ve Beşparmak Dağlarını tam karşıdan gören Azıtepe’de yaşadıklarımız da unutulmaz.

Yakın zamanda birkaç kez buluşup farklı yerlerde koştuk fakat aklımızın bir köşesinde hep bugün vardı. Bizi bizden başka düşünenler de varmış. İlk akşam yemeğinde, hiç beklemediğimiz bir anda masaya böyle bir harita geldi. Gökhan’ın kıymetli babası, eski isimleriyle köyleri, çeşmeleri, patikaları, yaylaları, tehlikeli olabilecek kayalıkları tek tek rota üzerine işlemiş. Teknik toplantılar nasıl mı olmalıydı?

Başlangıç noktamız 500 metre irtifadaki Güngören köyü. İlk 20km’nin neredeyse tamamı çıkış. Yükseldikçe hava soğumaya, akan sular donmaya başlıyor. Plato tam olarak hangi noktada başlıyor bilmiyorum ama ben duvarı 16. km’de Çelikalanı Yaylasına geldiğimizde aştığımızı düşünüyorum çünkü buradan itibaren beyaz denizden başka hiçbir şey yoktu önümüzde. Yollar, tabelalar, çatılar artık herşey altımızdaydı. Aynı zamanda @solberg 'in de doğal yaşam alanına girmiştik sanki. Karla kaplı arazide düz yolda yürür gibi ilerleyişini şaşkınlıkla izledim. Arkasında cebelleşirken dışarıdan çok komik göründüğüme eminim. Bu kararlı yürüyüş gruba müthiş bir tempo kazandırdı. Buradan düştüğüm yere kadar olan bölümü sadece 2 saatte geçtiğimizi görünce çok şaşırdım. Derin karda yürüdüğümüz bölümler bana çok daha uzun gelmişti.

Bizi Çelikalanı Yaylası’na çıkaran zigzaglar 1. kritik noktaydı. 2. ise Kaşpazarı Yaylası’nı geride bıraktıktan sonra başlayan inişler. Yükseldikçe yamaçları yalayıp geçen rüzgar deydiği heryeri buza çeviriyor. Ayağınızın altındaki yumuşak kar bir anda jilet gibi kayıyor. 2. kritik noktada, en önde minik adımlarla ilerlerken kaydım ve sanırım 100 metreye yakın sürüklendim. O kadar dik bir yer ki bana en yakın olan Mehmet haricinde kimse nereye düştüğümü görmedi. Düşmek sorun değil. Düşer düşmez bu kadar hızlanmak ve olaya müdahale edememek gerçekten ürkütücü. İplerini bileklerime geçirdiğim için benimle birlikte son sürat gelen batonlardan birini tutmak için yüz üstü döndüm. İlk denememde kavrayamadım. Tekrar yan döndüm derken birkaç deneme sonucunda batonu vurabildim. Fakat ben batonu saplayana kadar zaten eğim bitmiş ve kendiliğimden durmuş bile olabilirim. Ben sağ salim ayağa kalktıktan 2 dakika sonra burası lunaparka döndü.

35.km’de, 9. saatte, inişe başlamış ve hızımızı alıp kilometreleri de toplar hale gelmişken bir anda yüzümüzü duvara geri döndük. Taşeli’nin mıknatıs etkisi ve mental mücadele burada başladı. Yukarıda zaten bilinmezler silsilesinden geçmiştik. Şimdi yeni bir bilinmeze doğru yola çıktık. Toplamda çıkacak mesafenin 60lara dayanacağını farkeden ve tahmini bitirme saatinin iyice karanlığa sarkacağını gören @ggg bu kritik kararı alarak rotayı tekrar yukarıya, Teniste Yalağı’na doğru döndürdü. Böylece enerjimizin ve erzağımızın biteceği o son saatlerde, karanlıkta, orman içlerinde ilerlemek zorunda kalmadık.

Maraton mesafesini bitirdiğimizde rotamızın 12. kilometresine geri dönmüş olduk. Buradan sonrası iniş. 11. saate yaklaşıyoruz. Artık hayatımın en uzun aktivitesi diyebilirim ama 12 km daha koşmam gerekiyor. Gün doğumundan gün batımına kadar koşmak hep hayalimdi. Böyle bir ekiple böyle bir coğrafyada bunu yapabilmek çok daha anlamlı oldu. Sonlara doğru bu sevincimi paylaştığımda @GurhanA sırada gündoğumundan gündoğumuna koşmak olduğunu söyledi. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Gürhan abi demişken… bu güvenli limana kaçıncı kez sığındığımı bilmiyorum. Alacakaranlıkta, onun sakinliği ve dinginliği himayesinde su gibi akıyorum. Böyle bir tecrübeyle, yorgunluktan hiç konuşamasam da kilometrelerce ilerlemeye devam etmek ne büyük şans ne büyük keyif…

Aşağıdan geleni kabul etmeyen, üzerine bir şekilde çıkanı da kolay kolay geri bırakmayan bir karakteri var bölgenin. Plato etkisinin ne demek olduğunu sanırım daha iyi anladım. Bir karar vermeniz lazım. Devam mı edeceksiniz? Geri mi döneceksiniz? Şartları görünce ülkenin gerçek dağcılarına bir kere daha saygı duydum. Buraya sadece boyun eğebilir ve hayranlık duyabilirim. Ve ufacık bir parçası olabildiysem de ne mutlu.

20 Beğeni

Bundan daha güzel anlatılamazdı @Osma :star_struck:

6 Beğeni

İnstagram paylaşımlarınızı ilgiyle takip ettim, hatta bu kadar kar nerede var diye konumu açıp inceledim. Konuma şaşırdım açıkçası kar yüksekliği olarak. Harika manzaralar..
Okumak da ayrı keyifli oldu. Tebrikler ayaklarınıza sağlık. Geniş zamanda tv’den videoyu da izleyeceğim. Tüm ekibe tebrikler tekrardan.

7 Beğeni

FKT başlığına mı buraya mı yazayım emin olamadım ama yazı-tura ile buraya geldim :slight_smile:

Daha öncesinde fktye yüklediğim Ihlara-Hasan Dağı rotası vardı. Rotayı yükledikten sonra her sene gittiğim bölgeye bir daha uğrayamadım. Zorlu, ama herkesin de denemeye kalkışabileceği bir rota belirlemeyi çok istiyordum. Uludağ Marmara bölgesinde bunu yapabileceğimiz en güzel yer.

Açıkçası klasik zirve hattı da güzel, fakat yaptığımız bu rota Uludağ’ın hazzını en uzun ve en güzel yerlerinden yaşayabileceğimiz bir fırsat sunuyor. Uludağ’ın en doğusundaki Fevziye köyü ile Zeynileri birleştiren fakat rotanın neredeyse yüzde 70ini zirve hattında geçirdiğimiz, kendim çizdim diye demiyorum, inanılmaz güzel bir rota oluştu.

Koşudan önce rotayı FKT sitesine yükledim. Koşumuzu da bugün yarın yükleyip, doğal olarak desteksiz grup kategorisinde FKTmizi 8 saat 21 dakika alacağızdır. Rotanın uzunluğu 46 km. 2420 metre yükselti kazanımı varken, 2510 m inişi bulunuyor.

Rotayı çizerken hiç fark etmemiştik fakat başlangıç noktamız oluk oluk akan bir çeşme ile başlıyor. Biz kişi başı 1.5 litre suyu zorunlu malzeme yapmıştık. Fakat yolda hiç doldurmadan rotaya gelebilirsiniz. Sonuçta benzinlikten alınan suya göre kesinlikle suyu daha güzel. Fevziyeden sonra 6 km civarı 400-450 metre kazanımlı bir çıkış başlıyor. Buraları rahatça koştuk. Yolun en sonunda ise sağa dönerken belirsiz bir patikanın içerisinden geçiyoruz.

Burada artık saatteki izleri takip ediyoruz. Belli ki yürüdüğümüz yerlerde patika varmış. Çünkü bazen patika kendini belli ediyor, fakat genellikle kendi yolumuzu kendimiz buluyoruz. 7.5ta çok güzel bir yaylaya ulaşıyoruz. Henüz buraya insanlar yazlık olarak ulaşmamışlar. burada yine buz gibi ve mis gibi bir su var. Bu bizim zirve hattı öncesi son su noktamız. Burada ikmalimizi yapıp yayladan ayrılıp yukarı çıkışa başlıyoruz.

Çıkışta önceden de tahmin ettiğim gibi herhangi bir yol yok. Bodur göknarların üstüne basa basa kendi yolumuzu buluyoruz. Çıktıkça çok az karla birlikte uzaktan katil bir balinaya benzeyen sırt hattı ortaya çıkmaya başlıyor. İlk ve uzun çıkışı tamamlayınca henüz 1000 metre yükselmiş oluyoruz. Sonra yine kendi yolumuzu bulduğumuz, uçurum kenarı bir yan geçiş yapıp, ilk kar geçişimizi tamamlıyoruz.

Sonra tepedeki çimenliklere ulaştığımızda yoğun bir rüzgar ve ani bir soğuk başlıyor. Orada hemen üstümüzü değiştiriyoruz. Yağmurlukları giyiyoruz. Ardından bazen kaya tırmanışına dönen bir çıkışa başlıyoruz. Baya uğraşıyoruz buralarda ve sonunda sırt hattına ulaşıyoruz. Toplam yükselti kazanımımız 1900 e ulaşmış durumda. Artık onlarca kilometre sürecek olan keyifli zirve hattına girmiş bulunmaktayız.

Daha önce batıdan zirveyi çok kez gördüm. Fakat keyifli olan kesinlikle doğudan zirve yapmak. İnanılmaz güzel bir sırt hattı. Bazı yerler kılçık diye tabir ettiğimiz bir yapıda. Yani pek risk yok ama iki tarafta da uçurum ve inanılmaz manzaralar sunuyor. Havada sis iyice artıyor. Rüzgarın etkisini de hissediyoruz.

Ta ki zirveye yaklaşana kadar. Zirveye gelirken bulutlar bir süreliğine dağılıyor. Buzul göllerini videoda göstermeyi çok istiyordum ve şansıma tam da o sırada görüş açımız açıldı.

Büyük zirveden sonra ise bildiğimiz kısma başlıyoruz. Uzun süredir yer yer koşabilsek de, buradan sonra artık kesintisiz koşmaya başlayabiliyoruz. Madene kadar o gün zirve yapmış dağcılarla birlikte ilerliyoruz. Daha sonrasında ise hedefimiz tüm zirve hattını sonuna kadar bitirmek olduğundan biz küçük zirveye doğru dönüp zirve hattını takip ediyoruz.

Bu kısımlara da ilk kez ulaşıyorum. Yokuş aşağı daha yoğunluklu, fakat öyle kolay inilen yokuşlar değiller. Bu arada suyum tamamen tükenmiş durumda. İçtiğim jeller midemde sorun yaratıyor. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum.

Zirve hattından tam koptuğumuz anda buzul suyu akıyor. Biliyorum normalde içmemek gerekiyor. Hatta içilmemesi gerektiğini çok kötü bir deneyimle yaşadım daha önce. Fakat 2 flask kana kana içtim. Neyse ki sorun olmadı. O kadar iyi geliyor ki su içmek. Hayata dönüyorum adeta.

Sonra asfalta çıkıp daha sonra tersten 30 parkuruna bağlanıyoruz. Dolayısıyla o ünlü 30 km duvarı bizim için bir iniş oluyor. Bu çıkış çok zor ama emin olun bu çıkışın inişi de çok zor. Hele bir gün önce yağış aldığı için toprak da zayıf kalıyor ve oldukça quad zorlayıcı bir iniş başlıyor.

Finişe geldiğimizde sürelerimiz 8 saat 21 dakikayı gösteriyor. Ben 6.5 saatte bitirebileceğimizi düşünüyordum. Ekip olarak da 6.5-7.5 saat arasında tahmin etmiştik. Fakat rotanın zor olacağını önceden tahmin etsek de bu kadar zor olacağını tahmin etmemiştik.

Netice olarak çok keyifli bir gün geçirdik ve hep hayalim olan bir FKT rotası oluşturma işinin ilk aşaması gerçekleşmiş oldu. Tabi başka kişilerin de koşması gerekiyor ki rota asıl amacına ulaşsın. Yani bu nedenden de değil sadece, iddia ediyorum, bu taraflarda yapabileceğiniz en güzel rota. O yüzden kesinlikle denemenizi isterim.

Çok şanslıyım, çünkü birbirinden değerli yol arkadaşlarım var. Spor sevgisiyle bizi uğurlamaya gelenler var. Biz de ekip olarak katkı sunmak için bir şeyler yapan kişilerden öğrenip, kendimizce katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bir parçası olduğum için çok müteşekkirim.

Youtube videosuna buradan ulaşabilirsiniz:

FKT:

strava kaydı:

21 Beğeni

Güzel bir etkinlik daha, tebrikler …

2 Beğeni