Ne Eksik Ne FazlaUludağ Premium Ultra Trail 30K
Ultra trail; maraton mesafesi olan 42,195 kilometreden daha uzun, asfalt yerine çoğunlukla patika, dağ, orman ve zorlu doğa arazilerinde yapılan koşu yarışlarına verilen addır. Sadece bir koşu yarışının ötesinde; yüksek irtifaya uyum, değişken hava koşullarına hazırlık ve tüm bunların yanında fiziksel ile mental dayanıklılık gerektiren bir disiplindir.
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ultra trail yarışları her yıl daha fazla ilgi görmektedir. Türkiye’deki en prestijli organizasyonlardan biri de Bursa’da düzenlenen Uludağ Premium Ultra Trail’dir. 17-18-19 Temmuz 2026 tarihlerinde dokuzuncusu gerçekleştirilen bu etkinlik, her yıl binlerce koşucuyu Uludağ’ın zorlu ama bir o kadar keyifli patikalarında bir araya getiriyor.
Uludağ Ultra ile tanışıklığım geçen yıl katıldığım 16K parkuru ile başlamıştı. Parkurdan ve organizasyondan aldığım keyif sonrası bu yıl kendimi 30K start noktasında buldum. Yarış beklentilerini, organizasyon kalitesini, güçlü ve geliştirilebilir yönleri amatör bir koşucu gözünden, “Ne Eksik Ne Fazla” tarafsızca değerlendirmek istedim.
1. Yarış Öncesi: Kayıt Süreci ve Organizasyon
Kayıt sürecinden kit dağıtımına kadar olan ilk aşama oldukça sorunsuz ve derli topluydu. Yarış öncesinde bilgilendirmelerin zamanında yapılması, kit alım alanındaki düzen ve organizasyon ekibinin yönlendirmeleri yarışa zihinsel olarak rahat başlamamı sağladı.
2. Parkur: Zorluk Derecesi ve Teknik Özellikler
30K parkurunun ilk 2 kilometresi tamamen asfalt zeminde ve dik bir tırmanışla başlıyor. Geçen yıldan çıkardığım dersle, bu yıl ilk iki kilometreyi yavaş, hatta yer yer yürüyerek ve nabzımı tamamen kontrol altında tutarak geçtim. 3. kilometre itibarıyla patikaya giriş yapılıyor ve single track bölümü başlıyor. 7. km’ye kadar teknik iniş-çıkışlarla devam eden hat, 7. km sonrasında genişliyor ve ilk Checkpoint’e (CP) kadar ağırlıklı olarak iniş devam ediyor. Özellikle yokuş aşağı tempolu koşmayı sevenler için oldukça keyifli; ancak teknik zemin yapısı nedeniyle bilek kontrolüne ve dikkatli adımlara ciddi şekilde ihtiyaç duyuluyor. Buradan Zeyniler CP’sine yani 18.km civarına kadar olan bölüm bence yarışın en rahat, en keyifli ve akıcı kısmı. Parkurun el vermesi sayesinde tempo tutturmak çok mümkün; ancak Zeyniler sonrasında sert bir tırmanış geleceğini bildiğim için bacakları tüketmemek adına tempolu ama kontrollü indim. Bu bölümde 17.km’de yer alan Bursa manzarası kesinlikle görülmeye değer ![]()
Zeyniler CP’sinden hemen sonra ise yarışın kaderini belirleyen o meşhur tırmanış başlıyor. 20-25.kilometreler arasına herkes kendini zihinsel ve fiziksel olarak çok iyi hazırlamalı! Burada koşu imkansız! Burada bir koşu yarışına değil, zorlayıcı bir trekking etkinliğine katılmış hissedeceksiniz. Parkuru önceden bilenler batonlarından, bilmeyenler ise bulduğu ağaç dallarından tam olarak burada medet umuyor :)
‘25.km’yi geçtim, tırmanışlar bitti’ diye sevinen olursa şimdiden uyarayım, sevinmeyin! Tam ‘rahatlıyorum’ dediğiniz anda parkur sizi tekrar çıkışlarla karşılıyor. Tabii ki bir ‘Zeyniler çıkışı’ değil, ama bitiş çizgisine kadar düz bir nokta görmek neredeyse mümkün değil.
30.kilometreye geldiğinizde göreceksiniz ki daha koşacak en az bir kilometreniz daha var. Benim bitiş çizgisinde saatim 31.4km’yi gösteriyordu. Diğer koşucular arasında daha fazlasını da gördüm, ancak hiç 31 km altında parkuru tamamlayan görmedim. Ben bunu bilerek gitmiştim, o yüzden bana sürpriz olmadı, ama birçok koşucu için bu da ufak tatlı (!) sürprizlerdendi..
3. CP’ler: Beslenme İstasyonları ve Destek
Yarışın en güçlü ve takdire şayan yönlerinden biri kesinlikle beslenme istasyonlarıydı. Yarış boyunca geçtiğimiz üç ana istasyon da (Kirazlıyayla, Zeyniler ve Sarıalan CP) organizasyon başarısının en açık kanıtıydı.
Gerek yiyecek-içecek çeşitliliği gerekse CP noktalarındaki görevlilerin samimi ve motive edici yaklaşımları yarışın ritmini doğrudan etkiledi. Her CP’de ayrı bir ilgi ve destek gördüm. Mataramı doldururken birinin bana güler yüzle yiyecek uzatması, “Harika gidiyorsun” diyerek moral vermesi sadece fiziksel değil, mental olarak da müthiş bir enerji sağlıyor. İnsan CP’lerde enerji tazelemek istiyor ama bazen bu destek, katı ve sıvı gıdaların bile üstünde bir güç veriyor. Uludağ’ın CP’lerindeki o harika insanlara buradan ayrıca teşekkür etmek isterim.
4. İşaretleme ve Güvenlik
Parkur genelinde yönlendirme tabelaları ve işaretlemeler oldukça netti. Yanlış bir patikaya sapma endişesi yaşamadan, tamamen kendi yarış planıma odaklanabildim. Kritik kavşaklarda ve potansiyel riskli noktalarda konumlandırılan görevliler ve güvenlik önlemleri, koşucuya parkur boyunca güvende olduğunu hissettiriyordu.
5. Atmosfer ve Gönüllüler
Bir yarışın ruhunu oluşturan en önemli unsur gönüllülerdir. Uludağ Ultra’da görev alan tüm gönüllülerin güler yüzü, içten desteği ve enerjisi yarışın atmosferini bambaşka bir seviyeye taşımış. CP’lerde sağlanan o sıcak ortam, parkurdaki yorgunluğu unsettiren en büyük etkendi.
6. Gelişime Açık Noktalar
Genel deneyim oldukça tatmin edici olsa da organizasyon kanadında eleştirilmesi ve sonraki yıllarda iyileştirilmesi gereken önemli hususlar var. Bunların en başında ise kamp alanındaki su ve hijyen sıkıntısı geliyor.
Koşucuların büyük bir kısmının çadırlarda konakladığı düşünüldüğünde, geçen yıl var olan su imkanının bu yıl sağlanamamış olması ciddi bir mağduriyet yarattı. Bununla birlikte, organizasyon tarafından yarış öncesi sözü verilen seyyar duşlar da alana getirilmemişti. Bu organizasyonun yarısı kadar bile etmeyen etkinliklerde seyyar duş ve tuvalet imkanı rahatlıkla sağlanabiliyorken, böylesine köklü bir yarışta bu imkanın sunulamaması trajikomikti. Unutmamak gerekir ki bir ultra trail organizasyonunu bütünsel kılan sadece parkurlar değil; sporcuların yarış öncesi ve sonrasındaki konaklama ile hijyen konforudur.
Bir diğer husus ise etkinlik alanındaki iletişim ve kısıtlamalar. Yarışın ana sponsoru Uludağ iken su istasyonlarında suyun adeta “karaborsa” muamelesi görmesi son derece absürttü. Sporculara suyun adetle verilmesi ve ekstra su talep edildiğinde görevlilerden alınan ters tavır, yüksek efor sarf edilen bir ultra trail organizasyonuna hiç yakışmadı.
Son olarak yarış sonrası beslenme yetersizliğine değinmek gerekiyor. Harcanan yüksek kalorilerin ve çetin bir parkurun ardından finiş alanında sunulan yemek ikramı; miktar, çeşit ve içerik olarak son derece yetersizdi. Böylesine ağır bir efordan sonra sporcular, hızlıca toparlanmalarına (recovery) destek olacak nitelikte ve yeterlilikte bir öğünü kesinlikle hak ediyor.