20 Haziran 2026 Uludağ Doğu - Batı geçişi.
Yine en uzun günlerde en uzun aktivitelerden birini yapıyoruz. Artık parkurların gurmesi diyeceğim @ggg , bu rotadan bahsettiğinde çok heyecanlanmıştım ve koşmak için uygun tarihi beklemekten başka birşey kalmamıştı.
Öncelikle, Bursa’dan kalkıp bizden önce Fevziye’ye gelen, ayak üstü 5dk sohbet edip, fotoğraflarımızı çekip geri dönen Melih Balaban gücümüze güç kattı. Bir benzerini İA9’da Bolayır’da yaşamıştık. Alt tarafı koşacaksınız ama hiç tanımadığınız insanların yürekleri sizinle atıyor.
Çok sert başlangıç oldu. İlk kilometrelerdeki dikey yük doğrudan baldırlarıma bindi. 1.5 litre su, 10 adet jel, tatlı tuzlu katı gıdalar, yedek elektrolitler, baton, yedek üst, yağmurluk, diğer zorunlu malzemeler (kafa feneri, battaniye vs.) Bu ağır yükle agresif başlangıç kalflarımı hemen şişirdi. İlk çıkışlarda, sık orman geçişine kadar baton açarak bir nebze rahatladım ve tempoya ayak uydurmaya çalıştım. 8 saatlik beslenme planı kurmuştum ama herşey ucu ucuna yettiği için görünen o ki 8 saatin de yedeğini almam gerekirmiş. 1.5 litre su kesinlikle yetmedi. 5. km’deki yaylada suları doldurmamıza rağmen 30. km’de, zirve hattının batı kanadındaki son noktada kar suyu içmek zorunda kaldık.
Sanıyorum Babadağ’daki kaya tırmanışından daha zorlu bir tırmanış yaptık. Uludağ’ın güney yamaçlarındaki kayalar biraz daha yassı ve küçük. Zemin yer yer kaygan. Adım atmak ve tutunmak için sağlam bir yer aramanız gerekiyor. Doğrulup arkaya bakmak çoğu zaman mümkün değil. Zirve hattına çıktığımızda bizi karşılayan kılçık muhteşem. Uçurum hissi artık dört bir yanımızda. Yine de bu geçişinin herhangi bir tehlikesi yok.
Bu zamana kadar en çok zorlandığım aktivite diyebilirim. 20-25km boyunca 2000-2500m irtifada devam eden bir çizgi. Öncesi ve sonrasındaki orman geçişleri… Ne yesem doymuyorum. Yarım saatlik dilimler rüzgar gibi geçiyor. 2. saatten sonra beslenme takibini kaybediyorum. İşin zorlu ve uzun süreceğini anlayınca sık sık yemeye devam etmektense, birazını bilinmez sona bırakmayı seçiyorum. Doğru bir karar mı bilmiyorum. Manzara güzel. Ama her dalışında karar verme yeteneğinden çalıyor. Zirve sonrası bende işler iyi gitmiyor. Grubun en zayıf halkası benim. Kimseye söylemiyorum ama içimde oteller bölgesinde bırakırsam nasıl olurun muhasebesini yapıyorum. Sisler içinde ilerlerken mücadele yavaş yavaş mental boyuta geçiyor.
- Oğlum iki gündür koşuyorum sanki…
Şaşırmalara doyamıyoruz. Görüntülere bakıyorum, hepimizin elinde telefon. Büyülendiğimiz manzarayı kaydetmek istiyoruz. Fakat yukarıda kaybettiğimiz her bir dakikayı dağdan inerken arıyoruz. Çobankaya kamp alanını geçtikten sonra gün Zeyniler’in arkasına düştü. Tepeden ışık almayan orman kararmaya başladı. Burada gözleri iyi görenleri öne aldık. Önde ben kalsaydım bir ayının ağzının içine girene kadar durmazdım. Bağırmaya pek mecalim kalmadığı için bu kısımlarda sık sık düdük öttürerek ilerledim.
- Her gün koştuğumuzun yarısı kadar kaldı…
Zeyniler’e iniş. İşte bölüm sonu canavarı. Dağlarda 40km koştuktan sonra bu duvardan inmenin ne demek olduğunu ayağınız bir taşa takıldığında anlıyorsunuz. O kısacık anda öne doğru yuvarlanmamak için kendinizi kasmanız gerekiyor fakat bu işi yapacak kas grupları sizi duymuyor. Fevziye’den yukarı çıkarken kanla dolup taşan baldırlar rahat, parçalanma sırası quadlarda. Öncesinde, küçük zirveden sonra da çok sert bir iniş var. Batonu ikinci ve son kez bu bölümde kullandım. Bu tarz sert, kayalık inişlerde, önce batonu vurup sonra ayağımı koymak beni biraz rahatlatıyor. Çalı çırpı içinde ben batonu çalıştıramıyorum, tahmin ediyorum bendeki Gipron biraz ağır ve boyuma göre de uzun. Koşunun başlangıcındaki düşünce şelaleleri donmuş. Kalan her kilometre çok. Artık metreleri sayıyorum.


