Merhaba arkadaslar Ben koşmaya yaklasik 2 bucuk hafta once basladim.Başlama sebebim daha sağlıklı olmak fit olmak vs gibi motivasyonlar.Genelde benim gibi yeni başlayanlarda şunu görüyorum,belli bi seviyeye gelince çoğunluk bir yarisa katiliyor ve o yaris bagimlilik yapiyor,ilerde 10 k yari maraton vs.o kisi seviyor bu yaris islerini.benim sorum şu:Koşu yarışları gercekten zevkli mi geçiyor,(tamamen bilmedigimden soruyorum)derece vs bi başarı yakalasan gördüğüm kadariyla tatmin edici bi ödül,para vs. Yok ayakkabi canta dumenden şeyler gibi ödül.koşu yarışlarina katilmak sosyalleşme açısından mı çok iyi.Insanlari koşu yarişlarina motive eden ve sizi motive eden nedir? Tesekkurler…
Benim motivasyonum kesinlikle yarışmak değil.Öncelikli olarak şehir dışı yarışları küçük birer ara tatil gibi oluyor.Günlük rutinden uzaklaşmak için bir fırsat oluyor.Sosyalleşme bununla gelen bir promosyon gibi.Özellikle ilk başladığımı yıllarda neredeyse tüm yarışlara gitme isteği vardı,ama insan yıllar geçtikçe daha seçici olmaya da başlıyor…
Herkesin motivasyonu farklı tabi ama benim için ara sıra benimle aynı zevki ve pozitif duyguları paylaşan insanlarla bir araya gelmek bir topluluğun parçası olma hissini besliyor. Çoğu yarış pozitif atmosferi sayesinde festival havasında geçiyor zaten, yarıştan önce ve sonrası güzel bir anı olarak kalıyor. Bir müddet sonra fark edeceksiniz, iki farklı sosyal halkanız olacak. Aileniz ve arkadaşlarınız ilk halka, koşu sebebiyle tanıştığınız insanlar yeni bir halkayı teşkil edecek. Bu iki halka genelde birbirinden çok keskin şekilde ayrılmış oluyor, aileniz ve arkadaşlarınız size deli gözüyle bakmaya başlıyor. Yarışlar işte bu ikinci halkayla bir araya gelmenizi ve “Ben deli değilim, bu kadar insan delirmiş olamaz” demenize vesile oluyor.
Bir de parkurun trafiğe tamamen kapalı olması, yarış içi imkanlar vs. sebebiyle parkurda en iyi derecenizi yapmaya en müsait zamanlar yarışlar oluyor.
Son olarak yarışlar gitmediğiniz, belki hiç gitmeyeceğiniz ve hatta bazı yarışlar için gidip görmenizin de mümkün olmadığı coğrafyaları görmenize vesile oluyor, bu da bir motivasyon kaynağı.
Birkaç elit atlet için onlar yarış olabilir ancak çoğumuz için birer spor etkinliği.
Önceki 10K koşusunda 52:45 yapan kişi o koşuda 49:59 yaptığında ödülü odur. Bu paradan daha değerlidir çünkü zaman kadar değerlidir.
Yaş ilerledikçe yaş almaya direnme , yılların getirdiği yorgunluk çöküş , cinsel performanstaki çizgiyi koruma, gibi gerçekçi faktörler ön plana çıkıyor koşmak bir mecburiyet halini alıyor.
Düzenli koşuya teşvik etmesi, sosyalleşme (harika insanlar tanıdım ve tanımaya devam ediyorum), hiç görmeyeceğim yerleri gezip görme fırsatı (Latmos Bağarcık Köyü’nü gördüğümde Türkiye’de böyle yerler mi varmış diyerek huşu içerisinde donakalmıştım), her seferinde kendimi bir ileriye taşıma, yaş almama rağmen geliştiğimi görme ile artan özgüvenim, yarış ruhunun beni ileriye götürmesi (yoksa tembelim sıkıntıya gelip zorlamıyorum kendimi) ve totalde hepsinin ruh sağlığıma iyi gelmesi. Genel olarak bizim topluluk pek dış ödül peşinde değil diye düşünüyorum,1000 kişinin katıldığı yaş ortalaması 30’u geçen bir yarışta motivasyonel faktörler çok farklı olabiliyor. Bizler profesyonel değiliz, en azından ben ve çevrem iş-aile- sosyallik- koşu dengesini ölçüde tutmaya çalışan amatörleriz ; benim gördüğüm sedanter hayatımızdan kurtulma, sevmediğimiz tonla şey yapmak zorunda olduğumuz hayatımızda “sırf kendimiz için, sevdiğimiz bir şeyi yapma, kendimize vakit ayırma, anlam bulma” ihtiyacıyla (iç ödüller) girdiğimiz bu yolda koşu tutkunu olarak yola devam eden/etmeye çalışan heterojen bir grubuz.
benim için madalya koleksiyonu oluşturmak bunlardan birisi. ![]()
Abi kalmadı desem inanır mısın, çok ters köşe cevap gibi olacak ama…
Yaşadığım şehir başkent dahi olsa yarışlar bakımından diğer şehirler kadar avantajlı olmadığını düşünüyorum. Yakınımda gidebileceğim yarışlarda bile yol, konaklama, yarış kaydı derken yarış başına ciddi bir bütçe çıkıyor ve bu konu organizasyona göre de baya değişkenlik gösteriyor.
Yaptığım planlar vardı ama sanırım bu sene biraz farklı kafayla gideceğim. O bütçeleri denemek/ilerletmek istediğim spor dallarının (bisiklet, yüzme, oryantiring gibi) ekipmanına, gerekli üyeliklerine vb. yatırmak bana daha mantıklı geldi. Koşu noktasında da misal, paylaşılan ya da kendi oluşturabileceğim rotalarda saatimden faydalanacağım. Loop bir parkur olursa kendi CP noktamı yaparım gibi gibi.
Yani şehrimdeki yarışlara katılırım, bir seyahatimle denk gelirse şehir dışı yarışlarında koşarım ama yarış için kendimce organizasyon yapma motivasyonum şu an yok.
Koşuyla ilgili bir çok motive edici güzel hikaye dinleyebilirsin fakat esasen senin neler hissedeceğin önemli. belki bu önerim bile sana bir tür klişe basma kalıp kelimeler gibi gözükebilir fakat en ince ayrıntısına kadar kendi hislerin daha çok belirleyici olacaktır.
benim koşu hikayem. bir ışık görüyorum sürekli oraya doğru koşuyorum ![]()
Ankara’da yaşayan biri olarak aynı duygulara sahibim. Bugün yapacağım 2 gece konaklamalı şehir dışı yarış bütçesi ile spor hayatımı uzun vadede sürdürebileceğim ekipmanlar alabiliyorum. Bu anlamda heves ettiğim ve bir yıl önceden heyecanla parasını ödediğim tek yarış İstanbul Maratonu 42K . Onun dışında ancak seyahete denk gelecek de gitmişken hadi koşayım diyeceğim. Maalesef motivasyon tavan bütçe sınırlı olursa yıl içindeki yarış takvimi aynılaşıyor.
Merhaba,
Ben tam olarak koşucu olduğumu söyleyemem. Özel bir koşu çalışmam olmadı hiç. Dizimde sorunlar var. Ama mümkün olan bütün yarışlara katılıyorum. Dizim müsade ettiği kadar koşuyorum. Bir iddiam yok, derece beklentim yok. 5K parkurunu yürü-koş şeklinde tamamlıyorum. Motivasyonum şöyle: Daha güneş bile doğmadan sabahın köründe kalkıp yarışa yetişmeye çalışmak (şehir merkezinden uzak bir yerde yaşıyorum); aynı amaç ve heyecanda buluşmuş olan yüzlerce insanla birlikte olmak; sağlıklı, zinde, aktif olma arzusu; madalyayı haketmek için ter dökmek beni kamçılıyor.
Ben pandemiden bir sene önce 2019’daki İstanbul Maratonu’ndan beri yarışlara katılıyorum. Bence çok keyifli. Kendimi özel hissediyorum. Bağımlılık yapan bir yanı var.
Bir yarış için hedef belirlediysem öncesindeki süreç çok keyifli geçiyor. İnişler, çıkışlar, sakatlıklar oluyor bu süreçte. Çözülmesi gereken ufak tefek sorunlar… Konfor alanımdan çokça çıktığım için hedef yarışların başlangıç çizgisine hep farklı bir seviyede geliyorum. Bu süreçte plana bağlı kalmak, zorlansan da devam etmek, sabredip sonuçta işe yarayıp yaramadığını görmek güzel.
Hedefe giden yolda deneme amaçlı katıldığım yarışlar oluyor. Burada yarış atmosferini solumak çok iyi geliyor. Hem yarış gibi, hem değil. Bir kısmını antrenman gibi koşup bir kısmında bir şeyler deniyorum. Hatalar yaptıysam -ki genelde yapıyorum- ders çıkartma şansım oluyor. Hedefin küçük bir simulasyonu olduğu için stressiz, eğlenceli geçiyor.
Yol yarışlarında bize özel kapatılan caddelerde yüzlerce ayak rap rap rap ortalığı inletmek çok zevkli. Bir arkadaşla ortak pace belirleyip tüm yarışı omuz omuza koşmak ise ekstra ekstra ekstra motivasyon kaynağı.
Patika ve dağ yarışlarında hiç bilmediğim alanlara gözüm kapalı girebilme fırsatım oluyor. Rota işaretlenmiş, belirli aralıklarla su ve yiyecek desteğim var. Daha ne olsun. Bu çok büyük bir lüks. İnsan ilk defa adım attığı arazide rahatlıkla yarışabilir, ya da gezinti pace’iyle güzel, güvenli bir gün geçirebilir. Tabi yarışmaya gidip, parkurda toplu şekilde kaybolup keşfe çıkanlar oluyor. Bu hiç hoş değil. Yani bir parkurda kendi en iyini yapmaya çalışırken yön bulmakla uğraşmak berbat bir his olmalı. Onun için organizasyonlarla ilgili yorumları iyi okumak, tecrübesi olanlara sormak lazım.
Dağ ve patika yarışlarını seçerken hiçbir zaman mesafe arttırmayı ön planda tutmadım. Yarışın mesafe, elevasyon gibi grafiklerine bakıp yaklaşık bitirme süremi hesaplayıp, bu süre içinde en iyi performansımı verebilir miyim veremez miyim buna baktım. Koşabildiğim kadarını koşmak, yürümek zorunda kalacağım yerleri de olabildiğince güçlü yürüyüp bitirmek benim için esas. İş bir yerden sonra tamamen yürüyüşe dönecekse uzun mesafeleri istemem.
Rekabetçi duygular da güzel. İnsanları geçmek, geçilmek… Yarış sonrası karşılaştırmalar… Başkaları için komik antrenman paceleri olsa da kendi limitlerimde yarışmak harika bir his. Doğru tempo stretejisi uyguladıysam sonlara doğru dökülenleri geçiyorum. Tam tersi olursa sonlarda dökülenlerden biri ben oluyorum ve onlarca kişiye geçiliyorum. İnsana büyük tecrübe katıyor bunlar.
Antrenman planlama ve periyotlama benim en sevdiğim konular. Plan bir yerden sonra satranç tahtasına dönüyor. Yaptığınız ileri ya da geri hareketler yarış günündeki performansınızın kaderini belirliyor. Kağıt üzerinde yazanlara sadık mı kalacaksın yoksa hislerine güvenip ileriye doğru bir hamle daha mı yapacaksın? Bütün bunların çalışıp çalışmadığını görebilmek için önceden kararlaştırılmış bir yarış gününe ihtiyacım oluyor.
Bu arada takvimde önceliği arkadaşlarımla yaptığım organizasyonlara veriyorum. Bu konuda çok şanslıyım çünkü bir yarışa katılmadan da çoğu zaman limitlerimi görebiliyorum. Yalnız başıma olsaydım çok daha fazla yarışa giderdim. Buna ihtiyacım olurdu. Şimdi bazen aylar oluyor yarışa gitmeyeli çünkü çevremdekiler zaten beni sürekli ileriye taşıyor.
Yol yarışlarında, hiçbir karşılık beklemeden muhteşem fotoğraflarımızı çeken, tıpkı ismi gibi Yüce gönüllü fotoğrafçılar, sporcularına ve diğer herkese moral vemek için parkura gelen koşu kulüpleri, patika koşularında cp’ye girdiğinizde sizi F1 pilotu gibi hissetiren gönüllüler… Saymakla bitmez…
Yarışlar güzel. Her zaman güzel. Madalyaya heykel dikmeseler de güzel. Giyilemeyecek kadar berbat yarış tişörtleri verseler de güzel. Bitirince yemek kalmasa da güzel. Başlangıç çizgisindeki o heyecan hepsine yeter.
Ben şimdiye kadar 2 yarışa katıldım. İlkinde 1. İkincisinde 2. Oldum (genel klasman) sonra yarışlara kaydolsam da yarış koşacak motivasyonu kendimde bulamadığım için gitmedim. Antrenman yap, yap, daha çok yap. İyi beslen, iyi uyu. Vücut “hop birader sakin” uyarısı verince fizyoterapiste tamir, bakıma git. Bu döngüyü tekrarla ve bunun için para kazanma. Para harca. Mantık bunun neresinde? Sürdürülebilir sportif faaliyet isterken konu nereden nereye geldi.
Yalan yok kürsüye çıkmak keyifli. Tüm fedakarlık bunun içinmiş hissi değerli ama dediğim gibi sürdürülebilir değil. Bu düşüncede olunca ameliyat da peşinden geliyor. Değer mi diye sorduğumda değer cevabı aldım.
Bilemiyorum. Koşunun bağımlılık yapan yönü herkeste farklı tezahür ediyor. Kimisi sosyallik için yarış koşar, kimisi antrenman için yarışa katılır, kimisi en iyisini görmek, kimisi kürsü için, kimisi de başka bir yarışa katılım sağlamak için koşar.
Ben yolları çok sevdim. Patikalar, dağlar güzel ama sabit pace koşamadığım zaman ruhum daralıyor. İlk koşum 2015te turistler koşuyorsa ben de yaparım diye çıktım yola. Süperstar ile koşan sivri zekalı biriydim. Çok uzun sürmedi tabi. Sakatlanınca bıraktım. 2023te tekrar sahalara döndüm. Spartathlon ile tanışınca güncel koşu motivasyonum kendiliğinden oluştu. Her koşumda bunu düşünürüm. Yarışa katıldığımda yaşayacağım problemleri şimdiden yaşamak isterim. O kadar çok antrenman yapacağım ki yarış bana antrenman gelecek.
Yorumlardan da gözüktüğü üzere herkesin yarışlara bakış açısı farklı. Ben yıl içinde bir yarışı kendime hedef olarak koyuyorum. O yarış hazırlandığım ve tüm antrenman programımı şekillendiren yarış oluyor. Hedef yarış öncesi katıldığım yarışlar da hedef yarışın küçük provaları ki bu yarışlar 2 maksimum 3 olur. Bu seneki hedef yarışım 70.3, geçtiğimiz haftalarda ise Boğaziçi Triatlonu’na katıldım. Burada amacım yüzmemi test etmekti. Bisiklet ve koşuda hiç zorlamadım mesela. Sözün özü yarış önüne koyduğun bir hedef olunca daha nokta atışı antrenmanlar yapabiliyorsun.
Bana özel parkur yapmış olmaları tabi ki. Bana özel yol kapatmışlar ya da bana özel patika planlamışlar, güvenliği sağlamışlar, aralarda beslenme vermişler bir de üstüne madalya daha ne olsun![]()