11 Kasım 2018 günü İstanbul Maratonu koşuldu. 42K, 15K, 10K ve halk koşusu olmak üzere 4 parkur vardı. Olumlu ve olumsuz noktaları paylaşalım. Belki organizatörlerin haberi olur.
Parkura gidişte halen Anadolu yakasından gelecekler için yarış sitesinde bir güzergah önerisi olmaması çok büyük sorun. Avrupa yakasından gelecekler için servisler var. Anadolu yakası muallak. Üsküdar’dan bu sene otobüs çalışmadığını son dakikada öğrendik. Koştur koştur minibüse bindik.
-Parkura giriş yerleri de net şekilde sitede belirtilmeli. Her sene girdiğimiz yerden bu sefer alınmadığını görünce 15dk yürüdük. Yürüme mesele değil; fakat gittiğimiz yerde polis sebepsiz yere bekletti. Bu sebeple çantaları otobüse bırakırken telaş yaşadık.
Eşya otobüslerinin konumu çok kötüydü. 10K start alanı mıydı, tuvaletler miydi tam o an anlayamadığım bir yoğunluk içinde kaldık. İzdiham oldu ilerlenemedi.
Olumlu yönlerden bahsedecek olursak;
Eşya otobüslerinin numaralara göre sınıflandırılması çantayı bırakırken de alırken de kolaylaştırdı.
Parkurda su istasyonları yeterliydi.
Destek ekipleri çok çabalamışlar bu sene. Uğraştılar. Tebrikler. Keşke halkın ilgisi de olsa tabii ki.
Benim için bu koşunun tek olumlu tarafı Beşiktaş-Karaköy arasındaki koşu gruplarının ve izleyicilerin desteği oldu. Hiç isteğim yokken onlar sayesinde iştahım arttı ve bitirdim. Organizasyonun geri kalanı, herhalde, son on yılda toplumsal ölçekte her alanda yaşanan değişim mi , dejenerasyon mu, bayağılaşma mı adı her ne ise onun bir temsili. Her şey birbirinin aynası; eğitim sistemi, sağlık sistemi, trafik ne kadar iyi ise bu etkinlik de onlar kadar iyi… Biraz daha karamsar ve bıkkınlık içinde geribildirimden şekillenecek düşünce yapısına sahip olduklarını düşünmüyorum. Kendi deneyimimi ileride merak eden olursa diye şurada anlattım:
Bu sene katılamadım. Ancak televizyonda izlerken tekrar aynı düşünceler aklıma geldi.
Bu yarışın daha üst seviye yarışların seviyesine gelmesi için” piknikçilere” izin verilmemesi gerekli. Bir spor sever olarak ben utanıyorum. Köprü üstünde kahvaltı yapan, halay çeken , tavla oynayan ne istersen var. Kazara 10 k koşarken arkada kaldıysanız veya arka sıralarda başladıysanız koşar tempoya gelmek için yüzlerce fotoğraf çeken, el ele gezen çifti geçmeniz gerekli.
Bu durumun sporu özendirdiğine kesinlikle inanmıyorum . Yurtdışında yaşayan birisi olsam bu tip resim ve videoları görsem kesinlikle yarışa katılmazdım .
Bu sene ben de katılmadım. Tv’den izlerken sahil yolunda sıkıcı parkuru gördükçe yine sıkıldım. Geçen sene maraton startında bile göğüs numarası olmayan piknikçiler vardı. Organizasyon böyle oldukça bu sorunlar hep olacaktır bence. Halk koşusu etabı bence hiç olmamalı, ben de koşuya ya da spora özendirdiğini düşünmüyorum. Olacaksa da kesinlikle koşudan 1 gün önce cumartesi günü olmalı.
Bu yıl 2 yıl aradan sonra kadıldığım istanbul maratonunda önceki yıllara oranla daha güzeldi. sürekli avrupa yakasından yarışa katıldığım için servis aktarma işlermleri iyidi ama acemi şoförler olmasa daha iyi olurdu çünkü ısrarla önde giden araçları takip etmeyim otobüs güzergayından gitmeye çalışan bir şofördü. anadolu yakasından gelen tüm arkadaşlarımdan benzer sorunlar duydum. Koşu anında nerdeyse her 2,5 km bir su olması, maratoncular için 15 km den sonra su, elma, muz, redbull sünger olması güzel olmuş (önceki yıllarda sadece su ve bir aracın arkasından aldığım elma için azar işittikten sonra bu durum güzel olmuş) , görevlilerde çok iyiydi(geçen yıllara oranla ).
Yarışın en güzel tarafı koşu gruplarının tam desteği, bence çok güzel olmuş tüm koşu gruplarına ve destekçilere sonsuz teşekkürler, tüm parkur süresi boyunca destekeri devam etti.
bence önceki yıllara oranla daha çalışılıp hazırlanmış bir organizsayon olmuş gibi , tabiki bu kadar büyük organizasyonda ufak tefek sorunlar olacakdır diye düşünüp aldırış etmediğim durumlar oldu.
Parkur içi parkur dışı elbet bir sürü şey yazılır da, benim aklıma gelen ve en rahatsız olduğum şey. 42k koştuktan sonra koşucuların oradan gitmek istedikleri yerlere gidememesi oldu.
trafik kapalı, servis yok, sultan ahmet de finish, en yakın yurume yerı beyazıt veya kabataş. 42 k koş gel sonrada eve nasıl döneceğim dıye düşün. Bunun sakatlanması var yorgunlugu var, varda var çeşitli sebepleri olabilir. Bİr tane koşucular için servis hattı açsalardı bence çok doğru olurdu.
Maratonda bu yıl, 42 KM, arkasında 15 KM, arkasında 10 KM startı vardı. Portatif tuvaletler Altunizade’ye yakın 10 KM başlangıç noktasına yakındı. Maraton kısmında sadece 3 karavan, içinde 2 erkek, 2 bayan tuvaleti, yani tüm 4500 civarı maratoncular için 6 tuvalet vardı… Koşunun başlangıcına yarım saat kala yüzlerce kişi tuvalet sırasındaydı…:(( Ben dahil çogu kişi yapmaktan vazgeçtik…:(( Ayrıca maraton ve diger mesafe başlangıç noktası o kadar yakındı ki ısınmak için alan bulamadık. Çogu kişi ısınmadan koşuya başladı…:((
İstanbul yarı maratonu organizasyonunu ne kadar başarılı bulduysam bunu bir o kadar başarısız buldum maşesef. 42Knın 30ksı diz ve ayak bileği ağrısı ile koşan biri olarak malesef 30Kdan sonra ne su ne beslenme imkanı vardi. Tedarikli gelmesem büyük problem yaşardım. 2 defa görevlilerden su aldım. (Nestle değil de hamidiye su idi sanırım görevliler içsin diye emin değilim) şu kesme şeker rezaletini artık kaldırmaları lazım. Koskoca istanbul belediyesi için büyük utanç. 3-4bin maratoncuya parça muz veya küçük çikolata vb veremiyorsan düzenleme zaten bu yarışı.
Start alanına ulaşım, finishten ulaşım hala problem.
Halk koşusu denilen saçmalığın kaldırılmasını ben de isterdim ama zor. Piknikçiler isyan eder sonra diye yapmazlar.
Güzel hiç mi birşey yoktu derseniz madalya tasarımını beğendim ve tabi gülhaneden çıkarken o dar koridorlardaki atmosferi…
Bitirme süreleriyle ilgili histogram için çok teşekkürler. İlginç, özellikle 4 saat altında her on dakikada bir ufak bir gruplaşma var. Pacerların mı etkisi yoksa insanların psikolojik hedeflerinin yuvarlak rakamlara odaklanması mı? Bir de 3:30’da çok toplaşma var. Demek 5 dk/km gerçekten de özel bir rakam.
Yazı güzelmiş, elinize sağlık. Yuvarlak hedeflerin ötesinde her yarışta süreyi ileri götürmeniz de harika. Şu iki saat altı maraton üzerine de bir yazınız vardı galiba, orda da fikir aynı. İşin sayısal tarafı yalnızca psikolojik olmasa gerek. İki el on parmağı geçtik, maksimum kalp atışı hesabıyla optimum kadans arasındaki benzerlik de var.