Ultra maraton antrenman ve yarışları için beslenme

Sen hurmayı savundun!

30 Beğeni

Cevap yazan arkadaşlar kendi bilgi ve deneyimlerine göre cevaplar yazmış.Ama bana göre en önemli noktalardan biri tek bir doğru olmaması.Herkesin bünyesi kendine özel.Birinde işe yarayan formül,diğer kişide işe yaramayabilir.Bu beslenmeden tutun,antrenman çeşitlerine kadar öyle.Elit sporcular arasında bile değişik antrenman ve beslenme yöntemleri var.Deneye yanıla kendi bünyemiz özelinde doğruyu bulmak lazım.

Kendimden örnek vermek gerekirse yarışlarda hiçbir şekilde meyve tüketemiyorum,midemi mahvediyor ,gündelik hayatta da hiç yemediğim hazır cipsde bir o kadar iyi geliyor :smiley:.

8 Beğeni

Ben de bu kanıdayım Bazı paylaşımlarından da fotoğraflarla görülebilir 1 sene içerisinde 102 kilolardan 60 küsür kilolara hiç bir diyetisyen vb gitmeden sağlıcakla kilo verdim İbni Sina takipçisiyim Atıştırma yok Yıllardır günde iki öğün üzerine çıkmam Sahra çölünde gezi yaptım sofra kuruldu sadece yeşil çay içmiştim Alternatif tıp,Aralıklı oruç dedikleri olguyu Sanayi devriminden çok çok önce zaten sürekli yapılıyordu Şimdi spor salonları spordan önce karbonhidrat spordan sonra protein+karbonhidrat derken günlük 5-6 öğün yemek çıkardırlar’’ Ama bu yanlış demem bu yöntemle çok güzel sonuçlar edinenler de var Yöntemler kişilerin metobolizmasından kişilerin uygulama esnekliğine göre farklı sonuçlar verebilir Yöntemden çok yöntemin kişiye uyup uymaması meselesi düşüncelerim bunlar

3 Beğeni

Sporcu beslenmesi son yüz yıl içinde gündeme gelmiş, inanılmaz değişimler göstermiştir. Bu yüzyıllık süreçte birçok kez gelgitler de olmuştur.

Tabii ki bu süre, bir evrim geçirmek için son derece yetersiz bir zaman dilimi. Ancak genetik çeşitliliklerimiz var hali hazırda. Farklı evrim aşamalarından gelmemizden kaynaklı derin farklar görülebiliyor.

İyi koşucuların çıktığı bölgeler incelendi. Araştırmalar yapıldı. Ancak ne Batı Afrikalı süper sprintler, ne Kenya’nın Büyük Rift Vadisinden gelen uzun mesafeciler, ne de Meksikalı Raramuri’ler (Tarahumara) tüm insanlık için bir örnek oluşturamadılar. Bulduğumuz her bilimsel veri, uygulamalarda sürekli aksaklıklara yol açtı. Bunların bir kısmı “Trajikomik”tir.

İlk gerçek düzenli olimpiyat olarak kabul edilen 1912 Stockholm oyunlarında, maratoncuların koşu sırasında su içmesi, yasak değilse de hiç uygun bulunmayan bir uygulamaydı. Su kaybına engel olmak için vücuda balmumu sürülüyordu. Bunun terlemeyi engelleyerek su kaybını azaltacağı düşünülüyordu.

Ancak terlemenin, insanlara özel bir yetenek olup, uzun mesafe koşmamızı sağlayan bir soğutma sistemi olduğu hesaba katılmamıştı. Temmuz sıcağındaki yarışa bu şekilde katılan Portekizli Fransisco Lazaro, yarışın ikinci yarısında sıcak çarpmasına uğradı, hastaneye kaldırıldı, kurtarılamadı, susuzluktan hayatını kaybetti.

İlk kez Asya kıtasının da davet edildiği bu oyunlara, Japonya olumlu cevap vermişti. Maraton koşucuları Shizo Kanakuri de aynı yarışta su içmediği için yolda baygınlık geçirdi. Ölmek üzereyken İsveçli bir aile tarafından yolda bulundu. Koşucuya evlerinde bir hafta kadar bakım yaptılar. Kanakuri, şans eseri kurtarıldı. Sonra da utancından kimseye bildirmeden ülkesine gizlice kaçtı. Finişte eksik olduğu fark edildi. Polise bildirildi ve kayıtlara kayıp olarak geçti.

Buradaki komiklik ise, 55 yıl sonra, 1967 yılında, aslında kayıp olmadığı anlaşıldıktan sonra başladı. İsveç’e davet edildi. Son 100 metreyi tamamlamasına izin verildi ve resmi olarak kayıtlara geçirildi.

Böylece kırılamayacak bir rekor olarak, 54 yıl, 8 ay, 6 günlük maraton derecesi, tarihin en yavaş koşusu olarak kabul edildi.

Bugüne geldiğimizde su içme, enerji alımı, barsakların her biri farklı bölgelerinden kana karışan glukoz, fruktoz ve maltodextrozun birlikte kullanımı, hangi gıdalarda bunlardan ne kadar olduğu ve saatte ne kadar kana karışabileceği gibi temel bilgilere sahibiz.

Yine de şu bir gerçek ki, iş bu kadar basit olsaydı, bu kadar farklı markalarda jel olmazdı. Sorun jellerin yapısında değil, insanların sindirim sistemlerindeki farklarda.

Başta dediğim gibi, insanların genetik olarak koşu, enerji iletimi ve tüketimi kabiliyetlerinde büyük farklar var. Ultra yarışların ise, temelde yeme içmeyi sürdürebilme kabiliyeti yarışı olduğu kabul edilir.

Milyarlarca insanın içinde bu mesafeyi bir şey yemeden bile gidebilen farklı genetik yapılı insanlar olabilir. Belki zamanla görürüz. Sonuçta evrim, farklı zorluklara, farklı insanların, farklı dayanma gücü olmasından kaynaklanır. Türlerin ancak belli bir kısmının yaşama ve üreme şansının artmasıyla doğal seçilim gerçekleşir. Tüm canlılarda, yaratılıştan yerleştirilmiş olan genetik bilgiler sayesinde, ihtiyaç durumunda farklı yeteneklerin açığa çıkmaları ile oluşur.

Atalarımızın büyük göçleri yaparken, ne buharlı trenleri, ne yelkenli gemileri, ne binek hayvanları vardı. Daha kötüsü, ne glisemik indeksi, ne karbonhidrat metabolizmasını, ne kalori hesabını biliyorlardı. Ancak en vahimi, ne hazır yiyecekleri vardı, ne bazı hayvanlardaki hörgüç/kuyruk gibi enerji depoları, ne de fazladan buldukları gıdayı uzun süre saklama araçları ve teknik bilgileri.

Ancak hepsi değilse de, yeterli bir kısmı göç etmeyi başardı, tutundu, yaşadı ve üredi.

İşte bizler genellikle onların soyundan geliyoruz. Yani bu uzun mesafeler genetiğimize çok ters değil.

Günümüzün asıl sorunu, durduk yere niye bu göç olayını taklit ediyoruz. Amacımız ne.

Eğer geçiminizi bu işten sağlıyorsanız, daha uzun mesafeyi daha kısa sürede gitmek için her türlü ince ayarı yaparsınız, tüm tuşlara basarsınız, kimseye de söz söylemek düşmez.

Ancak herkes bu işi bu şekilde yapmak zorunda değil. Ben de dahil bir çok kişi, bu koşuları, hoşa giden bir macera olarak, bazen sınırımızı bulmak, bazen sınırımızı zorlamak, çoğunlukla da hayata aynı pencereden baktığımız kişilerle buluşmak olarak değerlendiriyoruz.

212 km’lik Balaton’u sadece lokum yiyerek tamamladım. Belki jel kullansam 28 saat yerine 27 saatte biterdi. Buna önem veren biri için bu çok büyük fark. Anlıyorum. Onlardan da benim umurumda olmamasını anlamalarını bekliyorum.

UTMB’yi son istasyonda 6 dakika gecikme ile bitiremedim. Daha uygun bir beslenme planı ile muhtemelen bitirirdim.

Tamam da, yine gidiyorum, yine bitiririm. Bir şikayetim yok. Bu konuda, destek olmak amacıyla bile olsa, ben istemedikçe karışılmasını yön verilmesini istemem. Sana uyan bana genellikle uymaz. Sonuçta kaç kere denedim, 7-8 jel aldıktan sonra bir daha alamıyorum. Farklı bir şeyler denemem gerekli. Kendi araştırmamı yapıyorum.

Tarahumaralar eskiden yılan ve akreple beslenerek koşarmış. Dünyanın en iyi koşucuları. Ne yapalım yani. Bunu da mı taklit edelim.

Gerçi yemek konusunda oldukça geniş bir insanım. National Geographic toplantısında akrep kızartması da yedim, Michelin yıldızlı restoranda salyangoz da. Hatta Güney Fransa’da Steak Tartare’ı özellikle ararım.

İyi de bunları deneyip faydasını görsem bile, ne benim için pratik olur, ne de bu coğrafyada önerilebilir. Elimizin altında olan, ya da kolay ve ucuz bulunabilen malzemelerle bir alternatif geliştirmeye çalışıyorum.

Ne kadar ayrıntılı bilgi sahibi olsak da, hem bilimsel temelli denemelerin, hem öğrenmenin sonu yok. İsteyen bunu canı çektiği gibi, hurma, portakal, hatta kuru ekmekle deneyebilir, sonucunu da bildirir. Bundan dolayı suçlamak bence gereksiz. İsteyen dener, istemeyen bana uymaz der geçer.

Elitlerin kullandıkları malzemelerle, elitler gibi koşamayacağımızı kabul etmemiz gerekir.

Benim şimdiki hedefim, herkesin kolay ve masrafsız ulaşabileceği gıdalarla, önce bu işten keyif almasını sağlamak. Spora, özellikle atletizme yeni başlayanların sayısını artırmak.

Ha! Aralarından yetenekli koşucular çıkar da, elitlere rakip olursa, işte ona en bilimsel yöntemleri hep birlikte uygularız. Sonuçta bireysel bir spor ve yetenekli birine her zaman rastlanabilir. Asıl amacımız, bence, bir kaç elit atlet yerine, kalabalıkların koşuya başlaması olmalı.

Ben lokum, bal gibi katı gıdalar ile internetten aldığım maltoz ve marketten aldığım nişastayı karıştırarak yaptığım tuzlu, karbonatlı ve zencefilli el yapımı jelleri kullanmayı deniyorum. Bu konuda çevremdekilere bilgi vermeyi ve sonucun nasıl olduğunu tartışmayı da seviyorum.

Amacım görüş açısını genişletmek. Kimseyi ne yapması konusunda zorlamadıktan sonra, yanlış yönlendirme yaptığımı düşünmüyorum. İsteyen kendi araştırmasını yapar, kararını verir ve en, ama en önemlisi, antrenmanlarda deneyerek, hedef yarış dışındaki yarışlarda uygulayarak kendine en uygununu bulmaya çalışır.

Ya da olmuyorsa, türlü markaların toz, jel, püre veya barlarını deneyerek bir sonuç elde etmeye çalışır. Kimseye yasaklayan yok.

Yani yaptıklarımdan sizi haberdar ettiğim için hakarete uğramam, aynı şeyi yapan diğer arkadaşlara olduğu gibi, bana da haksızlık olur.

24 Beğeni

@ismaileren Abi benim için çok kıymetli bir sporcudur. Kendisini bu platformda tanıdım. Yüz yüze sadece bir defa görmüşlüğüm var.
Daha önce birçok konuda sağ olsun buradan çok tavsiye verdi. İznik 75K mesafesini onun değerli bilgileri sayesinde Büyük bir keyifle koştum. Tamamen yabancısı olduğum bir yarışa çok güzel adapte oldum.
Koşu esnasında Yiyecek konusunda ki fikirlerini daha önce okumuştum buradan. Acaba?? Diye denedim. Söylediği tavsiyelerin çoğu bende de fazlasıyla işe yarıyor. Hiç jel kullanmadan iznik 75, Uludağ 66, Efes 61, Kapadokya 38, 2 defa Gökçeada 44K parkurlarını bitirdim. Son 2 yılda jel almayı bıraktım. İsmail hoca’nın tavsiyeleri doğrultusunda koşularımı sağlıklı bir şekilde bitirdim.
Bu söyledikleri Ben de işe yaramayabilirdi de aslında. Ama Bunun yanlış olduğunu göstermez. Sadece tek bir doğru olmadığını ve her besleme şeklinin herkeste farklı olduğunu göstermiş olurdu. Kaldı ki ben 3 yıl önce 118 kg ile koşuya başlayıp şu an 85’e kadar düşmüş biriyim.
Dahası bu platformda herkesin söylediği benim için çok kıymetlidir. Buradan çok fazla şey öğrendim öğrenmeye devam ediyorum. Biriyle tartışırken de veya birinin söylediğinin yanlış olması ona hakaret edeceğim anlamına da hiç gelmez.
Bu platformu temiz ve saygı sınırları içerisinde tutmak zorundayız.
Hiç tanımadığım insanlar çok yabancısı olduğum bir sporda bana öncülük ediyor. Bu yüzden benim için hepsi çok kıymetli insanlardır.
Saygılar.

16 Beğeni

Selam,

Konu ile alakalı olarak önüme çıkan bir paylaşımı buraya eklemek istedim.

https://www.instagram.com/p/DWjeA41iD27/?igsh=NHdod2Jidml0ZWtp

2017’de UTMB boyunca toplam 5 ya da 6 jel anca yemişimdir. Toplam sürem 43 saat :slight_smile: Keza koştuğum bir çok 100K üzeri yarışlarda yarış boyunca yediğim jel sayısı 8i geçmez. Katı gıda almadan uzun ultralar bence koşulamaz. Mesela Ironman koşarken yüzme ve bisiklet sonrası koşuya başlamadan önce eşimin Starbucks’dan aldığı bol tuzlu peynirli sandvici yemiş ve hayata dönmüştüm. Keza onca saat ve mesafeden sonra jel fikrinin aklıma düşmesi bile midemi bulandırıyordu. Şimdiye kadar bıraktığım yarışları hep mide problemi yüzünden bıraktım. Evet mide ve sindirim sistemi kendini kapatıyor. Teorik olarak en kolay sindirilecek şey belki jel ama o duruma gelince jel fikri bile tek başına midemi bulandırabiliyor. Yukarıdaki paylaşımda söylendiği gibi ve bir çok arkadaşın bu başlık altında paylaştığı gibi bu mesele çok fazla kişisel.

Maraton kısa bir yarış. 3,4 saat aralığında 6,7 tane jel yiyebiliyorum kendimi zorlayarak. Biliyorum ki kısa süre sonra bitecek yarış. Midem bulansa da idare ediyorum. Fakat ultralarda bu strateji işe yaramıyor. Kendi hazırladığım küçük sandviçler, cezerye vb alternatifler hayat kurtarıyor. Dropbag çantasına mutlaka kendi damak tadıma uygun bir ekstra sandviç bırakırım her zaman. Cp’lerdeki kek ve türevlerini de bir süre sonra görmek istemiyor insan. Genelde yarışlarda beni takip eden eşimi “bana ayran getir, bira getir, cips getir, dondurma getir” diye çok kez aramışımdır. :slight_smile: Yavaş mıyım? Tabiiki yavaşım. Ya da 40ından sonra kilo vermek için koşmaya başlayan obez bir adam ne kadar hızlı olabilirse o kadar hızlıyım.

Şu aralar sakatlık yüzünden gene koşamıyorum maalesef. Tekrar koşabilmeyi, jel ve türevlerini yiyebilmeyi eşimi arayıp sipariş verebilmeyi, buz gibi olmuş bitiren yemeğini yiyebilmeyi özledim. Nasıl keyif alıyorsanız o şekilde koşun. Sizin için ne işe yarıyorsa da onu yiyin, için. Önemli olan budur.

Sevgiler, saygılar.

16 Beğeni

“Bira getir” kısmı lafın gelişidir sanırım değil mi? :grinning_face:

2 Beğeni

Ultra ya 80 kg ile start aldım 83 kilo ile finish yaptım :smiley:

7 Beğeni

Hayır değil. Bira şahane bir karbonhidrat deposudur :slight_smile: Mideye de iyi gelir. Bulgaristandaki Persenk Ultra’da cp’lerde bira verilir. Yarış içinde ilk orada içmiştim. Kimseye tavsiye etmem. Sonuçta alkol. Lakin ben içtim, zararını görmedim, aksine faydasını gördüm.

8 Beğeni

Senin mide benimkiyle büyük oranda aynı :joy:.Hele ki birayı,dropbag olan yarışlarda etap içinde bile kullanmışlığım var.Burada kendi adıma mesele alkol düşkünlüğü değil,gerçekten mideme iyi geliyor .

6 Beğeni

Makalelerin bugün söyledikleri, yarın yalanlanabilir. Fakat yalanlanana kadar en büyük kaynağın yine makaleler olduğunu düşünüyorum. Şimdi bir yarışı bitirmekle, bir yarışı doğru yakıt stratejisiyle bitirmek arasında fark var ve ben de bunu son zamanlarda anlamaya başladım. Önceden hurmanın içine badem eklediğim, jelibonlardan yararlandığım hatta mini sandviçler yaparak bitirdiğim ve bana göre çok iyi geçen yarışlarım oldu. Fakat kendimde antrenman düzenini değiştirmekten de öte, en hızlı gözlemlediğim gelişimi beslenmeyi (kendimce) çözerek sağladım diyebilirim.

Fruktozu sınırsız tüketemiyoruz. Antrenmanla biraz artsa da taşıyıcının kapasitesi belli. Dolayısıyla boşta kalan taşıyıcıyı da boş bırakmadan maksimal verimi sağlamak için hızlı emilen maltodextrine başvuruyoruz. İki taşıyıcıya olabilecek en yüksek karbonhidratı yüklemiş oluyoruz enerji jellerini kullanarak. Tadı kötü vs anlıyorum ama koşmak da acı verici. Nasıl koşmak için o acıya katlanma eğitimi veriyorsak kendimize, jeller için de vücudu bir eğitimden geçirmek gerektiğini düşünüyorum.

Kendi uzun yarışlarımın sonunda, mideyi iyi antrene etmişsem hissettiğim güçlülük hissi, alternatif olarak konuşulan gıdaların güçlülük hissiyatıyla pek alakalı olmuyor ve koşuda düşmüyorsunuz.

Burada yazan kişiler zaten tecrübeli ve kendi doğrularını bulmuş durumdalar ve onlara bir şeyi empoze etmek değil amacım. Fakat bu sporu yeni yapmaya başlamış kişilerin farklı karbonhidratlarla oluşturulmuş jelleri denemesi, jellerle antrene olması ve yarışlara bu şekilde hazırlanmasını tavsiye ederim. Olmazsa farklı yöntemler araştırılabilir.

Bunları derken ben de dışarıdan Muz tüketiyorum hem potasyum hem de malum etkisinden dolayı. Fakat genel manada karbonhidrat jel tüketimimle bilrikte saatlik 90 gr civarı karbonhidrat tüketimine sadık kalmaya çalışıyorum. Bunu arttırmak için de denemeler yapıyorum.

13 Beğeni

YouTube da olan en taze karbonhidrat videosu 4 saat önce yayınlandı.

2 Beğeni

Selam,

Sadece merak ettiğim için soruyorum. İznik ultrada bildiğimiz anlamda kaç tane jel tüketmeyi planlıyorsun?

4 Beğeni

55-60 civarı diye planladım​:smiling_face_with_tear:

Düzeltme: tekrar hesapladım.

6 Beğeni

Saatte 90 gram dediğine göre 27 saatte de bitirsen yaklaşık 2,5 kg şekeri vücut nasıl alacak çok merak ediyorum. Bu yönden de güzel bir test olacak herkes için.

5 Beğeni

Saat hakkında bir şey söylemek istemem. Sonuçta ilk kez 100 mil deneyeceğim. Fakat bu yarışta bir şekilde mide sorunu da yaşayabilirim. Bu jel içmenin yanlış olduğunu göstermez. Sonuçta bu konuda en çok kafa yoranlar da mide sorunu yaşayabiliyor. Hatta tamamen katı beslenen de yaşıyor. Fakat ben 2024ün ikinci yarısından beri bu şekilde besleniyorum. Saatte 60 gr kesin cepte oluyor. Daha fazlasını da zorluyorum. Yarış içindeki hissiyata göre strateji değiştirmek durumunda kalabiliyorum. Yarım saate bir 30 gr karbonhidrat (50 gr total) tüketip midem iyi hissedince ekstra bir şase daha atıyorum. Bu da 70-75 grama tekabül ediyor karbonhidrat olarak(karbonhidrat yüzde 60). Kalanını da muz patates kola ile tamamlıyorum.

10 Beğeni

Vay anasını. Tecrübelerini duymayı büyük bir merakla bekliyorum. İnşallah her şey planladığın gibi gider ve şahane bir yarış koşarsın. Şimdiden başarılar dilerim :flexed_biceps:

4 Beğeni

Hey gidi günler hey. Gözümün önüne ilk koştuğum 100 mil yarışı geldi. 2015 yılında Yunanistan’da ROUT isminde bir yarıştı. :smiling_face_with_three_hearts:

O yarışta ben tamamen jel ile gitmiştim. 44 jel tüketmiştim. umarım sizde sorun yaşamazsınız.

Bu yarış için tavsiyem; o kadar saf karbonhidrat alımı yapacaksanız, illa ki tuzlu alımı ile midenizi dengeleyin. Her CP’de tuz-limonu mutlaka tüketin. Sodayı es geçmeyin.

9 Beğeni

Yarış öncesi yükleme kısmında bir sorum olacak, bu kadar karbonhidrat almayı nasıl başarıyorsunuz veya başarabiliyor musunuz? Kaynaklarda vücut ağırlığının her kg si için 8-10 gr alınmalı diyor. Alt sınırdan hesaplasam bile bu benim için yaklaşık 700gr karbonhidrata, o da nereden baksanız 7 somun ekmeğe denk geliyor. Yarış öncesi bir günde tükettiğim karbonhidrat en fazla 400gr olmuştu ki yemekten bıkmıştım en sonunda. 3 günde toplam 2000gr karbonhidratı geçen var mıdır, varsa nasıl bir strateji ve beslenme planı izlediniz acaba? Mideyi alt üst etmeden bu kadar yüklenmek mümkün mü?

3 Beğeni

sadece ekmek olarak düşünmemek lazım. yediğimiz her şeyde karbonhidrat var. örneğin bir bardak sütte 10gr karbonhidrat var. Çorba, pilav, ana yemek, salata. tüm bunlar karbonhidrat içerir. sadece ana yemeğin karbonhidrat miktarı üzerinden hesap yapmayın.

ayrıca karbonhidrat yüklemesi ortalama 3 saatlik ilk dilimde işe yarar. en iyi yüklemede bile 3 saat sonra depo tükenir. onun için ultralarda yarış esnasında beslenme daha önemlidir ve hatta asıl önemli olan şeydir.

Mesela İznik’te koşmaya başladınız. 160k veya 75k yapıyorsanız en fazla Boyalıca’da glikojen depolarını bitirirsiniz. 90k yapıyorsanız en fazla Müşküle’ye kadar gelirsiniz. Yolun geri kalanı sizin için eziyet haline gelir.

Ayrıca beslenme denilince herkes gıdaya odaklandı. Beslenme bir diğer ana unsurunu kimse konuşmadı. Vücudumuz hem glikojenden hem yağdan enerji üretirken ciddi oranda su kullanır. Kaslarınızdaki glikojeni tüketirseniz yağları kullanmaya başladığınız için yavaşlarsınız ama suyu tüketirseniz hem glikojeni hem yağları kullanamadığınız için duvara çarpma yaşarsınız ve yarış sizin için bitebilir

14 Beğeni