Spor Artık Yeni Bir Statü Sembolü mü?

Son zamanlarda maraton veya Hyrox yarışmalarına katılımın artışına hepimiz şahit oluyoruz. Geçenlerde bir Instagram gönderisinde bu konuyu duyunca bir şeyler yazmak istedim. (Kendisinden bu yazıda alıntı yaptığım için alta linkini de ekledim) Bu artışın sebebi toplumda orta-üst sınıfın kendini başka bir şekilde kanıtlama isteği olabilir. Artık toplumun bazı kesimleri için pahalı bir eşya satın almak tatmin ediciliğini kaybetti ve insanlar artık elde etmesi zor,içinde riskler barındıran, nispeten daha uzun bir süreç gerektiren bir ünvanı elde etmenin peşindeler. Koşan, yüzen, bisiklete binen herkes ucundan kıyısından bu duruma aşinadır.

On Running’in kurucusu David Allemann bu sınıfa “Movement Class” yani hareket sınıfı diyor. Aslında tarif ettiği kesim; sağlıklı beslenmeye çalışan, gelir düzeyi ve farkındalığı yüksek ancak kolay elde edilmeyen şeylerin peşinde olan insanlar topluluğu. İşte bazı markalar da tam da bu kesimi hedeflemiş durumda. Mesela On Running organik gıda devleri ile işbirliğine başladı, moda devi Louis Vuitton Hyrox’u satın alarak en büyük ortaklar arasında yer aldı ve bu yarışmanın değerini 1 milyar dolar seviyesine çıkardı. Sadece sağlık verilerini ölçen Whoop adlı ekransız bilekliğin değeri 10 milyar dolar oldu.

ABD’li spor devi Equinox, yıllık 40.000 dolarlık yıllık üyelik bedeli ile hizmet veriyor. Ne yapılıyor derseniz, üyelerin yılda iki kez 100 farklı biyobelirteci (kanser taramaları, hormonlar, kalp sağlığı vb.) test ediliyor ve buna göre kişiye özel fitness, uyku ve beslenme programı hazırlanıyormuş.

Yine Amerika’dan bir örnek: Mamil akımı yani Middle-Aged Men in Lycra yani Orta Yaşlı Taytlı Erkekler. Bu grup; genellikle üst düzey yöneticiler, avukatlar ve cerrahlardan oluşuyor. Bu kitle hafta sonları bir araya gelerek 100-150 kilometrelik sürüşler yapıyor. Altlarındaki karbon fiber bisikletlerin fiyatları 10.000 ile 20.000 Dolar arasında değişiyor. Geçmişte bu yaş grubunun ve statünün sembolü olan lüks spor arabaların yerini, artık bu ultra lüks yol bisikletleri ve hafta sonu sürüş kulüpleri aldı. Hatta iş dünyasında network oluşturmada Bisiklet’in Golf’ü nasıl geçtiğini anlatan bir makale de çıkmış.

Sanırım bir Barış Özcan videosunda vardı, araştırdım ama bulamadım, bulursam eklerim, mesela Everest’e tırmanmak istiyorsunuz ancak o tırmanış için gereken yükseğe uyum antrenmanlarını yapacak ne zamanınız ne de paranız var, elbette belli bir fiziksel kondisyonda olmanız gerekiyor ama bu şirket size tırmanıştan belli bir süre önce geliyor ve her gün solumanız için evinize veya ofisinize tüpler içinde gaz getiriyorlar ve vücudunuzu Everest koşullarına biyolojik olarak hazırlıyorsunuz. Dolayısıyla siz evde veya ofiste yükseğe uyumunuzu gerçekleştirirken, bu sürede de Nepal’de kamplar arasında in çık yapmak zorunda kalmıyorsunuz. Anakamp’tan zirveye birkaç gün içinde tırmanabiliyorsunuz.

Bu örnekleri bir araya getirince yıllar önce değerli hocamız Bakiye Duran’ın bir röportajı aklıma geldi. Yarışlarımıza katılan kesimler çok ilginç diyor. Doktor geliyor ama hemşire gelmiyor. Üst düzey yönetici geliyor ama alt çalışanları gelmiyor diyor. Bakiye hoca aslında bir nebze anlatmaya çalışmış yıllar evvel bu durumu ama işin içine sermaye de girince sporun toplumdaki yeri biraz değişiyor sanki.

https://www.ft.com/content/98eb4072-7a98-11e6-ae24-f193b105145e

16 Beğeni

Çiftlikte atım
denizde yatım olsa spora vaktim olur muydu :grinning_face_with_smiling_eyes:

5 Beğeni

Aslında koşu sorunun popüler hala gelmesi de ayakkabı üreticilerinin ayakkabı satışlarını artırma çabasına bağlanabilir aslında. Global rüzgardan etkilendik ama o kadar da fazla değil. Orada olmak bir etkinlik yapıyor olmak için yarışlara katılanlar belli oluyor uzun vadede kalıcı olabileceklerini hiç sanmıyorum sabır istiyor emek istiyor bu kitle bunu yapamaz başka dallara atlar.

4 Beğeni

ilaveten maratonlarda kırılan rekorlar , Adidasin 6 saat alti 100 km rekor denemeleri bir de sağlık ve estetikte sporun yeni standart olmasını ekleyebilirim.

2 Beğeni

Insanevladi cevirebildigi her seyi bir statu sembolune cevirir… Dolayisiyla evet, simdi de sira sporda. Ama bu demek degil ki her kosan, bisiklete binen, hyrox yapan bunu statu sembolu olarak kullaniyor. Ben iddia ediyorum sadece ucuz 2 ayakkabi ile kosmaya devam edilebilir. Yarisa gerek yok, cantaya gerek yok, gunes gozlugune, batona, compress bisilere, recovery oyuncaklarina vb. ihtiyac yok. Sadece 2 ayakkabi ile aylarca keyifli keyifli kosabilirsiniz. Bedava icerik ureten insanlardan bilgi edinebilirsiniz (koca ya da kitaba ihtiyaciniz yok). Ama en nihayetinde kosmak bir sekilde baska dertleri tuketmis olmak, kendini gerceklestirme asamasina gelmis olmak da demek olabilir. Ki bu durumda zaten istemeseniz de statunuz ortaya cikiyor.

20 Beğeni

Spor ve koşu özelinde artan bir ilginin ve talebin olduğu artık bariz bir gerçek. Kendi çevremde de bunu görüyorum. Başlarda bu da nereden çıktı gibi bakanlar bir zaman sonra sorular sormaya başladılar. Koşmak saf bireysel bir aktivite. Kimseye, bir partnere veya bir takıma ihtiyacınız yok. En önemlisi de bir standartı yok. Yavaş veya hızlı, teknik veya amatör, kilolu veya yaşlı olmanızın hiç bir önemi yok. İnternetin her yere ulaşması ile yaşanan hızlı ve derin değişimler sosyal olarak büyük bir etki yarattı ve bu etki katlanarak artıyor. Hayatın akışı çok hızlandı. Ekonomik koşullar herkesin malumu. Hep bir yerlere yetişme telaşındayız. Dünyanın uzak her bir köşesinde olanlar dahi bizle beraber. Bu daha çok sosyologların konusu o yüzden kısaca bence bu artış ve ilginin sebeplerinden birisi de bu yoğunluk ve maruz kalmadan kaçma ve kendini dinlemek ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Koşarken sevdiğim şarkılar ile tek başımayım ve rahatlıyorum. Spor ve özelinde koşu bireylere bu imkanı ve fırsatı veriyor. Bu yüzden ilginin ve talebin daha da artacağına inanıyorum. Bu ilgi tabiki ticari olarak büyük bir pazar oluşturuyor. Dikkat edilirse Çinli firmalar sektöre yeni sayılabilecek bir geçmişte girmiş olsalarda muazzam atılım yaptılar ve yapacaklar. (Li-Ning, Anta, Xtep, Qiaodan, and Dynafish) Herkese sağlık, huzur ve mutluluklar dilerim.

5 Beğeni

Öğretmen de koşuyor, aşçı da, doktor da, ilaç mümessili de, emekli polis ağabeyimiz de koşuyor şu an tıp’ta 4. sınıf öğrencimiz de, müzisyen, vali, ev kadını, maddi durumu kötü olan bursiyer kızımız da… Bazıları para kazanmak için çok daha fazla koşuyor, bazıları ruhsal sorunlarından arınma için, bazıları evdeki eşine katlanamadığı için, bazıları sosyalleşmenin başka yolunu bulamadığı için, bazıları bir topluluğa ait olma hissi için, bazıları ise tamamen dünyadan kopup kendine dönmek için, bazıları ise kendini aşmak için. İki dakikada aklıma gelenler bunlar, kim bilir daha neler.

Koşu camiası çevremizden ibaret gibi görünüyor ama değil, bir koşu kulübünün bir arkadaşımıza “senin etnik durumun bize uymuyor başka gruba gir” demesi geldi aklıma, gerçekte yaşanmış bir olay, o grupta koşanlar koşuyu ne olarak görüyor merak ediyorum. Yaşadığım şehir çok sıcak, gece 12’de arkadaştan dönüyordum ve sosyoekonomik düzeyi düşük bir mahalleden geçiyordum, 3 ergen penye tişört ve lastik ayakkabılarıyla kahkaha atarak koşuyorlardı, ne şahane. Koşuya pandemide başladım, biz doktorlar o zaman çalışıyorduk, hastaneden çıkıp yandaki stadda koşup stres atmaya çalışıyordum o dönem ağladığım çok olurdu, orada koşarak rahatladığımı fark ettim, tektim, distopikti ortam, kampüste yapayalnız olmak beni çok üzüyordu ama koşmak iyi geliyordu. Sonra başka şeyler. Hepimize iyi gelen bir yanı var, statü olarak özeniliyorsa da ona da hayhay, yeter ki yapılsın diye de düşünüyorum.

Gençliğinden beri koşan bir abimizin ayakkabısını paramparça gördüm geçenlerde, 60lı yaşlarda bir abi, ayakkabısını 10 yıldır giyiyormuş yenisinin ne gereği varmış, dedim abi dizine yazık bir benim ayakkabıyı giy farkı göreceksin, giyindi ve sözleri şu oldu “ bu dolandırıcılık” :)) Eni sonu böyle abilerimiz de var koşan.

Koşunun sosyolojisi, felsefesi ve psikolojisi ve hatta biyolojisi ayrı ayrı konuşulabilir, eni sonu morfin benzeri maddeler salgılanmasına sebep oluyor; konuşması çok keyifli konular. Ama birisi bana koşu politiktir (hafif de küçümseme içeren bakışlarıyla) argümanıyla geldiğinde hafif geriliyorum, iskandinav ülkeleri rahatmış ondan koşuyorlarmış, bizde de sosyoekonomik düzeyi iyi olanlar koşuyormuş vs… Çocukları uyanmadan sabah 4.30’da koşusuna giden bekar kadın arkadaşlarım var, tek rahatladıkları yer koşu. Koşu politiktir evet hatta çoğu şey öyle, ama bunu çok denklemli bir çerçevede konuşmak gerekir diye düşünüyorum.

17 Beğeni

Asics’in “Get the glow”/“Işılda” sloganıyla yürüttüğü bir reklam kampanyası vardı geçenlerde. Ana sloganları günde 15 dakika bile olsun yapılan sporun ruha ve özellikle cilde iyi geldiği, cilt parlaklığını arttırdığı yönündeydi. Kadınlara yönelik bu kampanyada düzenli spor yapmanın cilt parlaklığını arttırdığı söyleniyor, cildi doğal olarak parlayan kadınların yüzlerine yer veriliyordu reklamlarda.

Spor ekipmanı satan bir markanın hiçbir ekipman göstermeden doğrudan sanki bir kozmetik ürün markası gibi parıldayan ciltlerle reklam yapması bana o an ilginç gelmişti. Şimdi sizin paylaştığınız yazıyla birlikte değerlendirince aslında daha anlamlı bir yere oturuyor.

4 Beğeni

Kesinlikle. Hatta uzun yıllardır bu şekilde koşan bir abim var, koluna eski model casio saat takar, koşu sürelerini bir excele kaydeder. Ne Strava’sı var ne koşu saati.

5 Beğeni

Biraz lafı dolandırarak, markalar ve tüketici açısından sohbete dahil olayım.

90’ların sonunda “deneyim ekonomisi” diye bir kavram ortaya çıkıyor. Faydayı maksimize etmeye çalışan rasyonel tüketici anlayışı yerini, insanların duygusal olarak da karar alabildikleri ve duygusal ve rasyonel bir değerlendirme sonucu “tasarlanmış bir deneyimin” parçası olmayı tercih edebilen tüketiciye bırakıyor. ‘Hikayesi olan marka’ işin hep bu duygusal yönüne vurgu.

“Tasarlanmış deneyim” dediğimiz şey ise “markaların” kendilerini tüketiciye sunuş şekilleri. Bu bir kahve markası, spor markası, bir yarış, influencer vb. olabilir.

- X’le sınırları zorlamaya hazır mısın? diyen bir spor markası.

- Her sabah kalkıp koşuyorum çünkü… diyen bir influencer .

- Dünyanın en iyi kahve çekirdeklerinden üretilen… diyen bir kahve markası.

Hepsi birbirine çok benzer. Bize bir tasarım sunuyorlar…

Deneyim ekonomisi ve ‘tasarlanmış deneyim’ bağlamında, deneyim dediğimiz şeyde ufak bir ayrıma gitmek gerekir.

Deneyimin ilk anlamı: Kişisel bir sahiplik içinde edinildiğine ve bir deneyimin anlaşılabilmesinin ve aktarılabilmesinin zorluklarına yöneliktir. Kendi hissettikleriniz, dille aktaramadığınız, tanımlayamadığınız, belki size içten içe koşturan şey. Karmaşık bir alan.

Deneyimin ikinci anlamı: Bir deneyimin aktarılabilir, paylaşılabilir ve toplumsal olarak anlaşılabilir bir yanının olduğuna yöneliktir. Bu da topluluğun anlamlarını istikrarlı hale getirebilmesi için gerekli olan ve tüketimi toplumsallığa açan deneyimleri tanımlar.

Markalar da doğal olarak deneyimin bu ikinci anlamı ile ilgilenir. Tüketim tekrar edilebilir olmalıdır. Tasarlanmış deneyim, anlamın bireysel akışkanlığı yerine kamusal, görünür tanımlar üzerinden hareket eder.

Anlamın sürekli değişken olduğu bir dünyada yaşamayı tahayyül edemeyiz. Tüketimde anlamın sürüklenişini kısıtlar. Tüketilen ‘mal’ anlamı sabitler ve yinelenebilir kılar.

Mesela bir kahve markası ele alalım.

Her gün dünyanın dört bir yanında milyonlarca kahve satar. Ancak sanki her kahve sunumu yeni bir ritüel gibidir. Müşteri (misafir) olarak mekanına girmek öncelikli olarak kültürel bir farklılığı gerektirir. İçerideki sistemi bilmeniz gerekir, kahve isimlerini, içeriğini tanımanız lazım. Hangisinin lezzeti nasıl ve size uygun mu? Gittiğiniz kahvecinin bölgesi muhtemelen bir gecekondu mahallesi değildir ve bedava dağıtılmıyordur.

Basit bir kahve alma eylemi bile toplumsal olarak bir çok ayrımı ortaya koyar. Kahve hakkında bilgisi olan - olmayandan. Mekanın içi - dışarıdan. İyi bölge –kötü olandan. Pahalı kahveci -Ucuz kahveciden ayrılır. Bu tarz tercihler hep bir ayrıştırıcı, sınırları çizici bir yön içerir. Bu noktada X markasını tercih eden kişiler, markanın tasarladığı deneyimin sınıfsal yönünü, öte yandan kendilerinin markaya bakışlarını ve benimseyişlerini ayırıcı veya birleştirici yönlerini yeniden tanımlayarak gerçekleştirirler. Bu noktada tüketici için kişisellikten ziyade toplumsal bir etkileşim içinde olmak ve kendini tanımlayışını istikrarlı hale getirmek önem kazanır. Bu sayede tüketim yinelenebilir anlamlar üretir. Farkında olmasak bile toplumsal ilişkileri oluşturur ve devamlılığını sağlar.

9 Beğeni

Bakış açısına göre değişir Sporu statü olarak görüp Statü için,ortam için bu havuzda yer alan olabilir Sporun revaçta olmasıyla reklamlar,sponsorlar,organizatörler kazanç için sükse arttırabilir Revaçtan düştüğünde o gösteriler,reklamlar başka bir yöne kayabilir Statü olur olmaz reklamlar,gösterişler,maddi çıkarımlar olur olmaz Ama sporcu yaşanılan zamanı sağlıklı,sıhhatli yaşamak zinde kalmak için sporunu yapar Düşüncesindeyim

6 Beğeni

Bu çok doğru bir önerme, şimdi sıra sporda lafı biraz biraz biriken trendlerle biçim kazanan zamanın ruhunda saklı.

Uzun bir süredir sağlıklı yaşam toplumun geneli tarafından kabul gören bir eğilim. Bizim gençlik dönemlerimizden farklı olarak şimdiki gençler arasında temiz tercihlerde bulunmak daha cool görülüyor. Sadece ülkemizde değil dünya genelinde alkol tüketimi gençler arasında azalıyor, tercih edilen içkilerin alkol seviyeleri düşüyor, şarap üreticileri %10-11 seviyelerinde hafif alkollü ürünler yapmaya yöneliyor, bizlerin zamanında sosyalleşmenin bir aracı gibi görünen sigara hemen her toplumda asosyal bir bağımlılık olarak damgalanıyor, sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve atletik görünüm hayatın merkezine yerleşiyor.

Spor bu trendlerin hepsiyle aynı ekosistemde. O sebeple spor salonları artık gençlerin yeni buluşma-tanışma yerleri haline geldi, herkesin kendi önceliklerini karşı tarafa aktarmasının kısa yolu gibi görülebilecek kadar çeşitli spor faaliyetleri oluştu (hyrox, reformer, yoga…vb.).

Hyrox bunların içinde bence zamanın ruhunun öz hali gibi duruyor. Pandemiyi yaşamış, dünyanın her köşesinin kendi izole ortamıyla globalleşebildiği bir dünyada, dış etmenlerden bağımsız, birbiriyle karşılaştırılabilir metriklerle izlenebilen bir performanlar bütünü. Genç olsam, bugünleri 20’li yaşlarda hissetsem muhtemelen ben de bir yerlerinde olmak isterdim. Buradan bakınca çok uzağımda hissediyorum oysa…

Koşu da bunlardan bağımsız değil elbette. Koşucu sayısı kadar koşu anlayışı vardır desem abartılı olur ama hepimiz biliyoruz ki herkes koşuyu kendi özel anlayışıyla dolduruyor. Kimi teknolojiyi çok yakından izleyip, performansını ölçümlemeye odaklı olabiliyor, kimi ayakkabısını çekip patikalara atılmayı sevebiliyor. Kimi yolda koşmayı, kimi yüksek hacmi, kimi haftada 3 kez jog atmayı, kimi yokuşları… koşuda herkese yer var ve günümüz insanı bunları üstte bir köşesini tırtıkladığım ve zamanın ruhu dediğim genellemelerle ele almayı isteyebiliyor. Üstelik artık yapay zeka çağındayız. Bilgiyi dilediğimiz alanda en iyi halimize erişmek için bir kaldıraç olarak kullanmak çok kolay. Böyle bir dünyada hemen her yapılan şeyin bir performans aracına ve bu performansın sonucunun da bir statüye dönüşmesine şaşırmamak lazım.

Mert’in bu vurgusunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yapay zekanın biçimlendireceği dünyanın nasıl olacağını henüz bilemiyoruz ama hayatlarımızın bu dönüşüme paralel olarak güçlü değişime maruz kalacağını öngörebiliriz. Bildiğimiz, yaptığımız işler, meslekler anlamını yitiriyor, yitirecek. Pek çoğumuz yarının dünyasında ekonomik değer üretmekte zorlanacağız ve alıntıda vurgulanan “bir şekilde başka dertleri tüketmiş olma” halinden uzağa düşebiliriz. Koşu bu konuda da pek çok farklı spordan daha mütevazı ve otonom bir yeterlilik seviyesi dayatıyor. En nihayetinde iki ayakkabı, bir sokak, bilinçli bir zihin başlamak için yeterli. Buradan bir statü arayışı kesinlikle çıkabilir ama başka bir bakış bu statü arayışından koşarak uzaklaşmayı da seçebilir.

11 Beğeni

Ayarı Kaçanlar’ın Tüketimde Ayarı Kaçırmayalım başlıklı bir bölümü var. Adam kendı podcastini her yere yapıştırıyor demesinler diye linki koymadım ama kolaylıkla bulunabilir. :wink:

12 Beğeni

koşu dalına indirgeyecek olursak eğer spor yapmak ile sporcu ruhuna sahip olmak esasında çok farklı iki olgu. çoğu kez koşan insanlar arasında gerçekten “sporcu” insan görmekte zorlanıyorum.

her dönem ilgi gören ve yapılması popüler aktiviteler vardır, şu sıra bu koşu sporu ile icra ediliyor. her geçen gün kurulan yeni koşu kulüpleri, çeşit çeşit “koşuyu kolaylaştıran” aksesuarlar ile birlikte iyiden iyiye göz önüne gelmesi her geçen gün yeni katılımcı eklemlenmesini sağlıyor. katılımcılar tarafında ise keyif alanlar, sağlıklı olma içgüdüsü ile “sporcuyum” rütbesi ile kendini farklı konumlandırma çabası yatıyor.

sporcu ruhuna sahip olan insanlar genelde buna 7-8 yaşından itibaren başlar ve kesikli olmayacak biçimde odaklanır, ciddi istikrar sağlar bu noktada zamanla koşuya olan ilginin azalacağını düşünüyorum.

4 Beğeni

ozellikle tam zamanli calisan ve aile sahibi (cocuklu) birisinin spor yapmasi tamamen statudur…cunku isinin gereklerini yerine getirecek, ailesinden dogan sorumluluklari yapacak, sosyallesme icin zamani olacak ve uzerine spor yapacak…butun bunlari denkleme koyunca belli bir duzende haftada belli bir surenin uzerinde spor yapabilmen icin ek faktorlere ihtiyac duymaya basliyorsun; aile sorumluluklarini alabilecek yardimci(lar), esnek calisabilecegin, deadline baskisi olmayan veya bulundugun konum geregi daha az hesap verdigin daha cok delegasyon yapabildigin bir is (sabah 15k cikip kosmak veya aksamustu 40km bisiklete binebilmek icin laptop’i gec acma/erken kapama ozerkligi mesela)…ve tabiki de spor icin ayirabilecegin butce (kosu belki en ucuz spor ama cok kolay bir sekilde tuketim kulturu icersinde 5k 30dk suresi olanlarin alpafly’larla kostugu gozlemlenebilir)…

sporu, statu sembolu icin degil kulturel bir aliskanlik icin yapanlarsa bence kucuklukten gelen spor gecmisi olanlar ve bu toplumsal dayatmalara karsi durabilen azinlik iki kucuk kume…

4 Beğeni

Türkiye’de bu koşu sporu üzerinden yaşanıyor, daha kolay görünebilmek için mi? Yüzme , basketbol vb diğer bütün spor dallarında bu tip sosyal grup oluşumları göremiyorum. Teknolojik anlamda ayakkabı, kıyafet, yazılımlar, saatler bütün spor dalları için gelişiyor. Yurtdışında koşu üzerine yayımlanan kitap, dergi sayısı ve olimpik derecelerde başarı gösteren atletler etkili oluyor olabilir. Sağlık içinse aktif bir hayat sürmenin gerekliliği neden bu kadar geç anlaşıldı? Yaşadığınız yerlerde daha çok sosyal etkinlik anlamında farklı spor dalları ilgi görüyormu? Türkiye’de neden koşu üzerinden ?

2 Beğeni


Karikatür ile cevap vermek istedim. Alttaki için belki statü sembolü olabilir, emin değilim. Üstteki abilerin böyle bir derdi yok, umurlarında değil.

7 Beğeni