Listelere göz gezdirdim de elit sporcu sayısı çok az salomon’un 10 yılı diye salomon atletlerinin gelmesini beklerdim..
eve geldim. 12 saatlik yayının tekrarını açtım, mis gibi mert abi anlatıyor. her şeyi en başından izliyorum, sanki dün akdağ’da hayatı sorgulayan ben değilmişim gibi. ![]()
Bundan tam bir yıl + iki gün önce CMT’de, yani 63k parkurunda koşuyordum. CUT 119K koşanlarla parkur boyunca birlikteydik. Hem imrenerek hem de acaba ben de bir gün bunu yapabilecek cesareti ve gücü bulabilecek miyim diye düşünerek, önümde koşanların çantalarından sallanan mavi logolu zaman çiplerine gözüm kaya kaya kendi mesafemi tamamlamaya çalışıyordum. En uzun koşu mesafem yine 2024’te yaptığım Uludağ 66k’ydı ve 100K ötesi o zamanlar ulaşılmaz gibi geliyordu.
Ocak ayının ilk haftalarında açıklanan UTMB CCC kura sonuçları her şeyi değiştirdi. “Nasıl olsa çıkma şansı düşük ama yine de deneyelim” diyerek sevgili eşim @789 ile birlikte gözümüzü karartarak girdiğimiz kurada şans yüzümüze gülmüştü. Ulaşılmaz gibi görünen 100K mesafesini, üstelik toplam yükseklik kazanımını da düşününce hayli yüksek seviyeden kucağımızda bulmuştuk. Biraz da zorunluluk hissi vardı çünkü bu şansı geri çevirirsek tekrar ne zaman yakalardık, bilinmezdi. Hazırlık süremiz azdı ama yetiştirirdik çünkü çok istiyorduk o ortamda bulunmayı.
Hazırlık planımız dahilinde İznik 75K ile ilk gece koşusunu denemiş oldum. Haftalık hacimlerimi olabildiğince yükselttim. Tırmanışlara özellikle ağırlık verdim ve CCC’yi sorunsuz şekilde tamamladım (Biliyorum, oranın hikayesini hala yazamadım ama aklımda). CCC’den yaklaşık 48 saat sonra yani “bir daha uzun mesafeye adımımı bile atmam” eşiğini atlattıktan sonra hazır antrenman yükü varken acaba CUT’a kadar kendimi toparlayabilir miyim soruları kapıyı çaldı. Haziran sonlarında ODTÜ 25K’da koşu sırasında yaptığımız mini sohbette @husy72 ve @solberg “CCC’den sonra CUT’u da yaparsın ya ne olacak” diyerek belki de ilk tohumları ekmişlerdi aklıma. Bilmem hatırlarlar mı ![]()
CCC sonrası toparlanmak için kendime 3 haftaya yakın süre verdim. 6-7 km’lik zone 2 koşuları yaptım. Bu mesafeleri geçmeye çalıştığım anda dizimde veya bileklerimde ağrılar başlıyordu. Üçüncü haftayla birlikte hafta sonu orta mesafelerini denemeye başladım. 18-20 km’lik hafif tempo hafif tırmanışlı koşular yaptım ama bunlardan da sadece 3 tane sığdırabildim takvime. Daha önceden kayıt olduğum Beypazarı 39K yarışına da gitmeme kararı aldım. Kapadokya’ya gitmeye karar vermiştim ama kayıtların kapanmasına birkaç gün kala hala mesafemi seçememiştim. Son 1 gün kala etraflıca düşündüm ve son 1 aydakine değil, ama mart ayından bu yana biriktirdiğim antrenman yüküne güvenerek 119K’da karar kıldım. Üstelik 63K koşacak olan @789 kendi yarışından sonra yeterince yorulmamış gibi gece boyu bana destekçilik yapacaktı. Artık Karlık trenindeydim…
Cuma günü Ürgüp’e varır varmaz ilk iş kitlerimizi almaya gittik. Önceki yıllarda oluşan kalabalığa ilave bir yoğunluk vardı. 14K startına birkaç saat kalmıştı ve kitlerini almak için sıra bekleyenler arasından 14K koşucularına öncelik sağlanıyordu. Randevulu kit alımı seçmemize rağmen bu nedenle biraz bekledik. Kit’ten çıkan tişört son 3 yılın en güzel tişörtüydü bence. Sanırım Salomon sponsorluğunun 10’uncu yılına özel bir de numara tutturgacı hediye edildi.
Yarış çantamı hazırlamam CCC’ye göre daha kolay oldu. Orada 22 adet jel tüketmiştim ve dropbag uygulaması bulunmadığı ve destekçim de olmadığı için hepsini üzerimde taşımıştım. CUT için de 22 jel planladım ama bu sefer yarısını çantama koymam yeterliydi. İlk birkaç saat içinde bunların da yarısından kurtulacaktım zaten. En azından evdeki hesap böyleydi ![]()
Makarna partisi saatinde alana gidip yine çorba, tavuk sote, kıymalı makarna, salata, helva ve içecekler gibi seçeneklerden oluşan yemeğimizi yiyip erkenden dinlenmeye çekildik. Çekildik ama artan yarış heyecanı ile birlikte uyumak da oldukça güç oldu. Tahminen en fazla 4-5 saatlik bir uykudan sonra yarış sabahına uyandık. Hafif bir kahvaltı sonrası yola çıkmak üzereydik ki CCC’den beri kullanmadığımız batonlarımızı kılıflarından çıkarır çıkarmaz çamur kaplı olduklarını gördük ve son dakika temizliği yaptık.
Dropbag’i bırakıp start alanına girdik. 15 dakikadan az kalmıştı ve her zamanki gibi kalabalık bir Kapadokya startındaydık. 119k parkurunun müdavimlerinden diyebileceğimiz @husy72 abi bizi görüp yanımıza geldi ve karşılıklı başarı dileklerimizi ilettik. Bu onu bugün için son görüşümdü hızına yetişemedim parkur boyunca ![]()
Beklenen an geldi ve startla birlikte ilk yokuşa başladık. Planım belliydi. Geçen seneden gelen 63K tecrübeme göre Ürgüp CP’ye kadar olan ilk 63 km’lik kısmı 9 saat 30 dakika olarak planlamıştım. Geçen yıla göre her CP’ye 5 ila 10’ar dakika kadar geç girmeyi hedeflemiştim. Yokuşu bitirip ilk patikaya girdikten sonra buna göre tempo tutturdum ama nabız tarafında işler iyi başlamamıştı. Yokuşu kontrollü çıktım. Ama mevcut hızıma ve geçen seneye göre yüksek nabızda seyrediyordum. Fakat genel durumumu iyi hissettiğim için çok takılmadım bu duruma. Koşanlar, muhabbet edenler, gülenler, balonlar, drone’lar, yeni doğan güneşin oluşturduğu manzara… Her şey mükemmeldi.
İlk CP olan İbrahimpaşa’ya gelmeden ilk jelimi yemiştim ve CP’de sadece su ikmali yaparak Uçhisar’a doğru yoluma devam ettim. Uçhisar tırmanışına başlamadan hemen öncesine geldiğimde nabız verilerim ısrarla yüksek çıkmaya ben de ısrarla tempomu bozmamaya devam ediyordum. Hatta bir ara parkurda denk geldiğim @789’un “Biraz hızlı gitmiyor musun” sorusuna aldırmayıp bir süre sonra da ona “Kendini iyi hissediyorsan nabza takılma aynen devam et” deyip yanından koşarak geçmiştim.
Bu kısımdan önce plana uygun olarak iki jel daha tükettim. Sıvı alımında sorun yoktu ama tükettiğim son jel midemi şişirmiş gibiydi. Düşmeyen yüksek nabız ve planıma göre yüksek temponun birleşiminin doğal sonucu olan öncü sinyalleri görmüyor ya da görmek istemiyordum. 45 dakika hatta bazen 30 dakikada bir 26 gr karbonhidrat alımını hem antrenmanlarda hem de çeşitli yarışlarda başarmıştım ve şimdi hissettiğim de geçici bir durum olmalıydı. Zamanı geldiği için yeni bir jel daha tükettim ve power hiking modunda Uçhisar tırmanışına girdim.
Uçhisar CP’ye planladığımdan 13 dakika önce gelmiştim. Su ikmali, biraz kola ve soda sonrası CP’den ayrıldım. Hiçbir şey yemedim. Süreden kazancım vardı ama modum giderek düşüyordu. Yine aldırmadım ve inişte toparlarım dedim. Toparlanmak bir yana, dakikalar içinde giderek kötü hissetmeye başladım. Sanki iniş yapmıyor, %20 eğim tırmanıyordum. Sebep sonuç ilişkisini kurmaktan kaçıp bu sefer de havanın ısınmasına bağladım içine girdiğim durumu. Bacaklarımın gücü hızla çekiliyordu. Biraz yürüyüp nabzımı düşürürsem iyi gelebilir fikri ağır basmaya başladı; yaklaşık 3 saat önce ağır basması gereken fikir…
Vadi tabanında inişli çıkışlı bölümlerde bir süre daha gittikten sonra daha fazla dayanamadım ve yürüyüşe geçtim. Yeni bir jel almanın vakti çoktan gelmişti ama aklıma bile getirmek istemiyordum. Midem su haricinde bir şey alma düşüncesini kabul etmiyordu. Bir süre yürümeme rağmen nabzım hala zone 2 koşularında aldığım değerlerin bile üzerindeydi. Göreme CP yolu adeta azap yoluna dönmüştü benim için. Yürüme modundan koşuya geçemiyordum, beslenemiyordum ve en önemlisi bu mesafelere girmemin birincil motivasyonu olan yolda olmanın keyfini alamıyordum.
Bu yıl farklı olarak Göreme CP’nin yeri değişmiş. Kaya Camping’in yanındaki bahçeye kurulmuş. Göreme Açık Hava Müzesinin arkasındaki toprak yola da girmeyip ana yoldan yukarı devam ettik. Son birkaç yüz metresi asfalt olan bu yaklaşık 2,5 km’lik son tırmanışın süresini saatim 1 saat olarak ölçmüş ama bana sorarsanız 3 günde bitirdim ben burayı…
Göreme CP’ye birkaç yüz metre kala yarışı bırakma kararı aldım. Midem hiçbir şekilde gıda kabul etmiyordu. Şarjı %1’e düşen ama kapanmamakta direnen cep telefonu gibiydim. Bacaklarımda yürüyecek gücü bulmak bile zordu. Burada servisler de olmalıydı. Direkt Ürgüp’e gidip 63K koşan @789’u finişte karşılayacaktım. Bana gece bölümünde destek olacağı için çok heyecanlıydı. Bunu elinden almamak için eğer kendimi iyi hissedersem beraber Karlık’a gidebilirdik. Hem ben de görmüş olurdum ortamı. Evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Evet, yeni plan buydu.
Nihayet Göreme CP’ye girdim. Bulduğum ilk sandalyeye oturdum ve soluklandım biraz. Sonra bahçedeki çeşmede yüzümü yıkayıp güneş kremini iyice temizledim. Terledikçe gözüme akıyordu ve nasıl olsa artık gerek kalmamıştı. İçeriye bir göz attım. Biraz kalabalıktı. Gözüme mandalinalar ilişti. Küçük bir parça aldım, hafif ekşimsi tadı iyi geldi.
Sonra dışarı çıktım ve bekleyen iki servis sürücüsüne Ürgüp’e gidip gitmediklerini sordum. Biri 15 dakika içinde Çavuşin’e hareket edeceğini ama devamında Ürgüp’e gitmeyeceğini, diğeri ise yarım saat sonra kalkacağını ama önce Çavuşin’e gidip orada da bir süre kaldıktan sonra Ürgüp’e gideceğini söyledi. Bekleme süresi hayli uzun olacaktı belli ki. Biraz düşündüm ve acaba devam edebilir miyim diye denemek istedim. CP’den yola koyuldum ama en fazla 20 metre ilerleyebildim. Aklım devam etmeyi istedi ama bacaklarım uygulayamadı.
Buraya kadarmış. Kararım artık netti. Daha önce hiçbir yarıştan çekilmemiştim veya zaman sınırına takılmamıştım. Bu bir ilkti. Çekildiğimi beyan etmek için görevli aramaya başladım. Tekrar içeri girdim, orada sadece gönüllü genç arkadaşlar vardı. Girmişken bir mandalina daha alıp dışarı çıktım. İkinci mandalina da mideme sorunsuz giriş yaptı. Dışarıda, servis araçlarının hemen yanında görevli kartı takan birini gördüm sonunda. Tanıdık bir simaydı ama kim olduğunu çıkaracak durumda değildim pek. Görevlinin kartını okuyabilecek kadar yaklaştığımda Aykut Çelikbaş @aykutc olduğunu gördüm. Devam edemeyeceğimi söyledim. Servisler hakkında aynı bilgileri verdi. Bekleme süresi; malum. Bir anlık sessizlikten sonra durumumu merak edercesine baktı ve o sormadan ben izah ettim: Beslenmem durmuş, neredeyse son 1 saati yürüyerek geçirmiştim. En önemlisi keyif alamıyordum. Eh, aslında çok detay vermeme bile gerek yoktu, sonuçta bu işin kitabını yazan kişiyle konuşuyordum ![]()
-Kafanda muhtemelen 17-18 saat gibi bir süre hedefi vardı ve ondan uzak kaldığın için bırakmak istiyorsun sanırım?
-Hayır, hayır. 21-22 saat gibi öngörmüştüm. Devam edebilsem 23 bile olur. Ama şu an hem beslenemiyorum hem de keyif alamıyorum. Olmuyor, yani devam etmenin anlamı yok…
-Anladım. Bunlar da var bu işin içinde…
-Elbette. Benim de ilk defa başıma geliyor. Fiziksel olarak bir sıkıntım yok ama sindirim durunca bacaklarım da gitmiyor bir türlü…
-Hmm, yine de şöyle yapabilirsin. Sıcağın altında ısınmış servisin içinde Ürgüp’e gitmek için uzun süre beklemek yerine Çavuşin’e kadar yürüyebilirsin. Alt tarafı 7-8 km. Orada tekrar bakarsın durumuna.
Biraz düşündüm bu cevap üzerine. Yaklaşık 15 dakikadır kontağı kapatmış durumdaydım. Ama nabzım da çift hanelere inme sınırındaydı (Hala normal değildi tabii). Yürürken nerede hata yaptığım üzerine de biraz düşünebilirdim. Minibüsle Çavuşin’e ve sonra da Ürgüp’e gitmek için beklesem bile aynı vakti geçirecektim. Teklif kabul edilebilir bir teklif olmasının yanında duvara çarpmış ben için adeta bir kurtarıcı dal gibiydi. İyi olacak hastanın ayağına doktor gelir ya, ancak bu kadar canlı bir örneğini yaşayabilirdim.
-Eh, tamam hadi öyle yapayım ya. Gerekirse orada bırakıp servise binerim.
-Biraz meyve de al yanına, yiyebildiğin kadarını yersin. Suyunu da tazele.
-Çok teşekkürler, kolay gelsin hocam. (Gerçekten çok teşekkürler @aykutc )
Bu uzun mücadeleden sonra düştüm tekrar yola. Güçlü bir yürüyüş yapamıyordum ama Göreme CP öncesindeki gibi sürünmüyordum da. Sadece yürüyordum. Dakikalar geçti. Cebime attığım mandalinayı yedim. Ekşi ekşi iyi geliyordu gerçekten. Su alımımda da sorun yoktu neyse ki. Azar azar içiyordum. Uygun bölümlerde koşmayı da deniyordum. Pek gitmiyordu fakat yürüyüşüm biraz hızlanmıştı sanki. En kötü senaryoda yine bırakmak istersem Çavuşin’deki Ürgüp servisi kalkmadan yetişebilirdim sanırım. Ürgüp CP’ye saat kaçta varırım hesabı yapmam gereken anlarda servis kalkış saati hesaplıyordum.
Böyle böyle denemelerle Çavuşin’e vardım. Beyaz bir minibüs gördüm sanki. Ama önce beslenme alanına yöneldim. Kola içtim. Su tazeledim. Sonra da şehriyelerinden koydurtmadan bir kap çorba doldurttum gönüllü arkadaşa. Midemi test etmek istedim. Bahçe tarafındaki duvara çıkıp lamba demirine yaslanarak uzandım ve çorbayı içtim. Biraz bekledim. Olumsuz bir durum yok gibiydi. Gidip bir dilim ekmek ve kaşar peynir de yedim. Hatta yanında bir bardak daha kola içtim. Yine bir karar anıydı benim için. Ya buradan servise binecektim ya da Akdağ ile yüzleşecektim. Akdağ’ı tırmandıktan sonra Akdağ CP’den servis seçeneği de yoktu. Yani burada devam kararı almam demek Ürgüp’e kadar devam etmeyi göze almak demekti. 63K koşuyor olsaydım hareketlenmem daha kolay olurdu belki ama önümdeki 80 km’ye yakın mesafe gözümde çok büyüyordu.
Şortumun cebine biraz mandalina ve birkaç parça da muz atarak devam kararı aldım. Ürgüp’te bırakma kartı cebimdeydi nasıl olsa. Beyaz minibüsün cazibesine kapılmadım ama umarım pişman olmam diye de endişelenmekten alıkoyamadım kendimi.
Yediklerimi güzelce sindirebilmek için oldukça yavaş başladım bu kısma. Bir süre yürüdükten sonra parkurun en güzel kısımlarına giriş yaptım. Hafiften koşabiliyordum. Bu sefer nabzımı çok dikkatli yönettim. Gerektiği anda yavaşladım. İyi hissettiğimde biraz hızlandım. Ara sıra meyvelerden yedim. Nihayet Akdağ tırmanışına da başladım.
Göreme CP’ye yaptığım azap tırmanışından daha rahat geçti diyebilirim bu kısım için. İlk çıkıştan sonraki kısa düzlükte biraz koştum bile. Giderek daha iyi hissediyordum. Sanırım Ürgüp’e atabilecektim kendimi. İkinci tırmanışı da yapıp tepe düzlüğüne ulaştım. Biraz manzaraya baktım. Birkaç saat önce ciddi bir gelgit yaşamıştım ama şimdi geride bıraktığım parkura tepeden bakıyordum. Buradaki düzlükte de yavaş bir tempo ile koştum, gerektiği yerde yürüyüşe geçtim. İnişle birlikte Akdağ CP’ye ulaştım. İki bardak kola, iki dilim ekmek ile kaşar kombinasyonu ve muz yiyerek devam ettim. Test edilmiş, onaylanmış formülü bozmadım.
Ürgüp CP’ye kadar olan bölüme yediklerimi sindirmek için yine oldukça yavaş başladım. Biraz geçtikten sonra yine uygun bölümlerde hafif tempo koştum, yokuşlarda yavaşladım. Midem sindirim problemi çıkarmıyordu. Yediğim kısıtlı şeylerden aldığım enerji de CP’ler arası mesafeleri kat etmem için yeterli geliyordu. Ürgüp sonrasına devam edip etmeme kararım için olumlu sinyallerdi bunlar.
119K ayrımına ulaşmıştım. @789 ‘u aradım, gelmek üzere olduğumu söyledim. Tam 10 saatte ulaştığım Ürgüp CP girişinde finisher poları ve madalyası ile beni karşıladı. Başımdan geçenleri özetledim. Sindirim problemi yüzünden o an bile hala ufak da olsa devam etme konusunda tereddütlerim olduğunu söyledim. O da bana “Bırakırsan pişman olmayacak mısın? Burada biraz toparlan ve Damsa’ya kadar gidip duruma orada tekrar bak, gidebildiğin yere kadar git” minvalinde motive edici bir konuşma yaptı. Haklıydı…
Burada yine aynı menüden devam ettim; çorba, ekmek kaşar, kola, soda ve ilaveten haşlanmış tuzlu patates. Dropbag’imdeki temiz ve geceye uygun kıyafetlerimi giydim. Kafa lambamı taktım. Kullanmayıp, bedavadan Göreme Milli Parkı turu attırdığım jellerimin ağırlığından kurtuldum. Ama yerlerine de dropbag’teki jeller arasından kafeinli olanları seçip çantama yerleştirdim. Belki ihtiyacım olabilirdi.
45 dakikalık pit stop iyi gelmişti. Bana kalsa bir 15 dakika daha kalabilirdim ama @789 gitme zamanımın çoktan geldiğini söyleyerek ve Taşkınpaşa’da görüşürüz diyerek beni yolcu etti. Tazelenmiştim ve geceye hazırdım. Bu andan itibaren ilk kez geçeceğim karanlık sulardaydım artık. Fakat raporlardan okuduğum kadarıyla biraz bilgim vardı rota hakkında.
Damsa çayının zeminine inmiştim. Suyun geldiği yöne doğru belli belirsiz bir eğime karşı ilerledim. Suyun yatağına göre bir sağ bir sol yaparak, uygun yerlerde de hafif tempoda koşarak bir ritim tutturdum kendime. Hava kararmaya başladı ve kafa lambamı açtım. Nabzım kendi normallerine dönmüştü. Gayet iyi hissediyordum. Damsa CP yolunda kimseyle karşılaşmadım ama zaman su gibi aktı. CP’ye varmıştım. Biraz soluklanıp birşeyler atıştırdıktan sonra Taşkınpaşa’ya doğru yola koyuldum.
İkinci bölümün 3 büyük tırmanışının ilkine başlamıştım artık. Bir anda bunları Ürgüp girişindeki meşhur Üç Güzellere benzetmek geldi aklıma. Eğim grafiğine bakınca gerçekten de Üç Güzeller gibi duruyordu Taşkınpaşa-Karlık-Taşocağı öncesindeki üç büyük tırmanış. Bu kısımda artık tamamen normale dönmüştüm ama yine de jel yemek istemedim. CP beslenmelerim fazlasıyla iş görüyordu. Belki ilerleyen saatlerde kafeinli jeli yemeyi denerim diye düşündüm.
Yine bu kısımda gündüz yaşadığım sıkıntının muhasebesini yapmaya başladım. Sorunun kaynağı çok açıktı. 119K’ya geçen yılki 63K tempomdan daha agresif başlamıştım. Öyle yapmamam gerektiğini çok net bildiğim halde farkında olmadan yarış coşkusuna kapılmıştım. Benim için sürdürülemez seviyedeki yüksek bir nabızda kalmaya ısrar etmiştim. Sindirimimin kilitlenmesine sebep olmuş ve sonucunda da çekilmenin eşiğinden dönmüştüm. Şunun farkına vardım ki eğer 119K’nın ilk yarısını ilk kez koşuyor olsaydım bu hatayı asla yapmazdım. Geçen yılki 63K eforumu kötü bir referans olarak almıştım.
Muhasebe yapıldı, dersler alındı… Tüm bunları düşünürken tırmanışı çoktan bitirmiş, düzlüğü de geçmiş, inişe başlamıştım bile. Bir süre sonra Taşkınpaşa’ya vardım. CP’ye girdiğimde @789 beni karşıladı. Çorba başta olmak üzere bugün benim için klasik haline gelen menümü hazırladı. İlk defa bir yarışta destekçim vardı. Bambaşka bir konformuş. Aynı şekilde o da bundan mutluluk duyuyordu
Çoraplarımı değiştirdim ve daha fazla soğumadan Karlık yoluna çıktım.
Biraz yükseldikten sonra geride bıraktığım Taşkınpaşa’nın ışıkları sol tarafımda belirdi. Hemen karşı yamaçta ise peşpeşe ilerleyen kafa lambaları gördüm. Taşkınpaşa’ya doğru iniyorlardı.
Bu tırmanış da rahat geçti. Sanırım CCC antrenman yükünün meyvelerini en çok bu çıkışlarda topluyordum. Tepe düzlüğü daha uzundu bu sefer. Yürü koş yaparak inişin başlangıcına ulaştım. Burası özellikle 8-10 tane kısa, bir tane de çok uzun bantla işaretlenmişti. Kaçırmak mümkün değildi yani. Ana yolun kenarındaki çalılıkları aşarak işaretlerin yönlendirdiği şekilde patikaya saptım. Biraz ilerlemiştim ki 15-20 metre kadar önümde bir koşucunun durduğunu gördüm. Birisine sesleniyordu. Yanına geldim, yabancıydı. Biraz yukarıyı gösterdi bana. 3 tane kafa lambası bize paralel şekilde ama hafif yukarı eğime doğru yürüyordu. Sanırım soldan devam eden ana yoldan gitmişler, aşağı inen patika dönüşünü kaçırmış olmalılardı. Beraber tekrar seslendik. Durup baktılar, ama hemen sonra tepki vermeden tekrar yollarında yürümeye devam ettiler. Yapacak bir şey yoktu artık. Saatime bakıp rotayı kontrol ettim. Gerçekten de rotadan sapmış görünüyorduk. Km geri sayımını durdurmuş, rotadan sapma uyarısı vermişti saatim. Ama işaretler buradaydı. Karlık inişinin genel profilini kulaktan dolma bildiğim için şüphe duymadım ve işaretlere uyarak aşağı inmeye devam ettik. GPX rotası oluşturulurken üst yoldan gidilmiş olmalıydı. Birkaç dakika geçti geçmedi, arkamdaki yabancı koşucunun ayak seslerinin kesildiğini fark ettim. Durup arkama baktım, ışık dahi yoktu. Seslendim, cevap gelmedi. Sanırım işaretlere ve bana değil de saatindeki rotaya ve yukarıdan giden üçlü gruba güvenip patika ayrımına geri dönmüştü
Burada kim avantaj kazandı, bunu ise bilemiyorum.
Karlık inişinin bu kısmı gecenin teknik birkaç yerinden biriydi. Belli belirsiz bir patika ve bolca küçük diken vardı. Neyse ki kompresyon çorabım vardı. Dikenler çoraba saplanıp kalıyor ve derime batmıyordu.
Artık Karlık köyüne girmiştim. Dar ve karanlık sokaklarda koşarak ilerlerken bir köşe dönüşünden sonra @789 ‘u gördüm. CP’ye kalan son metreleri beraber koştuk. Sonunda meşhur Karlık CP’ye varmıştım. Öğle saatlerinde belki servis aracıyla ortamı görmeye gelirim dediğim yere koşarak gelebilmiştim.
Tıpkı Taşkınpaşa’da olduğu gibi Karlık’ta da sobanın yandığı kapalı alana girmedim. Rüzgarlığımı giyip dışarıdaki bankta oturarak vücut ısımı sert değişimlerden korudum. @789 ‘un içerideki masalardan hazırladığı aynı menüyü tükettim. En az benim kadar efor harcıyordu. Gündüz o sıcağın altında 63K koşup geçen seneki derecesini geliştirdiği yetmiyormuş gibi hiç dinlenemeden beni takip ediyordu. Beni beklerken diğer koşuculara da yardım etmiş. Çifte madalyayı hak ediyordu kesinlikle.
Karlık’tan ayrılmamla birlikte gecenin üçüncü büyük tırmanışına başladım. 100 km’yi çoktan devirmiştim. Bu benim için yeni mesafe rekoruydu ve attığım her adımda gelişiyordu. Bu tırmanışı da sorunsuz bitirdim. Kesinlikle küçümsemek için söylemiyorum ama bu üçlü tırmanış eğim grafiğinde göründükleri kadar da “bölüm sonu canavarı” kategorisinde değiller bence.
Gündüz atlattığım badirelerin üzerine bu düşüncelere dalmak bir yandan mutlu etmişti beni. Yarış öncesi hayal ettiğim limitlerde kalarak zorlanmadan, yokuşlardan şikayet etmeden ilerleyebiliyordum. Tepeme binen güneş yoktu. Üç tırmanışın da tepesinde yer alan düzlükler alabildiğine karanlıktı. Gökyüzü apaçıktı ve çıplak gözle görülebilen tüm yıldızlar kafamı biraz kaldırdığım anda karşımdaydı. Ürgüp yönüne, yani kuzeye doğru ilerliyordum ve sanırım doğu ufkunun hemen üzerinde, hiç arama zahmetine girmeden, aşağı doğru asılı duran cezveyi çok net görüyordum. Biraz durup baksam küçük ayıyı da tamamlayabilirdim. Henüz sadece üçüncüsünü koşuyor olsam da gece koşularını seviyorum.
Teknik olmayan geniş yoldan hafif eğimle bir süre daha indikten sonra son CP olan Taşocağı çadırı göründü. Yaklaştıkça jeneratör sesi de gelmeye başladı. Burada destekçim yoktu. İçeri girip su tazeledim. Çorba, kola, ekmek, peynir rutinimi tamamlayıp yine dışarıda yedim ve son 9 km için yola koyuldum.
Göreme CP öncesinin aksine, sona yaklaştıkça bacaklarımın şarjı artıyor gibiydi. Antrenmanlar, beslenme ve dinlenme elbette önemli ama işin mental yönü de en az %50 payı hak ediyor sanki. Bu mesafelerde yok denecek kadar az olan deneyimimden bile anlayabiliyordum bunu.
Hala jel yemiyordum. Son saat için kafeinli jel kartımı saklıyordum fakat canım hiç yemek istemedi. Uykum da gelmedi ama özellikle toprak kısımdaki taşlara basmamak için yol seçerken biraz dikkat dağınıklığı sinyalleri alıyordum son anlarda. Neyse ki yaklaşık son 5 km kala parke taşlar başladı. Üzerinde Ürgüp Belediyesi yazan bir çöp konteyneri gördüm. Az sonra da iniş bitti. Şehrin boş sokaklarına giriş yapmıştım. Yürüyen iki ayrı koşucu vardı, tebrik ederek devam ettim.
Çoktan kapanmış olan Ürgüp CP’ye ulaştım ve hemen sağa kıvrılıp yine raporlardan okuduğum finiş öncesindeki son mini tırmanışa başladım. Birkaç dakika sonra tüm parkurların koşarak indiği arnavut kaldırımlarına çıkmıştım. @789 hemen köşede bekliyordu. Son metreleri yine birlikte koştuk, son köşeyi döndüm ve bu yıl üzerine genişçe bir ekran yerleştirilmiş finiş takını gördüm sonunda. En uzun koşumu ve şimdiye kadarki en büyük mental mücadelemi geride bırakmıştım. Finişte görevli fotoğrafçı arkadaşımız sağ olsun, birçok kare çekti.
Madalyamı ve finisher polarımı alıp yemek alanına ilerledim. Saat sabaha karşı beşe geliyordu ama yemek çeşitleri, meyve salatası ve tatlısına kadar her şeyden bolca vardı. Hiç mide problemi yaşamamışçasına hepsinden yedim.
21 saat 29 dakika… Gündüz yaşananların ardından gece bölümü o kadar iyi geçmişti ki yarıştan önce yapabilirim diye düşündüğüm süreden 29 dakika sapmayla finişe ulaşmıştım. Aslında sürenin bir önemi yok. Hemen her yarış için hedeflediğim gibi keyif alarak yol alabildiysem bu bile yeterliydi ve gündüz olmasa da gece benim için oldukça keyifli geçmişti.
- “Bir daha uzun mesafeye adımımı bile atmam” demiştim CCC’nin hemen arkasından. Şimdi yine aynı eşikteyim. Aksini düşünmek için belki bir 48 saate daha gerek vardır
Ama pazar akşamı eve dönünce yaptığımız ilk şey ne oldu derseniz, 11 saati aşkın süren ve @spinodal ‘in ve Cenk Turan’ın nefis anlatımlarıyla sunduğu CUT youtube canlı yayın tekrarını izlemeye başladık. Kendimizi bile gördük yayında. Eşiği aşmaya çok da uzak değilim sanki 
Bu yazının neresini alıntı yapıp, neresine alkış, neresine nazar boncuğu, neresine “bravo” yazacağıma karar veremedim. Bana gelecek yıl için yapacağım planlarda yol gösterdiğinize, örnek olduğuna emin olabilirsiniz. Hatta bundan sonra bir parkurda bırakma düşüncem olursa, o sürecin yönetimi için bile büyük bir örnek oldunuz.
Yazıyı okurken “eyvah, bıraktı” diyeceğim diye korktum ama sonuç mükemmeldi.
Benim de Eşim 63K’da ilk defa CP’lere gelerek destek oldu, moral verdi. CP’lerde insanın Eşinin beklemesi çok güzel, çok özel bir şey oluyor.
Süre ve derece gibi rakamlara takılmaksızın böylesine bir mesafeyi ve zorlu süreci başarıyla, sağlıkla tamamlamak gerçekten çok büyük bir hazine.
Ayaklarınıza sağlık.
Öncelikle azmin ve bitirişin için tebrik ediyorum. @789 sevgili eşini taşkınpaşa istasyonunda görünce çok şaşırdım. Kız kardeşimi görmüş gibi sevindim. @sopranos ile hiç karşılaşmadık dedim, merak ettim deyince, Damsadan çıktığını söyledi. Benim kafa lambası problemi çıkmıştı. Sağolsun pilleri değiştirmekte çok yardımcı oldu çantamı yerleştirdi. Bir sportter gibi destek oldu.( Biz bu insanlara Hızır diyoruz). (Ne muradı varsa olur inşallah)
CCC maceranızı ve çalışmanızı yakından takip ettim ODTÜ trailde konuştuk hatırladım. Bunlara rağmen ismini son gün 119 içinde görünce şaşırdım. Neyse bizler bu yolun yolcusuyuz. Kurdun dişine kan bulaşınca iflah olmazmış.
2,75 kere 119 koştum, her adımını biliyorum falan derken bazı yerlerde bocaladım. Göreme cp ve rota değişmiş benim lehime oldu, karlık inişi tamamen değişmiş, profildik yoldan değilde paralel teknik bir yoldan indirilmiş. Neyse bunları raporumda uzunca yazacağım.
@sopranos yaşadığın gel gitleri 3 sene önce sakatlık yüzünden damsada bırakmıştım. Çok iyi biliyorum kafada nelerin döndüğünü.
Ürgüp’ten sonra her istasyonu yeni bir yarış gibi düşünüp hedefleri azalttım.
Böylece Bnde uykum gelmeden ama çoğunlukla yalnız 20 küsür saatte bitirdim.
Ayaklarına, yüreğine ve kalemine sağlık.
Gerçekten kapanmamış hesabım olan CUT la ilgili şahane bir anlatım olmuş.
Evet pişman oluyorsun ![]()
Supporter çok değerli, çok.
Önce ayağınıza sonra kaleminize sağlık.
O mücadelenin içinde sizi ara duraklarda sizin için çok değerli birinin beklediğini bilmek gerçekten ekstra güç veriyor insana. Ne mutlu size de ![]()
Sizin de ayaklarınıza sağlık ve tebrikler.
Senin raporunu da merakla bekliyoruz abi. Senin de ayaklarına sağlık, tebrikler ![]()
Bende 4 defa koşup 2 defa bitirdim 119u. Parkur Ürgüp’e uğramasa belki de kırıcılığı azalacak ama başlangıca dönmek zayıflamış iradeler için büyük zulüm. Her defasında bir daha hayır desemde bir şey mutlaka dürtüyor.
Bu sene kızıma baktığım için 14K koştum benim için değişik bir tecrübeydi, minimum antrenman hatta antrenmansızlıkla taban dayanıklılıkla kendimden beklenecek en iyi performansı verdiğimi düşünüyorum. %10 içerisine girebildim ki benim için müthiş bir sonuç.
Kendimi patlatmamak için bu mesafeyi bile ikiye bölüp son 7 neyim varsa verdim ve 49. olarak sağlıkla bitirdim şükür. 2 yıldır beni yıldıran sakatlıklarım bu yarışta ne mutlu uğramadı, geçti gibi görünse de hacimi yükseltsem tekrar uğrayacaklar belliki.
Koşarken kendimi 119 koşarken hayal ettim ve hiç o ruh halinde olmadığımı farkettim, üzülmedim ve zihnimin daha hazır olmadığını farkettim.
Geçmiş senelerde çok fazla süre odaklı koştum ve kendimi tükettim, sanırım seneye tekrar 119u deneyeceğim. Kendi potansiyelimi biliyorum ve eğer iş, aile izin verirse tekrar zorlamak istiyorum.
Bu parkuru 16-17 saat ve altında bitirmek gerçekten büyük emek ve güç istiyor, 2022 de buna yaklaşsam da tecrübesizlikten duvara tosladım. Her yarış bir şey öğretiyor, nabızı zorlamamak ve yemek konusu iyi dereceyi getiren unsurlardan.
Tüm koşucuları ve özellikle 119 startını alma cesaretini gösteren herkesi tebrik ederim. Seneye, hadi inşallah:)
@sopranos çok iyi hatırlıyorum Metu trail run’da ki sohbeti, iyi ki de öyle demişiz @husy72 abi ile
Tebrik ederim abi, müthiş bir deneyim olmuş senin için, bravo
Henüz en uzun mesafesi Uludağ 66k olan benim için de ders niteliğinde bir yazı, ben de 100k ları artık yavaş yavaş denemek istiyorum ve aynı senin yaşadığın gibi asıl korkum beslenme ve eminin koşarken bu yazın sürekli aklımda olacak, bunun için de ayrıca teşekkür ederim ![]()
@sopranos Hocam beslenme, jel sayısı, jel kullanım sıklığı ve jellerden alınan geri dönüşler için sorular sormak ve deneyimlerinizi öğrenmek isterim. Zira pek çok 50k üzeri etkinliklerde yanıma aldığım jellerin çoğunu kullanmıyor hatta bu mesafeleri 2 maksimum 3 jel ile tamamlıyorum.
Kabaca söylemek gerekirse jellerden gelecek kazanımı da çok hissettiğimi düşünmüyorum (bunlar tamamen kişisel geri dönüşler). Özellikle jellerin tatlı olması bir noktadan sonra yutmayı dahi zorlaştırıyor.
Şimdi sizin CUT için 22 jel planlamanızı düşünüyorum, ciddi rakam.
Marka belirtmek belki gerekmez ama jellerden mutlaka geri dönüş alıyor musunuz? Mesela; zaten iki CP arası yaklaşık 10km jel almasam da olur CP’ye girdiğimde patates, limon, tuz v.b. gıda yüklememi yapayım bu beni bir sonraki CP ye kadar çıkarır deseniz ve hiç jel kullanmasanız yine de süreci yönetebilir misiniz?
Sanırım benim jel kullanımı ile aramda bir kopukluk var. ![]()
Örneğin çocuk jelibonlarını (tatlı-tuzlu) kullandığımda onlardan da çok hızlı geri dönüş aldığımı hissediyorum. (bu galiba farklı ülkelerde de sık kullanılan bir ultra desteği)
Her birinizin yazıları muazzam güzellikte,Öğretici deneyimlerinizle ve düşüncelerinizle harika örnek oluşturmakta Nicelerine sağlıcakla
Ne elektrolitlere ne de jellere alışamadım, acayip mide bulantısı yapıyor. wup ve onthego kullandım. jelibon dahi midemı bualndırdı. Suluğumda limon+soda+tuz+su karışımı kullandım o da olmadı. Antrenmanlarda karbonat denemiştim onu da sevmedim. Belki kendimi yarışlarda olduğu gibi 10km bir kurulan cplere göre, yanımda sadece bir kaç hurma ve sade su olacak şekilde hazırlayacağım.
Jeli içtiğinde ya da içtikten belli bir süre sonra bir hissiyat olmuyor. Fakat Jeli içmeyince sona doğru düşüş yaşanıyor. Birçok ultracının ultra aslında doğru beslenme yarışıdır yönlendirmesini zamanla iyice anlamaya başladım. Yarışın sonuna kadar sabırla doğru beslenince son kısımlar akıp gidiyor. Tadı kötü vs ama alternatifi de yok bana göre. Diğer beslenmeler hem zaman kaybettiriyor(cplerde uzun süre beklemek) , hem de büyük hacim tuttuğundan sorunlar yaratabiliyor.
Kesinlikle antrenmanlarda bu konuda mideyi eğitip yarışlarda da bu tür bir beslenmeyi uygulamayı tavsiye ederim. Kendi adıma 25 dakikada bir içinde 30 Gr olan jellerden kullanıyorum. Bazı cplerde kola ve muzla ekstra destek de alınca saatte 90-100 Gr karbonhidrata ulaşıyorum. Tuzu da doğru ayarladığım yarışlarda sonda sanki hiç koşmamışım gibi bacakları döndürebiliyorum.
Bir de kafeinli jel var. Tabi burada konu kafein. Doğru kullanınca çok iyi bir ağrı kesici.
Peki yarışta zaman geçtikçe bazı kişilerde jel içmeme isteği oluyor, yani aslında mide hiç bir şey istemeyebiliyor? Bu durumda yaklaşımınız nasıl @ggg hocam? Siz de yaşıyor musunuz? Zorla içmeye devam mı? Alternatif var mı?
Bazı kişilerinde uzun açlık ile antrenmanlarda kendini eğittiğini ve yarışlarda da çok ekstrem bir besin girişi yapmadan yarışlarda koştuğunu duymuştum. Buna ilişkin deneme yapan ya da tecrübesini olan varsa paylaşabilir mi?
Saate 25 dakikalık bir alarm kuruyorum. Yarışın ortasından itibaren o 25 dk alarmı gelmesin diye dua ediyorum. Çok da çabuk geliyor. Özellikle hava sıcaksa, Jeli tüketirken bir 15-20 saniye bazen 1 dakika yürüyorum. Bu biraz daha tüketebilmeme yarıyor. Bir de antrenmanlarda hep tükettiğim içim mide genelde kabul ediyor. Etmediği de oldu
Bazen her şey doğru yapılsa da istemediğimiz şekilde ilerleyebiliyor işler.
Göreme istasyonunda patates ve tuz ağırlıklı beslenmenizi, Çavuşin’e yaklaşırken şekerli bir şeyler içmemenizi tavsiye ederim. Çavuşin parkuru sıcaklık sebebiyle çoğu koşucuya zor anlar yaşatıyor.
Yarışın ikinci yarısı daha çok CP’lerden beslenip tuzlu limonlu suya (500mlye 2 şase tuz, bir yarım limon - soda da eklenebilir) geçiş yapmak mideyi rahatlatıyor. Karlık gibi yerlerde cp içine, sıcak ortama girmeyi tavsiye etmem, çorba sıcak gelecektir, içine biraz su ekleyip kafaya dikilebilir, ekmeği de yanınıza alıp yolda yersiniz.
Beslenme tavsiyesi değildir.
Ben artık jelleri 250 ml’lik flask içine boca ediyorum. 250 ml’lik bir soft flask 7 tane Wup jeli alabiliyor. Bu şekilde sürekli ufak ufak beslenme imkanım oluyor. Önceden mide problemi yaşadığımda jelin düşüncesi bile midemi bulandırırken bir jel açıp yemeye yeltenemiyordum. Şimdi mide problemi de yaşasam ufak ufak yudumlarla jel alabiliyorum. Son koştuğum Sapanca, Uludağ ve Belgrad’da bu şekilde 7 jel bitirdim. Yarışlara başlamadan önce de 1 tane yedim. Toplam 8 jel. Ki eski usul yanıma 7,8 jel alsam en fazla 4ünü kullanabileceğimden eminim. Tavsiye ederim.
O zaman hurma, jelibon vb. şeylere gerek kalmıyor, peki elektrolit olayını nasıl yapıyorsunuz?
