Mallorca by UTMB

İçimde ardı ardına sürekli tekrarlayan öfke patlamaları geçiyor. Bildiğim küfürler bitti, yenilerini uydurmaya başladım.

Ta Avrupa’nın ucuna gel binbir zahmetle, sonra da ucu ucuna cut off’a kal. Olacak şey mi. Zaten Chamonix’de de son istasyonda takılmıştım.

Ara ara da mantıklı düşünüyorum. Gücüm buraya kadar demek ki. Ne zorlayıp duruyorsun. Olmuyorsa olmuyordur. Olamıyordur. Yapamıyorsundur.

Başka uğraş bul bence artık kendine. Al eline konyağını, yak bir puro, şöminenin karşısına geç, kucağında kitap, arpacı kumrusu gibi düşün, uyukla.

Düşünmesi bile sinirlendiriyor beni. Yeniden bir küfür salvosu. Yokuş aşağı iniyorum ama, yürümenin, hatta ayakta durmanın bile zor olduğu, çok sert bir parkur. Sadece 3 km kaldı, kalan sürem ise 20 dakikaya yakın. Bu hızımla gidersem bir kaç dakika bile olsa süre aşacak, taşları alamayacağım.

Hırsımdan kudurmak üzereyim. UTMB kurasına yeniden girebilmek için 3 taş almam gerekiyordu. Ben de önce Kaçkar’a kaydolmuştum.

Uğursuzluk bende herhalde. Yarış parkurunu önce sel bastı, sonra daha Eylül ayında kar altında kaldı. Zar zor 50 K parkuru açabildiler. O da 2 taş veriyor, bana yetmiyordu.

Baktım başka hangi yarış var diye. Yahu, katılmak bedava desem bu kadar olmaz. Sanki katılanlara çeyiz düzüyorlar gibi hepsi aylar öncesinden full. Millet kudurmuş gibi kayıt yaptırıyor.

Neyse, bir deli ben değilmişim. Sanki biraz da ferahlıyor insan.

İyi de kura zamanına kadar nerden bulunacak bu üç taş.

Sonra her nasılsa kayıtları henüz kapanmamış son kalan bir yarış görüyorum. Mallorca by UTMB…

Belki son kalan tek bir yerdir diye aceleyle kaydoluyorum.

Mallorca, aslında ulaşım açısından, tüm Avrupa için çok elverişli bir ada. Neredeyse tüm şehirlerden doğrudan uçak seferleri var. Ancak yüzlerce, çoğunun hangi kıtada olduğunu bile bilmediğim şehirlere uçak kaldıran THY’nin buraya uçuşu yok.

İspanya’nın Güneyinde, Batı Akdeniz’deki 4 adanın oluşturduğu Balear Takımadaları’nın en büyük olanı. Avrupa’lıların yazlığı gibi. Büyüklüğü, Kıbrısın yarısına yakın.

Hemen yanı başındaki komşusu Ibiza adasındaki doğal güzellikler, derin mavi ışıklar, 5.000 yıldır yaşayan dünyanın en yaşlı canlısı olan denizçayırı gibi özellikleri yok.

Ancak belki yine bu sebeple temiz kalmış, düzenli, güvenlik sorunu olmayan, sessiz, sakin, terbiyeli, nazik bir ada. Ibiza’daki gibi, daha havaalanı çıkışında ot satıcıları çevrenizi sarıp sizi geldiğinize pişman etmiyor. Sabaha kadar süren metalik rock müzik yerine, meydanlarda amatör yeteneklerin klasik müzik konserleri var.

Geniş odalı, sakin oteller, upuzun plajlı sığ denizli sahil kasabaları, tüm adayı kapsayan sık seferli otobüs ağı ile tam bana göre bir yer. Ya da iyice yaşlandım artık. Nasıl Bodrum’dan Kuşadası’na kaçtıysam, artık Ibiza’dan da Mayorka’ya kaçmam gerekiyor herhalde.

Ulaşım için seçenekler var. Ben aslında Valencia’dan feribotla gitmeyi tercih ederdim. Ancak eşim 5-6 saatlik deniz yolculuğu fikrine sıcak bakmadı. Ayrıca Madrid gezisi eklemek de istedi.

Bu yaşa geldiğinizde, işten kaçmak için her fırsat size tatlı görünecektir. Ben de öncesine 3 günlük Madrid, 1 günlük Valencia gezisi ekledikten sonra, (Valencia, Madrid’en hızlı trenle 2 saat) Perşembe günü, Madrid’den uçakla adaya vardım. Iberia havayollarından toplam 200€ kadar bir bedelle, iki kişi gidiş dönüş bilet alabiliyorsunuz.

Mayorka’nın başkenti Palma havaalanı taksileri bir garip. Şehir 15 km kadar mesafede, 35 € yazıyor. İyi…

Ancak bir tabela var. Bu fiyat, taksi başına değil, kişi başına. Ayrıca her bagaj ayrı ücrete tabi.

Kim uğraşacak onlarla. Çağırdım Uber’i, 19 €’ya otelin kapısına bıraktı. O gazla 5 euro da bahşiş kaptırdım. Neyse.

İspanya Meydanı’na (Plaza de Espagna) çok yakın olan Innside Melia Palma Center otelinden rezervasyon yapmıştım. Belki bir tık pahalı ama, 30 metrekarelik dev oda, ücretsiz sauna, kapalı yüzme havuzu, gün boyu açık spor salonu, her gün yenilenen ücretsiz minibarı ve efsane kahvaltısı ile fazlasıyla değerdi.

Ama benim için asıl önemlisi ulaşım kolaylığıydı.

Yarış aslında Palma’dan oldukça uzakta tertiplenmiş. Yarış merkezi, fuar ve kayıt alanı, Söller isimli bir sahil kasabasının limanında, Port de Söller’de. Palma’dan Söller’e, İspanyol meydanındaki otogardan saat başlarında otobüs kalkıyor, 45 dakikada ulaşıyor. Otogar, otelden yürüyerek 5 dakika.

Daha da önemlisi, yarış, Cala Estellencs isimli güneydeki bir kasabadan başlıyor. Başlangıç saati sabahın 06:00’sı. Adanın dört bir yanından servisler düzenlemişler. Kayıt sırasında gidiş geliş için ayrı ayrı 2’şer euro bedelle servis bileti satılıyor. (Ne giderken ne dönerken bileti soran eden olmadı). Palma’dan kalkan servisin saati 03:30. Otogarın hemen yanından kalkıyor. Otel uzak olsa o saatte ulaşım ciddi sorun olabilirdi.

Servis çok rahat. 3 otobüs geldi. Herkes rahatça oturdu, çoğunun yanı boş kaldı.

Yolda giderken biraz uyumayı planlamıştım ama, aklıma bir şey takıldı. Son ana kadar kayıtlar kapanmamıştı. Hala full yazmıyordu. Gece start alanına giderken ilk defa işkillenmeye başladım. Millet bu yarışa neden bu kadar ilgisiz. Kesin bilmediğim bir ayrıntı var, uzak duruyorlar.

Neyse, başa gelen çekilir. “Durdur otobüsü, vazgeçtim ineceğim” diyecek halim yok sonuçta.

Estelencs’e vardığımızda saat 05:10 olmuştu. Sırtıma çantamı taktım, omuzumda drop bag, indim, herkes yokuş aşağı yürüyor. Öyle ya, burası Estellencs kasabası. Başlangıç bu kasabada değil, sahilinde. (Cala’da)

Takıldım peşlerine. 10 dakika sonra kasaba bitti, araziye çıktık, kafa lambaları yakıldı hala gidiyoruz. Yaklaşık 10 dakika daha gittikten sonra sahile vardık.

Drop bag’leri bir kenarda topladılar. Az daha ilerledik. Dar bir alanda bekleşmeye başladık. Erken gelenler duvar kenarlarında, basamaklarda oturacak yer buldular, bir kısım ise ayakta kaldı. Hava serin olduğundan uzun kollu üstü giydim.

Yarım saat kadar gece ayazında, sahil rüzgarında bekledikten sonra geri sayım yapıldı, tam saatinde başladı.

İlk istasyon 14 km ileride. Önce 11 km’de 550 metre tırmanıyorsunuz, son üç km, 300 metre iniş var. Yol bu kısımda pek teknik değil. Sadece iniş kısmının kilometrelerce süren düzensiz bir basamak serisi olması, hızlı gitmeye engel oluyor.

Sırt çantası da bayağı ağır. Soğuk alarmı verilmiş gibi çok sayıda giysi zorunluluğu var. Termal battaniye yerine de uyku tulumu (bivy bag) isteniyor. Hava raporlarında gündüz oldukça sıcak görünüyor, yağış da yok. Ancak geçen sene yarıştan bir gün önce sel baskını olmuş, uzun parkurlar (138 K ve 104 K) iptal edilmiş. Ağızları yanmış, yüklenmişler zorunlu malzemeye. Ancak ilaç için, bir kere bile, hiç kimsenin herhangi bir kontrolden geçtiğini görmedim, duymadım.

Batonların ucunda kauçuk koruyucu kullanma şartı var. Ayrıca bu başlıklardan 2 tane de yedek bulundurulması gerekiyor. Önce bu şekilde toprağı tutmaz diye ürktüm ama, sonrasında hoşuma gitti. Bu koruyucular, yoğun taşlı bu arazide, baton ucunun takılmasına engel oluyor, kasaba içlerindeki sert yollarda yere vurdukça gelen gürültüyü de tamamen kesiyor.

Esporles İstasyonuna 2 saatte, saat 08’de varıyorum. Hava 07:30’da aydınlandı. Üstümdeki uzunu çıkarıyorum. Bolca yemeye çalışıyorum. Flasklar dolduruluyor. Normalden fazla kalıyorum biraz.

Sonraki İstasyon Valdemossa. 11 km ileride. 700 metre çıkış, 500 metre iniş. Toplam mesafe 25 km. Ancak yol artık teknik alanlar içermeye başlıyor. Cut off 11:00. Ben 10:15’de varıyorum. Ancak 3 gündür grip atağı geçiriyordum. Şiddetli öksürük yeniden başlıyor. Millet ters ters bakıyor bana. Yola çıkıyorum hemen. Sanki biri omuzuma dokunacak, “Birader, şöyle gel bakalım, seni bir doktora gösterelim, böyle devam edemezsin” diyecek diye korkuyorum.

Bunyola’da saat 13:00’de olmam gerek. 13 km uzakta, 200 metre çıkış, 400 metre iniş. Toplam 38 km. Burada zaman kazanırım diyordum, ancak parkur çok sert. Uludağın çarşak arazisi bile bundan çok iyi. 12:20’de ancak varıyorum. Masalar güzel ama, sadece 2 tuvalet var, önleri uzun kuyruk. Mecbur bekliyorum. Zamanı tüketiyor.

15 km sonra Orient kontrol noktası var. 53 km. 800 metre çıkış, 500 metre iniş. Her iki kısım da çok teknik. Ayağımı koyacak yer bulmakta zorlanıyorum. Hiç alışık olmadığım bir zemin türü. Yerlerden ağaç kökleri, dallar fışkırıyor. Zemin yere gömülü iri taşlardan oluşmuş. Zaman sınırı 16:15. Ben 15:45’de varıyorum. Bir türlü beni rahatlatacak zamanı sağlayamıyorum. Bir yandan koşarken canımı yakan gaz şikayetleri, diğer yandan iki de bir iflahımı kesen öksürük nöbetleri, koşmama engel oluyor, beni yürümeye, hatta durmaya zorluyor.

Bir sonraki istasyon Alaro’da drop bag var. 10 km ileride. 250 metre çıkış, 550 metre iniş. 60 km. Sınır saat 18:00. 17:30’da giriyorum. En arkalarda olmalıyım ama, yine de çok kalabalık. Mümkün olduğunca yemek yiyorum. Enerji barları ve jelleri tamamlıyorum. Yaklaşık 15 dakika oyalanıyorum. Bu sefer tek tuvalet koymuşlar. İçimdeki huysuz ihtiyar baş gösteriyor. Söylenmeye başlıyorum. Görevlilerin bir kısmı anlamazlıktan geliyor, diğerleri sus pus.

9 km ileride Tossals Verds istasyonu var. 400 metre çıkış, 100 metre iniş. 70 km. Yol tamamen teknik. Hava kararıyor. Adım adım çıkıyoruz. Çok sayıda yarışçı var hala çevremde. Zaman sınırı 20:15. Vardığımda saat 19:45. Bir türlü cut off’tan kurtulacak hızlanmayı yapamıyorum. Karnım çok kötü. Nefes alırken sürekli hırıltı var. Öksürmek enerjimi bitirdi. Ayrıca, galiba UTMB sonrası daha toparlanamamışım.

Zorlayıp yola çıkıyorum. 7 km sonraki Cuber istasyonuna ulaşmak için 300 metre çıkıp 60 metre inmem gerekiyor. Zor görünmese de yol yapısı beni çok yoruyor. 21:45’te varmış olmalıyım. Vardığımda saat 21:26. Ateşle oynuyorum. Çevremdekilerin sakinliğini ise hiç anlayamıyorum.

İstasyondan, oyalanmadan kısa sürede çıkıyorum. İşin şakası kalmadı. 12 km sonraki istasyon Fornalutx. 89’ncu km. 220 metre çıkış, 840 metre iniş. Cut off 12:30’da. Bu kadar inişli 12 km’ye 2 buçuk saatten fazla zaman vermeleri ilk anda rahatlatıyor beni. Ancak inişler inanılmaz teknik. Her bir km, 14-16 dakika zaman alıyor.

89’ncu kilometreye ulaştığımda hala saat 12. Ancak istasyonu görmüyorum. 90 km oluyor hala yok. 91 olduğunda artık panikliyorum. İstasyonu kaçırdığımı düşünmeye başlıyorum. Acaba saatteki yol verisini kabul ederler mi. Yoksa diskalifiye mi oldum. Moralim bozuluyor.

Önde arkada kimseyi de görmüyorum bir süredir. Saate bakıyorum, parkurdayım. İşaretler de var. İyi de ben ne ara kaçırdım istasyonu.

Derken yol bir asfalt yola bağlanıyor. Bu istasyona yaklaşma emaresi. Acaba diyorum, mesafe sorunu mu var. Saat 12:20 olmuş.

Koşmaya başlıyorum. Az sonra istasyon ışıkları görünüyor. 92 km. Saat 12:26. İş iyice zıvanadan çıktı. Tadı da kaçtı. Toplam 3700 metre tırmanış olmalıydı. Şimdiden 3800 oldu. Daha dünyanın yokuşu var.

Çaresiz hemen yola çıkıyorum. 7 km sonra Söller. 170 metre çıkış, 300 metre iniş.

Yol hemen yokuşa vuruyor. Elimden geldiğince hızlı gitmeye çalışıyorum ama yokuş yukarı nefesimin hızlanması öksürük refleksini uyarıyor. Önümde iki kişi var. Başım yerde onları takip ediyorum. Az sonra saatimden bir uyarı. Bakıyorum parkur dışında olduğumu bildiriyor. Çevreme bakıyorum işaret yok.

Bir bu eksikti. Hemen düdük çalıp öndeki avanakları çağırıyorum. Hızla iniyorum. Az sonra atladığımız ok işaretini buluyorum. İnsan bunu biraz büyük koyar yahu. El kadar tabela. Biraz da eğilmiş, göze çarpmıyor.

Buradan sonra yol iyice dikleşiyor ama kısa sürüyor. Sonrası uzun bir iniş. Uzun ve Allahın belası bir iniş. Kaya kaya, düşe düşe, gelin Ayşem gibi yosunları tuta tuta bir iniş. Yine de arkamdakiler uzakta kalıyor, belki 10 kişiyi daha geçiyorum. İnsanlar yoldan yılmış artık.

İstasyon 96,7 km olmalıydı. 100’ü geçtik. Saat 02:00’de varmış olmalıyım. 01:57 oldu. Hay lanet olsun. Hızlanmaya çalışıyorum.

Tam o anda yol yine asfalt oluyor. Başlıyorum koşmaya. Saat 02:00. İstasyon ışığını görüyorum. Koşuyorum. Vardığımda 02:02.

Görevli hoş geldin diyor. Sonra saatine bakıyor. “Ama” diyor. “Çok üzülerek” diyor.

Hemen eline sarılıyorum.

“Sadece bir iki dakika. Sen çok iyi birisin. Konuşmandan belli, benim için üzülüyorsun. O kadarcık idare edersin beni.”

Duraklıyor adam. Ellerini sıkıyorum. “Sen çok iyi birisin. Çok teşekkür ederim. Hemen biraz su alıp çıkıyorum” diyorum.

Gülüyor. “Tamam ama vaktinde finiş alanında ol. Çok zor bir etabın daha var” diyor.

“Senin için bitireceğim” diyorum. Gülüşüyoruz.

Masadaki su şişesini kafama dikiyorum. Suluğun bir tanesini yuvasından çıkarmadan, yarım yamalak, üstüme başıma dökerek aceleyle doldurup fırlıyorum.

Arkamdan düdük çalınıyor hemen sonrasında. Eyvah. Devam ettirmekten caydı mı acaba…

Bakıyorum arkama, eliyle yolun karşısını işaret ediyor. Evet orada ormanlık araziye giden bir yolu işaret eden minik bir ok var. Yetişeyim derken acele etmişim, gözden kaçırmışım. Bu sefer avanak benim. Biraz sakin olmalıyım.

Elimle teşekkür ediyorum. Uzaktan önce alkışlayıp sonra başparmağını havaya dikiyor. Anlaşılan hırsımı takdir ediyor. Ancak arkamda kalanlar ortada yoklar hala. Onların hiç şansı kalmadı artık.

Son 7 km kaldı. Port Söller, finiş alanı. 03:30 son bitirme saati. Orman yolundan, dimdik çıkıyoruz. Biliyorum, zaman az, ama gidemiyorum daha hızlı.

İniş alanına varıyorum. Yine çok teknik bir alan. Dik kayaları duraklamalarla inerken zaman sanki daha hızlı akıyor. Gittikçe geriliyorum. 7-8 kişiyi daha geçiyorum yakaladıkça. Bunlar da bunalmışlar. Bitirmekten vazgeçmişler.

Hızla uzaklaşıyorum yanlarından. Aslında şu öksürük nöbetlerine takılmasam rahatça bitirebilirdim ama, hızlanınca öksürük çok artıyor. Bir ara fıtık oldum sandım, kasıklarıma öyle şiddetli ağrı vurdu.

Son 3 km kaldı, bir asfalta çıktık. Bakıyorum saat 02:55. Rahatlıyorum. Asfaltta koşarak 20 - 25 dakikada inerim.

Tam şükredeceğim, 300 metre sakince koştuktan sonra aniden bir ok işareti çıkıyor karşıma. Yine teknik bir alana giriyorum.

İşte şimdi bittim ben diyorum içimden. Sonuna kadar böyle giderse yetişmem mümkün değil.

Yol gittikçe sertleşerek devam ediyor. 14-15 dakikada ancak 1 km gidebiliyorum.

Olmuyor. Olmayacak. Tamamen moralim çöküyor. Son anda nasıl olur yine. 12’ye 1 kala böyle bir şey yaşanır mı.

İçimden söylenmeye başlıyorum. Önce parkuru yanlış yazanlara sitemler. Hani 3700 metreydi tırmanma. Yol 104 km olacaktı. Şimdiden 105 oldu. Tırmanma da 4100 metre. İnsan nasıl ayarlama yapabilir yanlış bilgilerle.

Sonra sırada küfürler. En son aşama ise kendime hakaretler. Ne diye beceremeyeceğin işlere bulaşıyorsun. Bu kısmın çoğu yerini atlıyoruz. Yoksa 1-2 sayfa bip yazmam gerekir. Tabii literatüre eklemek istediğim bir kısmını kaydettim.

106 km olduğunda saat 03:26. Yeniden bir asfalt yol çıkıyor aniden karşıma. İçim bir cız ediyor.

Ara istasyonlardaki katı tutumun finiş alanında biraz yumuşadığını biliyorum.

Yeniden bir umut filizleniyor içimde. Koşmaya başlıyorum. Kısa sürede sahil yoluna çıkıyorum. Burayı biliyorum. Kayıt sonrası yürüyüş yapmıştık. Çok yakın. Hızlanıyorum. Yolda bir kadın koşucu görüyorum. “Hızlan biraz, süre bitiyor” diyorum. “Bitti bile” diyor. “Saat 03:30.”

“Kabul edeceklerdir. Az koşalım” diyorum. “Mümkün değil. Koşamıyorum. Sen koş yetiş” diyor. Bırakıp hızlanıyorum.

Yolda o saatte hala seyirciler var. Finişe doğru artıyor sayıları. Desteklemeye başlıyorlar. Hızlanıyorum. Finişe ulaştığımda saat 03:34.

Korkuyla görevliye bakıyorum. Garip bir işaret yapıyor eliyle. “Eyvah” diyorum. Ne demek bu anlamıyorum ama, iyi bir şey olmasa gerek.

Sağ eli havada minik işareti gibi bir şey yapıyor. Herhalde çok az farkla kaçırdın demek bu. Donmuş kalmış durumda adama bakıyorum. Elini uzatıyor, kafa lambamı gösteriyor. Aynı işaret.

Jeton düşüyor. Işığını söndür diyormuş. Yeniden umutlanıyorum.

“Bitirmiş kabul edildim mi ben?”

Önce İngilizce evet diyor. Sonra tepkisiz kaldığımı görünce Fransızca evet, tabii diyor.

O anda bir gülme alıyor beni. Neye güldüğümü ne adamcağız anlıyor ne de ben. Kendime mi güldüm, Fransızca tekrarındaki yoğun İspanyol aksanına mı, yolda uydurduğum ve hala unutmamaya çalıştığım yeni küfürlere mi, adamın gözünün içine inatla led lamba tuttuğum için hala gözünü ovalamasına mı.

Finiş takının yanındaki ekranı gösteriyor. Adım yazıyor, yanında parantez içinde 3 rakamı. Yaş grubunda derece.

Boynuma madalya takarken gülmem devam ediyor. Adam da gülmeye başlıyor benle beraber. Bir yandan gözünü ovalarken.

Belki de tam umudumu kaybetmişken bitirdiğim ve 3 taş aldığım için sevincimden gülüyorumdur. Ya da ilk kez uluslararası bir yarışta sonuncu olduğuma. Hem sonuncu olup hem de yaş grubunda üçüncü sırayı alarak dereceye girmem de komik olabilir.

Ama muhtemelen sinir boşalması bu. Tam artık kaderime lanet edip koşuyu bırakıyorum derken, bu takılan etkileyici madalya beni sevdiğime yeniden kavuşturuyor sanki. Adeta yaşamadığım bir ayrılığın özlemi dinmiş gibi.

Gece yarısından sonra, dağlarda yalnızken ve umutsuzken söylediklerimi düşünüyorum. Biraz utanıyorum.

Oysa çok sevdiğim yazar Halil Cibran’ın hiç aklımdan çıkmayan o sözünü, o an için hatırlasaydım, bu utanılacak davranışlardan kurtulabilirdim.

“Güzelliğin şarkısını söylersen eğer, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır”

Artık herkes tek başımayken hırsımı alamayıp neler söylediğimi öğrendiğine göre, tersi de doğru olmalı.

Başarıyı hırsın getirdiği düşünülür. Bu tabii başarıdan ne anlaşıldığına bağlı. Benim başarı anlayışıma tam uymuyor.

Keşke içinde yol aldığım güzellikleri farkedebilecek, onlar için şarkılar söyleyebilecek ve işiten kulağa dinlediği için şükredebilecek kadar olgun olabilseydim.

30 Beğeni

Sayın abim, öncelikle çok tebrik ediyorum. Azminiz ve hırsınız bize feyz veriyor. Yazılarınızı zevkle okuyor takip ediyoruz. Durmayın koşun, yazın, sağlıkla bitirişleriniz daim olsun.

5 Beğeni

Yine harika bir yazı Fatih Abi, bir solukta okudum. Tebrik ederim :clap: herkese ilham kaynağısınız, koşmaya devam.

5 Beğeni

Hayranlıkla ve heyecanla okudum, sonu kötü bitecek diye biraz da endişeyle. Ve mutlu son izler gibi sevindim, yazınızda bir çok duyguyu yaşattınız. Ayaklarınıza sağlık ve çok çok tebrik ediyorum :clap:

6 Beğeni

Dayanamayıp sayfanın sonuna inip bitirip bitiremediğini okuyacaktım az daha :grinning_face:

Kaleminize ve ayaklarınıza sağlık, harika bir başarı ve harika bir yazı olmuş yine.. :clap:

4 Beğeni

Kulağa çok güzel geliyor ama siz koşmaya ve yazmaya devam edin bence :slight_smile:

4 Beğeni

Sanki çeviri bir kitaptan alıntı sandım ta ki Kaçkar kelimesini görünceye kadar :slight_smile: Sizi tanımıyorum fakat muhakkak kitap yazmalısınız. Koşu hayatınızı, maceralarınızı yazdığınız bir kitap olmalı. Belki vardır ya da planı vardır bilmiyorum ama yoksa da bu kitabı bir gün çıkarın ve farklı dillere de çeviri yaptırın. Bu dünyaya güzel bir eser bırakacaksınız..

7 Beğeni

Harika bir paylaşım Olumsuzluklar hırsınıza hırs katmış azminizi pekiştirmiş gibi Sağlıcakla

2 Beğeni

İnsanın en büyük savaşı kendisiyle kesinlikle :slight_smile:

Tebrikler tekrardan

3 Beğeni

Kalemine, yüreğine, ayaklarına sağlık Abi. Yine inanılmaz bir rapor ve bir solukta okudum. Uyku zamanım dışında, canlı olarak seni uygulamadan izlerken her bir kontrol noktasını geçtiğini görmek ve bitiş çizgisine sağlıkla, başarıyla ulaştığını görmek büyük bir mutluluktu benim için. Umarım bu 3 taş senin yeniden UTMB yarışına katılımını sağlar ve yarım kalan hesap kapatılır.

3 Beğeni