Canicross Türkiye Yolculuğu
Selamlar herkese,
Yaklaşık iki yıl önce burada köpekle koşu (Canicross) ile ilgili ilk deneyimlerimizi paylaşmıştım. O günlerde sadece birkaç arkadaşın ve köpeklerinin birlikte koştuğu, tamamen hobi olarak gördüğümüz bir oluşumduk. Açıkçası bu işin bizi bugün bulunduğumuz noktaya taşıyacağını hiçbirimiz tahmin etmiyorduk .
Zaman içinde haftalık antrenmanlarımız düzenli hale geldi. Ortak paydamız sadece koşmak değildi; köpeklerini gerçekten önemseyen, onların fiziksel ve zihinsel refahını önceleyen insanlardan oluşan güzel bir topluluk oluşmaya başlad ı.
Patika yarışlarına köpeklerimizle katıldıkça çok güzel anılar ve fotoğraflar birikti. Bunları paylaşmak için açtığımız Instagram hesabı zamanla beklemediğimiz kadar büyüdü. Önce Türkiye’den, ardından dünyanın farklı ülkelerinden insanlar bizi takip etmeye başla dı.
Bir gün gelen bir mesaj ise her şeyi değişti rdi.
Mesajı atan kişi, International Canicross Federation’ın (ICF) Doğu Bölgesi Sorumlusu Nick Kalimeri s’ti.
Nick, uzun süredir Orta Doğu’da Canicross’u geliştirecek ekipler aradıklarını, görüştükleri birçok grubun daha çok ticari faaliyetlerle ilgilendiğini; bizim ise tamamen spor odaklı bir yapı kurmaya çalıştığımızı gözlemlediğini söyledi. Ardından da çok onur verici bir soru sordu:
“Bu yıl Dünya Şampiyonası’na katılmak ister mi siniz?”
Takım arkadaşlarımla konuştuktan sonra kendisine dürüst bir cevap verdik. Henüz uluslararası yarış tecrübemiz yoktu. Bu nedenle yarışmacı olarak gitmenin doğru olmayacağını düşündük. Ancak Türkiye’yi gözlemci delegasyon olarak temsil etmekten büyük mutluluk duyacağımızı s öyledik.
Böylece üç kişilik bir Türk delegasyonu olarak 2025 yılında Çekya’nın Pardubice kentinde düzenlenen ICF World Championship’e katıldık.
Organizasyona 35 ülkeden yaklaşık 2.000 sporcu katılmıştı. Fransa yaklaşık 200 sporcuyla en kalabalık takım olarak yer alıyordu. İspanya, İtalya, Finlandiya, Norveç, Slovenya, Kanada, Meksika, Brezilya, Arjantin, Güney Afrika, Avustralya ve daha birçok ülkeden insanlar binlerce kilometre yol gelmişti.
Beni en çok etkileyen şeylerden biri ise karava n alanıydı.
Karavanların büyük bölümünde aileler birlikte seyahat ederek gelmişti. Anne, baba, çocuklar ve köpekleri… Aynı takımın üyeleri gibiydiler.
Daha da güzeli, sadece izlemeye gelmemişlerdi. Ailenin her bireyi kendi yaş kategorisinde veya kendi branşında yarışıyordu. Anne Canicross parkuruna çıkıyor, baba Bikejöring yarışıyor, çocuklar ise kendi yaş kategorilerinde mücadele ediyordu. Gün boyunca herkes birbirini destekliyor, yarış bitince aynı karavanın önünde buluşuyordu.
Canicross’un Avrupa’da neden bu kadar güçlü olduğunu o an çok daha iyi anladım. Bu sadece bir yarış değil; aileyi, sporu ve köpek sevgisini aynı ortak paydada buluşturan gerçek bir yaş am kültürüydü.
Organizasyon seviyesi inanılmazdı
Yarışlar, Pardubice’deki tarihi hipodrom içerisinde kurulmuş devasa bir alanda yapılıyordu.
Karavan alanı son derece düzenliydi.
Kasım ayının atmosferine uygun hazırlanmış expo alanı adeta bir Noel pazarı havasındaydı. Yerel üreticiler, uluslararası markalar, ekipman firmaları, köpek mamaları, outdoor markaları…
Çek sosisleri, patates kızartmaları, sıcak içecekler ve meşhur Pilsner biralarıyla tam anlamıyla spor festivali yaşanıyordu.
Yarış programı tamamen telefon üzerinden canlı takip edilebiliyordu.
Her şey dakikası dakikasına ilerliyordu.
En dikkat çekici noktalardan biri ise veteriner kontrol alanıydı.
Üç büyük sahra çadırı içerisinde kurulan kliniklerde yarış öncesi tüm köpekler detaylı sağlık kontrolünden geçiriliyor, ekipmanlar inceleniyor ve gerektiğinde doping kontrolleri gerçekleştiriliyordu.
İşin ciddiyeti gerçekten Ironman yarışlarını hatırlatacak seviyedeydi.
Sadece yarış değil, bilgi paylaşımı
Organizasyon boyunca birçok ülkenin sporcularıyla uzun sohbetler yaptık.
Bunlardan biri İsveçli Olaf Larsson ve veteriner eşiyle yaptığımız görüşmeydi.
60 yaş üzeri kategoride yarışıyorlardı.
Bikejöring ve Scooterjöring branşlarında yıllardır uluslararası seviyede yarışıyorlardı.
Kullandıkları ekipmanlardan köpek beslenmesine, kondisyon planlamasından yarış stratejilerine kadar çok değerli bilgiler paylaştılar.
Ayrıca Avrupa’da Canicross için özel yetiştirilen Eurohound köpekleri hakkında da uzun uzun konuştuk.
Bunun yanında yarışlarda çok sayıda kurtarılmış veya melez köpek de yer alıyordu.
Bu sporun sadece safkan köpeklere ait olmadığını görmek ayrıca mutluluk vericiydi.
Şampiyona öncesindeki genel kurulda Türkiye’nin ICF akreditasyonu oy birliğiyle kabul edildi. Artık uluslararası federasyonun resmi b ir parçasıydık.
Türkiye’ye döndüğümüzde ise asıl işin şimdi başladı ğını fark ettik.
ICF’ye akredite olmuş bir ülke olarak Canicross’u geliştirecek resmi bir yapı oluşturm amız gerekiyordu.
Tam bu süreçte değerli Nasuh Mahruki ile tanışma fırsatı buldum. Kendisine yapmak istediklerimizi anlattığımda bana, “Ben nasıl kendi hayallerimin peşinden gittiysem sen de kendi hayallerinin peşinden gidiyorsun. Sonuna kadar arkandayım.” dedi.
Ardından beklemediği m bir teklif yaptı:
“Dernek kurmana gerek yok. Gel bunu AKUT Spor Kulübü çatı sı altında yapalım.”
Böylece Saydun Gökşin’in de büyük desteğiyle resmi süreçleri tamamladık ve AKUT Spor Kulübü bünyesinde Canicross Türkiye olarak faaliyet göstermeye başladık.
Ardından Kilyos Doğada Yaşam Kamp Alanı’nda ilk Canicross Boot Camp’imizi düzenledik.
Kampta Pati Tracker ekibi güvenli takip sistemlerini tanıttı. Kurucusu Senem Selim ürünün ortaya çı kış hikâyesini anlattı.
Gurme BARF ekibi sporcu köpeklerde doğal beslenme üzerine kapsamlı b ir sunum gerçekleştirdi.
Ertesi gün Hammer Terapi ve Hep Hafif Hisset platformunun kurucusu Bülent Bey katılımcılara rec overy seansları uyguladı.
Akşamları kamp ateşi etrafındaki sohbetler ise en az antre nmanlar kadar öğreticiydi.
Şimdi hedefimiz Kilyos Doğada Yaşam Okulu’nda düzenlenecek Karavan Fest kapsamında Türkiye’nin ICF standartlarındaki ilk resmi Canicros s yarışını gerçekleştirmek.
Yunanistan ve Bulgaristan başta olmak üzere komşu ülkelerden takımların katılımını bekliyoruz. ICF delegasyonu da organiz asyonu yerinde denetleyecek.
Bu projeleri bir sunum dosyasında topladığımızda koşu grubumuzdan dostumuz Mete, bunu Wavetech Group’a ulaştırmamızı önerdi.
Özellikle Gölge’nin barınaktan kurtarılıp Canicross sayesinde yeniden hayata tutunması, sosyal sorumluluk projelerimiz ve doğa odaklı yaklaşı mımız onların dikkatini çekti.
Kısa süre sonra Wavetech ana sponsorumuz oldu.
Bu destek sayesinde 2026 Dünya Şampiyonası hedefimiz artık gerçekçi bir hedef hâline geldi.
Bugün artık hedefimiz sadece yarışlara katılmak değil; Türkiye’de Canicross kültürünü yaygınlaştırmak, uluslararası standartlarda organizasyonlar düzenlemek ve ülkemizden her yıl Dünya Şampiy onası’na sporcular gönderebilmek.
İki yıl önce bu forumda köpekle koşmanın g üzelliğini anlatmaya çalışıyordum.
Bugün ise Türkiye’nin ilk resmi Canicross yarışını planlıyor, uluslararası organizasyonlar düzenliyor ve Dünya Şampiyonası’na spor cu olarak katılmaya hazırlanıyoruz.
Belki birkaç yıl sonra yine bu başlığa dönüp çok daha büyük gelişmeleri paylaşacağım.
Çünkü Çekya’da görd üğüm en güzel şey madalyalar değildi.
Bir ailenin ortak hobisin in; doğa, spor ve köpekleri olmasıydı.
İşte biz de aynı kültürü Türkiy e’de oluşturabilmek için çalışıyoruz.