İzniğe yolumuz yine düşecek anlaşıldı ![]()
Geçtiğimiz sene Uludağ 100 km parkuru 70 km’ye indirilince bir kaygı oluşmaya başladı bende. Malum Türkiye’de uzun parkurların talebi düşük. Cutoffları da belki olması gerekenden daha yüksek. Bu yüzden organizasyonların ve gönüllülerin bu parkurları devam ettirmesi oldukça zor. İznik 160 ise hep hayatımın bir noktasında koşmak istediğim bir yarıştı. Hazır Marmaris 100 koşmuşken kısa bir soluklanıp hemen hazırlanmaya başlarsam yapabileceğime inandım ve parkura önce kendi kafamda kayıt oldum. Daha sonrasında ise kayıtların açıldığı ilk gün hemen kaydımı tamamladım.
Yarış aslında forumdakilerin en çok rapor okuduğu yarışlardan. O yüzden bazı şeyleri tekrarlarsam şimdiden kusura bakmayın.
Saat 17ye yakın hava sağanak değil ama hızlı ve ince yağmurluydu. Bu saatlerde etkinlik alanına ulaştım ve hemen kitimi aldım. Organizasyon beni çok güzel karşıladı. Burada beni derken bana özel bir durum yok tabii, İznikte katılımcılarla organizasyon arasında bir bağ oluşmuş. Herkes herkesi sarılarak karşılıyor. Bir komunitenin içine adım attığınız hissiyatını her yerde yaşıyorsunuz.
Kendimce oldukça güzel bir hazırlık dönemi geçirdim. Uzun mesafeleri koşarak bitirmek amaçlı bir stratejim vardı ve yarışı bıraktığım noktaya, daha doğrusu son 5-6 kmye kadar da bu şekilde ilerledim.
Yarışın ilk 25 kmsi tamamen düz diyebiliriz. Asfalt, tali yol karışımı bu sektörde yer yer zemin bozuluyor ama beklediğimden çok daha az bozuk bir yolla karşılaşıyorum. Nabzı çok da yükseltmeden Boyalıca CPye ulaşıyorum.
Boyalıca CP sonrası önce dik bir çıkış başlıyor. 25 kmdir koştuğum için bu kısma denk geldiğime mutluyum. Hava kararıyor. Arkaya baktığımda uzakta Fener’ler çok güzel görünüyor. Aynısını Mahmudiye Yeniköy arasında da hissedeceğim. Karşı vadi ışıl şıldı orada da.
İlk iniş çok dik sonra yavaş yavaş daha şevkatli bir inişe dönüşüyor. Ardından Keramete çıkışa başlıyoruz. Bu çıkışlı ve inişli sektörü biraz başarısız icra ediyorum. Ön gruptan uzaklaştığımı hissediyorum ama yapabileceğim bir şey yok. Yarışta kalmak kendimi patlatmaktan daha önemli.
Keramet sonrası da uzun bir çıkış devam ediyor. Gece single tracklerimiz de bu noktadan sonra başlıyor. Çıktıkça ve single trackte ilerledikçe bir kendime geliyorum. Tempom da düzeliyor.
Mahmudiye- Yeniköy arası 21 km. Yarışa gelmeden şöyle düşünmüştüm. Burası 21 km olduğuna göre bu sektör oldukça kolaydır. Çok yanılmışım. Sektör çok zordu. Öncelikle Mahmudiye çıkışı beslenirken durmamdan dolayı bir titreme ile başladım sonrasında ise arada geçtiğimiz single trackler, uzun çıkışlar ve hele hele son single track dimdik inişler gerçekten inanılmazdı. Yorucu veya kırıcı diyemem. Yoruldum kesinlikle ama çok keyif aldım. Gece gece duygulardan duygulara aktım diyebilirim.
Yeniköyden sonra görece az eğimli bir inişi takip edip bence yarışın benim gördüğüm en zor kısmına geçiyoruz. Batı yakasında yol dümdüz ve çoğunlukla asfalt. Gecenin bir vakti geçmek işi daha da zorlaştırıyor. Neredeyse 20 km boyunca tekdüze ilerleyen bir süreçten bahsediyorum. İnsan beyni motora bağlayınca kendiyle başbaşa kalıyor ve 2001 yılında dememesi gereken şeyleri, dolaptaki malzemelerle yapacağı yemeklere ekleyebileceği küçük dokunuşları oldukça güzel görsellerle hayal edebiliyor. Bir de bu sırada gördüğüm halisi size aktarmak isterim: 73-74. kmdeyim. Yani 75lerin bitişine ne zaman geleceğimi meraka bekliyorum. Yolun sağında ve solunda birer adet gri yağmurluklu fotoğrafçı görüyorum.
Diyorum ki demek ki finiş çizgisi de orda. Ama çok karanlık. Bir de hiç mi kımıldamaz bu adamlar. Derken halis şüphesi oluşmaya başlıyor. bu dediğim 100 200 metrelik belki bir süreç. Sonunda fotoğrafçıların ne olduğunu anlıyorum: Altta yuvarlak bir trafik işareti, üstte üçgen.
77de de çok durmamaktı planım. Fakat hava o kadar soğuk ki, sıcak bir nescafeyi reddedemiyorum. Sonra yola çıktığımda öyle bir üşüyorum ki, durduğum her saniyeyi çok güzel anıyorum ![]()
77 92 arasında ise 92nin dropbag olduğu konusunda kendimi motive edip, beslenmelerde yürüyüp kalan kısmını koşarak ilerliyorum diyeceim ama yalan söylemiş olacağım. Çünkü sona doğru dereyi geçtikten sonra bir çamurun içine giriyoruz ve malesef kaçışı da yok. Koşamıyorum pati çekiyorum. Koşamadıkça üşüyorum. Sağa kaçıyorum olmuyor sola kaçıyorum olmuyor. Neyse bir şekilde bitiyor.
Dropbag noktasından hızlıca çıkamıyorum. her şeyimi değiştiriyorum. vazelin vs kullanıyorum. Bence bu hata olabilir. Çünkü bekledikçe o kadar üşüyorum ki, çıktığımda 10 dkya yakın dişlerimi vura vura ilerliyorum. Narlıca çıkışı başlıyor. Nabız çok düşük. İlk kez yokuş yukarı koşuyorum ve 130lu nabızlara ancak zorlaya zorlaya çıkabiliyorum hayatımda. Motoru soğutmadan yürü koşlarla zirveye ulaşıyorum. İnişte bağırsaklar arıza vermeye başlıyor. Bu cümle için özür dilerim ama taktik olarak belki işe yarar: Mola vermem gerekiyor ama çömelmek hiç de işime gelmiyor. yere yakın dalı olan bir ağaç buluyorum ve ilk dalına uygun bir pozisyonda oturuyorum. Neyse ki arkamdan kimse gelmedi de beni o şekilde görmedi.
Bu sırada genelde 4e yükseldiğimi öğreniyorum. Yarışın başından itibaren bu yükselme kah önümdekilerin bırakmasından, kah benim yakalamamdan dolayı hep yukarı doğru devam etmişti. Narlıca CPde de bir arkadaşımı uyurken yakalıyorum. Böylelikle yarışı bırakmadan önce (tabi o zaman farkında değilim bu durumun) genel 3.lüğün tadına da kısa süreli de olsa bakmış oluyorum. Narlıca sonrası klasik Müşküle iniş ve çıkışları var. Mahmudiye-Yeniköy arası ve bu ektör oldukça sert. Daha ilk inişte yokuş aşağı koşamadığımı fark ediyorum. Çok ilginç, yokuş yukarı hala koşabiliyorum
sonra yavaş yavaş koşamamaklar yürüyememelere dönüyor. Hala kendimi pozitifte tutmaya çalışıyorum. Hedefim sürüne sürüne de olsa bu yarışı bitirmeye dönüyor. Sürünmenin ne olduğunu görmem ise çok kısa sürüyor ve anlıyorum ki benim için adaya veda vakti geliyor.
Bırakırkenki durumumu şöyle özetleyebilirim. Müşküleye 3.6 km kala bırakacağımı eşime haber veriyorum. O da diyor ki tamam 25 dakika sürer benim gelmem. O geldiğinde ise benim hala 2.3 km mesafem var Müşküle’ye. İçimde fırtınalar kopuyor ama olanı olduğu gibi kabul etmenin zamanı malesef.
Yarışı ben çok beğendim. Tam bir serüven ve neden her sene insanların bu yarışı özlemle beklediğini çok iyi anlıyorum artık. Gördüğüm manzaralar mükemmel. Çok da büyük bir anlamı var: iznik Gölünün etrafını dönmüş olmak. Göl manzarası, kusursuz bir doğanın içinden geçişler single trackler vs. her şey çok güzel. Organizasyon da tek kelimeyle kusursuzdu. İşaretlemeler mükemmeldi. Hiçbir noktada tereddüt ettiğimi bile hatırlamıyorum. Gönüllüler zaten. Daha iyi ne olabilirdi diye düşünüyorum ve benim gerçekten buna verebileceğim bir cevabım yok.
Bunun dışında bu yarışta ne kadar çok tanıdık gördüm. Bu mesafede onlarla aynı parkurda kendimi test etmek oldukça çok keyif vericiydi. Öncelikle tabi ki bitirenleri, daha sonrasında ise bitiremeyenleri ayrı ayrı tebrik ediyorum. Çok büyük iş gerçekten.
Benim kendimle alakalı, şu olsaydı bu olsaydı diye düşüneceğim çok uzun zamanım var ama henüz net bir cevaba ulaşamadım. O yüzden size bu konuda bir çıkarımımı aktaramayacağım. Fakat şunu gördüm ki bu yarıştaki parametreler bugüne kadar yaptığım 100 kmye kadar olan yani aslında gündoğumuyla başlayıp günbatımıyla biten yarışlardan çok farklı. En hızlı ya da en dayanıklı olmanın yanında strateji ve tecrübe de işin içine çok daha fazla giriyor.
118de bıraktım ama iyi ki başlangıç çizgisindeydim.
eklemeyi unutmuşum: yarışın videosuna buradan ulaşabilirsiniz:
O kadar güzel ,keyif alarak anlatmışsın ki yaşadıklarını,çok samimi ,çok güzel .Tebrikler ![]()
![]()
![]()
Bu karede ben de vardım -şahit oldum. Burak bardağını çıkart dedi. Beyefendi de bir şey yok, ağzıma değdirmeden içeceğim dedi! O noktada Burak çok tecrübeli -tartışmadık (tavrı zaten belli) sonra da içtiği su şişesini imha etti.
Şahane bir deneyim ve video olmuş. Çok tebrikler. İzlerken çok istedim mutlu bir son olsun. Seneye? Neden olmasın?
Güzel bir video olmuş tebrik ederim. Biz tabi yarış bırakma sorgulamaların çok ufak bir kısmını gördük. O “bıraksam mı acaba” düşüncesi girdiği anda müthiş yeni bir mücadele başlıyor. Dilerim seneye kendinizle olan savaşınızı kazanırsınız. ![]()
Yine sanki ben yanında koşuyormuşum gibi harika yazmışsın, ayağına, eline sağlık abi
Bırakma kararı çok zor olsa gerek, hiç deneyimlemedim şimdiye kadar ama doğru olanı yapmak asıl önemli olan, tekrar tebrik ederim ![]()
Tekrar tebrik ederim Gökhan.
2019’da yarış 140K’dan 100mile ilk çıktığı sene ben de Süleymaniye’de bırakmak zorunda kalmıştım yaşadığım mide problemleri nedeni ile. Bırakma kararını vermek çok zor biliyorum. Fakat bu kararı verdikten ve yarışı gerçek anlamda terk ettikten sonraki ilk bir kaç saat bence daha da zorlu. Öyle olsaydı, böyle olsaydı, acaba bırakmasam yürüyerek devam etsem biter miydi vs vs. Bir sürü düşünce dolanıyor insanın aklında. Kolay değil.
Yanlış anlamazsan ben bir çıkarım yapayım ![]()
1- Bence İznik’e 2 hafta kala çok teknik ve kırıcı parkura sahip olan Alanya Ultra’yı hem de 68K’lık parkuru koşman, her ne kadar idman modunda koştum desen de bir hataydı. O yarıştan sadece 2 hafta sonra bir 100 mil yarışı koşmak en iyi atletler için bile mantıklı değil bence.
2- Videonun özellikle sonunda belli olduğu üzere quadların tamamen bitmiş. En hafif yokuşu bile inmekte zorlanıyorsun. Birebir aynısını 2015’de ilk İznik uzun parkuru koşarken - o zaman parkur 130K idi - yaşamıştım. Müşküle - Süleymaniye arası eşimi arayıp “ben Süleymaniye’de bırakacağım, nasılsa 100K üzerine çıktım. Hedefime ulaştım” demiştim. Eşimde “Hayır bırakamazsın, bu yarışı bitirirsin, ben Süleymaniye’ye gelmem. Derbent’te seni bekleriz” demişti
Tabii işin vehametini “Ben Derbente 3 saatte anca gelirim” dediğimde anlamıştı. En ufak bir yokuş aşağı inişte qudlarıma iğneler batıyordu. Sen de aynı duruma gelmişsin. Bunun da nedenlerinden ilki Alanya Ultra sonrası yeteri kadar recover edememen, diğeri ve en önemlisi ise bu mesafe ve bu parkur için fazla hızlı koşman.
Fakat bu yarış senin limitlerini anlaman için çok faydalı geri bildirimler verecektir. Bir sonraki yarışta hızını daha iyi ayarlayıp çok daha iyi sonuçlar alacağından eminim.
Beslenme konusu nasıl oldu? Kaç jel tükettin toplamda? Sadece jeller yetti mi? Biraz detay verebilir misin? Genç ultracılar merak içinde ![]()
Derbentte bitmiş quadlarımı soğutarak hayata döndürmeye çalışıyorum. Elimde de jellerin babası kaymaklı ekmek kadayıfı var ![]()
İlk 160 km denemem ve ilk DNF yarışım..
Kaçkar hazırlıkları ve sonrasında iyi yükseklik kazanımı, süreklilik ve hacimle iyi giden grafiği İznik 160K ile taçlandırmak için 3 arkadaş kayıt olduk. Diğer arkadaşlarımızın da desteği ile özellikle uzun gece antrenmanlarını soğuk ve yağış demeden Kyzkos Ultra parkurlarında yaptık. Start çizgisine çıktığımızda hazırdık ama hayallerimizdeki bitiş çizgisine ulaşamadık.
Yarışa uzun kol, kalın üst ile başladım. Buff ve eldiven ile sonrasında takviye ettim. İlk kilometrelerde çamur çok engel olmadı. Ama gün batımından sonra hava kendini hissettirmeye başladı. Mahmudiye CP öncesi yer yer sis çökmeye başladı ve bu sis bulutlarına girdiğimde titremeye başladım. Mahmudiye CP’de çantamda taşıdığım çorapları ve yağmurluğu giydim. Yeni buff taktım ve devam ettim. Mahmudiye sonrası yürümek zorunda kaldığımız her yerde titremeye başladık. Çorapları değiştirsem de çamur ve sular nedeniyle ayaklar ıslandıkça bu sefer ayaklar da üşümeye başladı. Özellikle Örnekköy sonrası Sölöz’e kadar çok üşüdük, bu kısımlarda çamur nedeniyle koşamadığımızda soğukla baş edemedim. Soğuk ve titremeler enerjimi bitirdi. Bu sırada koştuğumuz arkadaş da bırakacağını söyleyince ben de zihnimden geçen düşüncelere teslim oldum ve Sölöz’de bıraktım. Sölöz’den sonra 2-3 saat içinde havanın ısınmaya başlayacağını bilsem de soğuk gözümü korkuttu. Sölöz’de yarışa devam edeceğim şort, iç katman ve tişörtü giydim, soba başında ısındım ama servis aracı ile İznik’e giderken ve İznik’te tarihi hamama kendimi atana kadar titredim, dişlerim vurdu birbirine. Hamamda sıcak su ve sonrasında ısınıp uyuyunca ancak kendime geldim.
-
Yarım kalan hesap olarak görmüyorum, bırakma kararımın hala doğru olduğunu düşünüyorum içim buruk olsa da. Eziyet çekerek, belki koşudan soğuyarak bitirmek istemedim. Yıllar önce yaptığım ölmeden önce yapılacaklar listemde hala İznik 130K olarak kayıtlı, önümüzdeki sene olmazsa belki bir yıl sonra yine startta olmak isterim. Listemi azaltayım.
-
Mahmudiye Yeniköy arasını, özellikle single track kısmını bu sene 3 kişi beraber geçtik ve geçen seneki kadar uzun ve sıkıcı gelmedi. Geçen sene bu kısımda çok sıkılmıştım.
-
CP’lerde durunca gece çok üşüdük. Keşke kahvelerin içerisinde olsaydı diye aramızda konuştuk.
-
Sölöz öncesi-dere sonrası alan çok çamurluydu. Bu kısımda işaretleme sırasında acaba parkura küçük, kısmi değişiklik gelebilir miydi bilmiyorum.
-
Sölöz’de kahvede acayip lezzetli ve gevrek simit vardı. 2 simit ve çayları gömünce yanımda taşıdığım para yetmedi ama kahve sahibi abi nezaketle sorun yok. Olmayan para ile çay ısmarlamış oldum. Dönüşte tekrar ödeme için kahveye uğradığımda niye geldin senden para mı istedik vs. dedi. Zorla borcumu ödedim.
-
Her ultra yeni macera ve yeni dostluklar. Güzel insanlarla tanışıp, gece karanlığında saatlerce koşmak güzel bir duygu.
-
Ayasofya Cami’nin orada harika bir tarihi hamam var, eski yıllardan tecrübe ile yine oraya gittim ve yine yorgunluğu orada bıraktım.
-
İstasyonlardaki arkadaşlar çok kibar ve yardımseverdi. İstasyonlara gelip destek olan Bike ve Singer kardeşlere teşekkür ederim. Tanıdık yüz görmek güzel oluyor.
-
Geçen sene Mahmudiye öncesi çocuklar tarafından korkutulmuştum, bu sefer Keramet öncesi çocukların tuzağına düştüm.

-
İznik Ultra da güzel İznik de çok güzel. Parkur da güzel. Hazır olursam 160K’da, olmazsam 75K ya da 90K’da olurum(z) yine.
-
Ben beslenme olarak jel tüketmeyi tamamen bıraktım. Ne antrenmanda ne de yarışlarda hiç yok. Decathlon’dan aldığım karbonhidrat tozunu (hem çilek hem limon) beğendim. Flask’ın biri toz, biri su oluyor. Ekstra olarak yanıma kabuksuz tuzlu fıstık alıyorum, 25-30 grama denk gelecek şekilde kilitli poşete porsiyon olarak hazırlıyorum. Hem tuz isteğimi hem de acıkırsam midemi rahatlatıyor. İstasyonlarda ana beslenmemi yaparken yine kilitli poşette taşıdığım tozlar ile flaskı tazeleyip devam ediyorum.
Ne demek, burada bizbizeyiz ve bu başlık da tam bunun için var ![]()
Alanya kesinlikle bir hata. Malesef her şeyi yapmak istemekten kaynaklı böyle bir duruma düştüm. Yani İzniki etkileme ihtimalini çok çok yüksek görmeme rağmen Alanya’da da yarışmak istedim. Eğer orada yarışmayıp antrenmanlarıma devam etseydim daha iyi bir yarış çıkaracağımı kesinlikle düşünüyorum. Biraz kendime gereksiz güvendim diyebilirim. Ben Alanya’ya kaydolduğumda İznikten 3 hafta önce güzel bir uzun olur diye düşünerek kaydolmuştum. Fakat sonra İznik bir hafta öne çekilince “cesurca/aptalca” ikisine birden katılmaya karar verdim.
Hız konusunda tam olarak katılmıyorum. Çünkü hız çok kişiye özel bir durum. Kendimce yarışta sonumu düşünerek koştuğumu söyleyebilirim. Tabi şuna da ayrı bir parantez açmak lazım, 2 hafta önce Alanya’yı koşan birisi olarak yanlış bir hız ayarlamış olabilir miyim, bu konuda hak verebilirim.
Jelleri çok iyi oldu hatırlattığın, unutmuşum
Valla mükemmel çalıştı. Bitirene kadar her yarım saatte 50 gr içinde 35 gr karbonhidrat olan jellerden tükettim. CPlerde ise 3-4 muz(tam) ve son cplerde kola tükettim. hesapladığım kadarıyla saatlik 100 + grama yakın karbonhidrata tekabül ediyor. Midem iyi durumdaydı hatta bırakma kararından sonra cpye ulaşabilmek için daha sıradaki jele 20 dakika vardı ve iki şase yani 100 gramlık kafeinli jeli ağrıyı azaltma adına keyifle içtim. Sonra Müşküle CPde beslenirim diye düşünüyordum. Müşkülenin mini cp olduğunu oraya gidince hatırladım. Otele dönene kadar enerji kazanmak adına yarış boyunca en güzel tadda pişirdiğime karar verdiğim elmalı jelden de iki şase tükettim. Yani severek tüketiyorum
Jeli üretirken elekrolit karışımım tükenmişti. Sodyum sitrat satın almıştım. Onunla jelleri üretmiştim.
@bikeg @tugrulpeker @solberg yorumlarınız için çok teşekkürler. Evet bırakma düşüncesini bir şekilde savuşturmak gerekiyor. Bunu daha fazla düşüneceğim. Bitirdiğimde 2027de ara verip 2028de tekrar denerim diye düşünüyordum. Fakat şu an boş vaktimde parkuru koşmaya devam ediyorum zihnimde. 2027de kendimi ayarlayıp tekrar denemek üzere bir tohum zihnimde yeşermeye başladı ![]()
- @artan unutmuşum çok özür

merhabalar,
ben de ilk ultra yarışımı müşküle 50 kilometre yarışı ile tamamladım. tadı başkaymış.
aynı zamanda iznik’te ilk defa bulundum ve yayla köylerini çok sevdim, ne güzel doğası varmış iznik’in! kozak için gelecekte benzer bir etkinlik düzenleme düşüncem daha da pekişti. yarıştan çok keyif aldım. organizasyon çok iyiydi, emeği geçenlere teşekkür ederim.
28. kilometre derbent kontrol noktasındaki mercimek çorbası çok lezzetliydi. gönüllüler ve bölge halkı ilgili ve cana yakındı. kirazlıdaki çocukların neşesi beni çok mutlu etti, koşup eşlik etmeleri anlamlı. ayrıca yaşayan insanların etkinliği benimsediğini hissedebiliyordum; bu 15 senedir etkinliğin yapılmasından da ileri geliyordur ancak işin iyi yapıldığını da gösterir. madalya çok orijinaldi. tekrardan teşekkürler.
minik raporum:
8 jel ve toplamda 1 litre su ile seyrelterek 800mg elektrolit karışımı kullandım. her kontrolde portakal dilimi, limon parçası, zeytin veya çikolata toplarından birer ikişer azar azar atıştırdım, 28’de ise 1 dilim ekmek ile biraz çorba içtim. yeme içme ile ilgili aşağıda bahsedeceğim elektrolit dışında herhangi bir sorun yaşamadım.
yanıma daha çok elektrolit almalı ve tüketmeliymişim. ilk 12 kilometreyi ve dolayısıyla 1560 metrelik tırmanışın neredeyse %70’i gibi bir kısmını 100 dakika gibi bir sürede power hike ile rahatça halledebilsem de 17 civarları %8-9 eğimli yolda quadlarımın kasılıp gevşememesiyle elektrolit almakta ne kadar geç kaldığımı fark ettim. nedense elektrolit tüketimini biraz doğaçlamaya karar vermiştim ve 28’de karışımı hazırlarım diye düşünmüştüm. bundan sonra daha dikkatli olacağım. neyse ki bir paketi hızlıca hazırlayıp hızla tükettikten sonra 1-2 kilometre yürüdüğümde bunu hızlıca atlattım. aynı zamanda eğimlerde koşan sporcularca geçildikçe bacak kaslarımın daha da güçlenmesi gerektiği gerçekliğini iyice gözlemledim. elektrolit krizi sonrası yarış 40 sonrası inişe kadar genel olarak rahat geçti. ara ara kasılmalarım devam etse de esneyerek halledebildim. ilk kasılma esnasında bana esneme önerisi vererek yardım eden 160 kilometre yarışan abiye de teşekkür borcum var, belki buralardadır; teşekkürler.
40 sonrası inişe gelmek gerekirse, eminim benim iniş tecrübemin de azlığı ile alakalıdır ancak hava durumu sebepli tomir 01 tercih etmiştim ve yastıklama olmaması ve tırnağımdaki hassasiyet sebebiyle inişte acı çektim ancak ilk çıkışlarda bana olan faydasını göz ardı edemem, baton olmasa da yaparmış gibi hissediyorum. tutuş gücü yağmur olsa daha da anlaşılacaktı eminim. tarzımı da göz önünde bulundurduğumda yarıştığım zemin ve havada baton ve yastıklamalı bir trail ayakkabısı benim için çok daha iyi bir ikili olurdu.
iniş dışındaki son 10 kilometre hızlıca geçti. gün batımında esnasında son 2km’de yanlarından geçtiğimiz bademlik ve diğer meyvelikler görmeye değerdi. son 200 metreyi finish heyecanıyla 3:20’ler ile bitirdiğimden olsa gerek o mükemmel fotoğrafı yine elde edemedim. ancak ormandaki bir fotoğrafıma bayıldım, kendisi bir süreliğine buradaki profil fotoğrafım olacak artık.
~50 kilometre, toplam süre 6 saat 41 dk, genel 25/58(bitiren), yaş 6/9.
“biz ultramaratonlarda aslında hike yapıyoruz” deyişini bu yarıştan sonra iyice anladım ve diyebiliyorum. ultramaratonlarda mümkün olduğunca joglamak için çalışacağım ![]()
- Kaçta bitti? Dinlenemedin hiç, değil mi? Saatlerce araba sürdün üstüne bir de…
- Yok ya, hava kararınca bitti işte. Dinlendik hep.
- Ben sizi yolda düz koşacaksınız sandım, ip falan nereden çıktı bu tehlikeli şeyler?
- Tehlikeli değildi anne, dik sayılmaz hem… İpi de fotoğraf çekme amaçlı koyuyorlar zaten…
- Dereden de geçmişsin. Düşmedin mi, donmadın mı?
- Bilek hizası sadece ya, üşümene fırsat bile olmuyor…
- @789 geçmedi mi oralardan, onun fotoğrafı yok?
- Yok yok, o daha kısa (
!?!) koştu…
Pazar günü dönüş yoluna çıkmadan önce 160K’yı bitirmenin verdiği heyecanla sonrasını çok düşünmeden, annemin de olduğu geniş aile whatsapp grubuna İznik Ultra’nın Instagram hesabında paylaşılan iki fotoğrafımı atmıştım: Biri Narlıca ipli inişten, diğeri de Sölöz dere geçişinden… Pazartesi günü annemle yaptığım telefon konuşmasının büyük bölümü ise yukarıdaki kesitte olduğu gibi yaptığımın çok normal bir şey olduğuna dair onu ikna etmekle ve endişelerini yatıştırmakla geçti. Pek ikna olmadı elbette; ama yarışın 29 saat sürdüğünden, yarış öncesiyle birlikte yaklaşık 38 saat uykusuz kaldığımdan, yarış boyunca hiç üşümemiş olsam da yarış sonrası yemek yerken yeterince tedbir almadığım için acil durum battaniyeme sarınmak zorunda kaldığımdan, ikinci kattaki asansörsüz otel odasının merdivenlerini sürünerek çıktığımdan, ayaklarımın hobbit ayağına evrilip 4 numara büyümesi nedeniyle kompresyon çoraplarımı keserek çıkardığımdan, tuzlu/ekşi tatları alma duyumun geçici olarak kaybolduğundan ve daha bir sürü şeyden haberi yok neyse ki…
Geçen seneki 75K koşumuz hem en uzun hem de ilk gece koşumuzdu. O yüzden ben de @789 da olabildiğince temkinliydik yarış öncesi ve sonrasında. O, 75K’yı tekrar deneyip Örnekköy’e daha iyi bir süre ile gelmek ve oraya kadar bana eşlik etmek istedi. Ben ise 2025’teki CCC ve CUT deneyimlerimin üzerine Türkiye’nin en eski yarışının ve en uzun parkurunun parçası olmaya, aynı zamanda kendi en uzun mesafemi geliştirmeyi denemeye karar kıldım.
Hazırlık sürecine Ocak ayı başlarında start verdim. Çok yoğun geçen yılın düşük hacimle geçiştirdiğim son 6 haftasının üzerine yavaşça hacim artırdım. Ardından, 10-12 haftalık bir dönem boyunca hem mesafe hem de yükseklik kazanımı toplamımı haftalık olarak sabit tutmaya çalıştım. Tekil bazda ise uzun antrenmanların mesafelerini ve yükseklik kazanımlarını artırdım. Yarışa 4 hafta kala yaptığım “back to back” hafta sonu antrenman bloğu ile zirveyi görüp gerisini yarış gününe kadar akışına bıraktım. Son pazar Ankara’daki AA koşusuna katılıp kalan günlerde ise hiç koşmadım.
Herkes gibi ben de yarış haftasına girince hava durumunu çok daha yakından takibe aldım. O kadar sık değişiyordu ki gün içinde birçok kez girip kontrol ediyordum. Gecenin ve sabahın ilk saatlerinin soğuk geçeceği, zeminin yer yer çamur olacağı kesindi. Zorunlu malzeme listesinde olmayan tayt, uzun kollu üst (rüzgarlıktan ayrı olarak), eldiven gibi malzemelerimi de yanıma alacaktım.
Beslenme planımın omurgasını yine jeller oluşturacaktı. Kullandığım markalar aynıydı ama dizilişi daha stratejik yaptım bu sefer; zira CUT’ta sindirim nedeniyle yaşadığım sıkıntıların anısı hala tazeydi. CUT’tan sonra bir paketi biraz daha zamana yayarak yeme alışkanlığı geliştirdim. Ayrıca yine geçen sene olduğu gibi hepsini kullanım sırasına göre çantamın ceplerine yerleştirdim ki gece karanlığında hangisi neredeydi diye aramakla enerji sarf etmeyeyim.
Starta 15 dakika kala alana vardığımızda kendimi yavaş yavaş 160K psikolojisinden soyutlamaya çalıştım. Antrenmanlarım bir yana dursun (ki yeterli olup olmadığına dair şüphelerim elbette vardı), en büyük stratejim, yarışı “CP’den CP’ye” bölmek ve kalan mesafeyi bir sonraki CP bazında düşünmekti. Tek istisna, Dikilitaş yerine aynı profilin devamı olduğu için ikinci CP olan Boyalıca’yı ilk hedef olarak belirlemiş olmamdı. Özetle kendimi 25K koşacak gibi konumlandırdım startta. Koşmaya başladığım andan itibaren de hiçbir şekilde kalan toplam mesafeyi aklıma getirmemeye çalıştım.
Caner Abi’nin “…burası bir eller havaya yarışı değil, gerçek zorluklarla dolu bir patika yarışı, o yüzden ona uygun bir müzik çalacak arka planda…” minvalindeki ana fikre sahip; tınısı “düşük tonda” ama özde çok dolu, ortama uygun ve havaya sokan sunuş konuşmasının ardından gerçekten de lirik bir melodi eşliğinde geri sayım yapıldı ve nihayet start aldık.
Geçen seneden de çok iyi bildiğimiz bu 25 km’lik kısım, neredeyse tamamına yakını düz profilde, ufak bir miktar da bozuk traktör yollarından geçen bir bölüm. Planım burayı zone 2 koşusu mantığında ve zeminin izin verdiği ölçülerde 6:40 ila 7:30 arasında değişen pace’lerde geçerek 2 saat 53 dakikada Boyalıca’ya varmaktı. 2 dakika sapma ile hedefe ulaştık. Bu kısmı tişörtle koştuk ama Boyalıca’da hava kararmıştı ve artık soğuk kendini biraz daha hissettirecekti. Buradan itibaren uzun kollu üste ve eldivenlere geçiş yapıyordum. Gece başlamıştı.
Boyalıca sonrasındaki çıkışta sonlardaydık. Önümüzdeki kafa lambalarının süzülüşlerini görüyorduk, arkamıza baktığımızda ise birkaç kafa lambası vardı. Geriye bakarken gölün karşı kıyısındaki ışıklar gözüme ilişti; yarın oralardan da geçeceğim düşüncesini filizlenmeye başlamadan hemen bastırdım ve önüme bakmaya devam ettim. Yaklaşık 12 km’lik Boyalıca - Keramet etabını da planladığımız sürede geçtik. Keramet CP’nin hemen öncesinde @ismaileren’e denk gelip selamlaştık.
Keramet CP’de geçen sene biraz fazla oyalanmıştık ama bu sefer zamanı daha verimli kullanmaya çalıştık. Geçen senenin 75K kadınlar birincisi CP’de gönüllü olmuş. Bizi tanıdı ve kısa bir sohbet ettik. Temel ihtiyaçlarımızı tamamlayıp tekrar yola düştük. Vücudum hava sıcaklığına alışmıştı. Üşüme, terleme gibi bir durum oluşmuyordu. Üşümemek kadar aşırı terlememenin de çok önemli olduğunun farkındaydım. Bunun için zaman zaman uzun kollu üstümün kapüşonunu indiriyor, eldivenlerimi çıkarıyor ve rüzgarlığımın önünü açıyordum ki ısı dengemi koruyabileyim.
Mahmudiye CP’ye planın 4 dakika gerisinde girmiştik ama durumumuz gayet iyiydi. CP’deki arkadaşlardan birini tanıdık ve “siz geçen sene de vardınız değil mi?” diye sorduk. Yine aynı CP’de görevliydi, ertesi gün de Derbent’e gidecekmiş. Buradan Yeniköy CP’ye kadar olan yaklaşık 21 km’de 700 metreden fazla yükseklik kazanımlı, yer yer teknik bölümler de içeren yeni bir zorlu etaba gireceğimizin bilinciyle biraz soluklanarak, sıcak birer çorba ve çay içtik. Çorbanın yanında ekmek arası kaşar peynir de yiyerek jellerin tadını biraz sildim ağzımdan. Bunu, önümüzdeki CP’lerin de hemen hepsinde yapacaktım.
Enerjimizi doldurmuş ve ısınmış bir şekilde yeniden hareket ettik. Mahmudiye Üreğil asfaltına kadar olan ilk 7-8 km’lik kısım yer yer oldukça çamurluydu. Çamurdan kaçmak gibi bir lükse sahip değildik ama ayak konforunu ne kadar korursak da o kadar iyiydi. Soğuk değil, ama çamura batan ayakkabıdan su çekildikten sonra kalan toprak parçaları ayak tabanı için işleri biraz zorlaştırıyordu. Mahmudiye - Üreğil asfaltına çıkıp birkaç yüz metre ilerledikten sonra yine geçen seneden bildiğimiz üzere çeşme sapağından ormana giriş yaptık. Gecenin en maceralı kısmı başlıyordu.
Orman içi bölüm zaman zaman teknik zemine sahip ve yavaş ilerlemeye zorlayan, zaman zaman ise bir genişçe bir yola açılıp koşmaya izin veren yapıda. Bulduğumuz her fırsatta sınırlı bir tempoda da olsa koşarak bünyemizin yarış modundan uzaklaşmasına izin vermedik. Boyumuzu aşan çalıların olduğu, bitkilerin iyice sıklaştığı bir noktada Sergey isimli Rus arkadaşa iyice yaklaştık. Onu takip ederek ilerledik bir süre. Bir noktada sağa yukarı dönen işaretleri kaçırarak büyük çalıların arasından ilerlemeye çalıştı. Neyse ki işaretlerin yukarı doğru devam ettiğini gördüm ve onu da uyararak doğru yöne ilerledik. Bir süre sonra çalılık bölümden çıktık ve hem çok geniş hem de upuzun bir düzlüğe sahip yokuş inişinin başına vardık. Aşağılarda Üreğil köyünün ışıkları görünüyordu. Sergey inişte oldukça hızlandı ve her adımında farkı açarak yarınlar yokmuşçasına aşağı doğru koşmaya başladı. Biz ise kendi tempomuzda devam ettik. Her ne kadar şu an için kalan toplam mesafeyi aklıma getirmemeye çalışsam da quadlarım bana daha çook lazımdı.
Sergey farkı oldukça, belki 400-500 metre kadar açmıştı. Geçen sene bu kadar geniş bir yoldan mı aşağı inmiştik, emin değildim ama onun kafa lambasını uzaktan belli belirsiz görüyorduk. Derken saatim “rota dışı” uyarısı verdi. Durup baktığımızda işaretleri sadece birkaç metre kaçırdığımızı gördük. Rota ana yoldan gitmiyor; sola, patikaya kıvrılıyordu. İşaretlere uyarak patikaya girdik. Bu kısımlarda gecenin ilk ve tek kafeinli jelini de tükettim ki ekstra dikkat isteyen bu bölümde bir sıkıntı yaşamayayım.
Geçen sene Üreğil’i uzaktan görünce “oh be, Yeniköy CP’ye vardık galiba” demiştik. Bu sene ise rotayı bilmenin avantajıyla Üreğil - Yeniköy arasında yaklaşık 6 km olduğunu bilerek ilerlemeye devam ettik.
Nihayet Yeniköy CP’deydik. CP görevlileriyle küçük bir sohbet ve su tazelemenin üzerine vakit kaybetmeden yola devam ettik. Şimdiki hedef olan yaklaşık 9 km ilerideki Örnekköy CP, aynı zamanda 75K (77.km) finişiydi.
Son bölüm, buraya kadarki hedef süremizden en fazla sapma yaşadığımız yer oldu. Aslında benim aradığım bir tempoda gidiyorduk ama @789 geliştirmek istediği 75K süresinden uzaklaşıyordu. İkimiz de birbirimizi fazla zorlamayıp mevcut tempoda ilerledik. Bu kısımda bir su geçişimiz vardı. Ama hesapta olmayan bir ikincisi de Nadir çayını geçmemizi sağlayan mini sırat köprüsü simülasyonunun içinde oluşmuştu. Küçük köprü ayak bileklerimize kadar su dolmuştu. Hafif eğilerek dengemizi sağladık ve yavaşça geçtik.
Gün yavaş yavaş ağarırken Örnekköy CP / 75K finişine ulaştık. Kendi yarışını tamamlayıp hedefine ulaşan @789’un çorbasından birkaç yudum alıp, biraz tuzlu bir şeyler atıştırdıktan sonra fazla oyalanmadan yaklaşık 15 km’lik Örnekköy - Sölöz etabıma başladım. Örnekköy’den Derbent’e kadar olan bu bölüm benim için haritanın yeni açılan kısımları olacaktı artık.
Örnekköy - Sölöz arasının neredeyse tamamı göl hizasında geçecekti. Sabit bir tempo tutturarak devam ettim. Göl kenarında sabah ayazında koştuğum anlar tüm yarış boyunca en çok üşüdüğüm dakikalardı. Gecenin hiçbir anında bu kadar üşümemiştim ama neyse ki bu soğuk, koşmama veya sindirimime engel bir durum oluşturmadı. Sölöz Burnundan içeri dönüp gölü arkaya alarak Sölöz köy içine doğru zeytinliklerin arasından giden, çamurdan da öte halde balçık kaplı traktör yolunda ise adeta seke seke ilerledim.
Artık Sölöz CP’ye varmıştım. Her ne kadar CP - CP bölmüş olsam da hem yeni günün başlangıcı olması, hem mesafe olarak hemen hemen ortada bulunması, hem de dropbag çantama kavuşacak olmam nedeniyle benim için ara bir hedef noktaydı burası. Planladığım süreden yarım saat geride ulaşmıştım ama keyfim, gücüm yerinde ve daha da önemlisi sindirimim çalışır durumdaydı.
Çantamı aldıktan sonra ilk iş uzun kollu üstten yeni tişörte geçmek ve taytı çıkarıp şort giymek oldu. En büyük iş ise Sölöz sonrası için planladığım jelleri çantamın ceplerine yine kullanım sırasına göre yerleştirmekti. Sölöz’e kadar olan 92 km için 16 adet jel tüketimi + 2 şase suda eritmeli karbonhidrat (ilave olarak CP’lerden ekmek, kaşar ve tuzlu atıştırmalıklar) planlamış, bu plandan ise 1 adet jel artırmıştım. Sindirimimin sorunsuz işliyor olması o an için beni en mutlu ve motive eden şeylerden biriydi. Finişe kadar olan bölüm için ise 19 jellik (40 gr ve 26 gr karb karışık) bir planım vardı. Her CP sonrasındaki ilk tüketimi 40 gr’lık multi karb içeren jelle yapıp takip eden jeli 26 gr’lık multi karb, diğerlerini tek tip karb olacak şekilde alacaktım. CP’lerin öncesindeki son jellerim ise kafeinli olacaktı. Tüm bunları yaparken %4’e düşen saatimi şarja takmayı unuttuğum için çantamdaki powerbank’i cebime koyup saati de göğüs numarama takarak ekranını görecek şekilde sabitledim ve toplamda 30 dakika harcadığım ama bir yandan da enerjimi toparladığım Sölöz CP’den ayrıldım. Hedef süremin 1 saat gerisindeydim artık.
Sölöz’den Narlıca CP’ye olan yaklaşık 18 km’lik mesafede 800 metreden fazla yükseklik kazanımı vardı. İlk 10 km ise kesintisiz tırmanış olacaktı. Sert bir tırmanış değildi görünürde fakat zemin yapısı hakkında fazla bilgim yoktu. Zaman ve mesafeler ilerledikçe gördüm ki hem manzara çok güzel bu bölümde, hem de genişçe bir yoldan ilerliyoruz; teknik bölüm yok. Biraz Uludağ 66K’da Saitabat sonrası çıkışa, biraz Sapanca 42K tepe yollarına benzettim diyebilirim. Tırmanışta eğimin müsaade ettiği yerlere hafif tempoda koşular sıkıştırıyordum. Kalan kısımlarda batonlar eşliğinde “power hike” modunda ilerlemeye çalıştım.
Bu tırmanış sırasında 90K koşucuları beni yakalamaya başladı. Belirli aralıklarla beni geçerlerken, istisnasız hepsi kolay gelsin demekle kalmayıp motive edici şeyler de söylediler. Bu gerçekten pozitif etki yapan bir şey. Sanki bir mobil destek noktasından geçiyormuşum gibi hissettirdi. Narlıca’ya iniş kısmında zeminin müsaade ettiği ölçüde koşmaya çalıştım. Narlıca CP’ye geldiğimde hedef süremin yarım saat gerisindeydim. Geride bıraktığım bu bölümde biraz zaman koymuştum cebime.
Narlıca CP’de @bikeg de vardı. Tıpkı Boyalıca, Sölöz ve diğerlerinde olduğu gibi yine yüksek perdeden bir pozitif enerjiyle karşılayıp destek oldu. Starttan beri koşturuyor, o da kendi yarışını veriyordu adeta. Çorba teklif etti ama canım pek istememişti ilk başta. Ekmek kaşar yesem yeter dedim. “Bu kısımdan sonra hayli zorlu olacak, üstelik Müşküle’de sadece su noktası var, ararsın bu çorbayı” diye ısrar etti. İyi ki de etmiş
Tamam deyip onun verdiğini bitirdikten sonra üzerine bir kap daha içtim, çok iyi geldi. Gördüğüm her CP’de ve pazar günü etkinlik alanında bizzat teşekkür ettim kendisine ama bir kez de buradan söylemek istiyorum, kendisi ve diğer tüm CP gönüllüleri çok sağ olsunlar. Hepsi son derece ilgili ve yardımseverdi. Öyle ki, sanırım hiçbir CP’de suyumu kendim doldurmadım, hep elimden kapan birileri oldu. Müthiş bir şey.
Narlıca köyünden çıktıktan sonra biliyordum ki sırada meşhur ipli inişler vardı. Kısa bir süre sonra orman içine kıvrıldı işaretler. İplerin yakında olduğunu anlayabiliyordum. Bitki örtüsü ve ağaç yapısı sıklaşmıştı. Toprak neredeyse kumu andıracak kadar gevşek; kayalar ve ağaç gövdeleri ise yosun öbekleriyle kaplıydı. İp nereden başlıyor acaba diye biraz ileriyi tararken bir viraj dönüşünde ayağım kaydı ve yarım takla ile dal/çalı yığını karışımı bir öbeğin üzerine yumuşak iniş gerçekleştirdim
Hasar kontrolü yaptım, bir problem yoktu. Bence bu bölüme direkt batonlarım kapalı şekilde girmeliydim. Ama düştüğüm yerden de batonlarım sayesinde kalkabildim zira çanak gibi bir yere oturmuştum ve ayaklarım yüksekte kalmıştı. Kalkıp biraz ilerledikten sonra ilk ip inişine ulaştım. Eğim çok dik sayılmazdı ama toprak daha adımımı havada görür görmez kaymaya başlıyordu neredeyse. Sıkıca tutunarak geri geri indim. İlk kısım tamamdı. İkinci ip de hemen buradan başlıyordu. Aynı şekilde burayı da sorunsuz indim. Fotoğrafçı arkadaşlar orman içine pusu atmışlardı. Her iki ip inişinde de seri deklanşör seslerini duyuyordum; bizim kırmızı halımız ve alkışımız da bunlardı sanırım ![]()
İplerden sonra ormanın derinliklerine inmiş oldum. İşaretler çok netti, yön bulmakta bir zorluk yaşamıyordum ama normalde kullanılan bir yol olmadığı aşikardı. Dikenler, çalılar, dallar; hem zorluk yaratıyordu hem de işin zevk ve macera kısmına sos oluyorlardı. Güzel bir ying/yang dengesi var bu kısımda.
Bir miktar daha yalnız ilerledikten sonra ileride bir koşucu görüp ona yetişiyorum. Sağlam ve emin şekilde ilerliyor. @runforrestrun olduğunu yarıştan sonra sonuçlara bakarken fark ediyorum. Öncesinde tanışmıyorduk, buradan da selam olsun. Bir süre önlü arkalı ilerliyoruz, yarışın gidişatı ve bu bölümün zorluğu hakkında kısa konuşmalar yapıyoruz. Ortam ise iyice rollercoaster’a evriliyor. Yükseldiğimiz anlarda sol aşağımızda su yatağını görüyorum. Dar patikada ilerleyip su geçişine iniyor, suya ayak izimizi bırakıp tekrar çıkmaya başlıyoruz ve bunu benzer profilde birkaç kez yapıyoruz. Ekstra dikkat isteyen, hata kabul etmeyecek yerler.
Tüm parkurun hem mental hem de fiziksel olarak en yıpratıcı kısmı belki burası ama çok da sevdim bir yandan. Yarışa karakter katan bir yer kesinlikle.
Müşküle CP’ye çok az kala telefonum çalıyor. @789 olduğunu düşünerek telefonu çıkarıyorum bel çantamdan. Daha yeni konuşmuştuk aslında. Ekrana baktığımda arayanın @husy72 olduğunu görüyorum. Durumumu ve konumumu soruyor, son 50 km’yi daha önce koştuğu için bildiğini ve zor bir kısmın kalmadığını söylüyor. Sağ olsun, tutunacak güzel bir motivasyon dalım daha oluyor ![]()
Müşküle CP’ye ulaştığımda ilk kez fiziksel olarak bir miktar yorulduğumu hissetim ama ters orantılı olarak mental gücüm ise zirve yapmıştı; yorgun ama güçlü hissediyordum. Üstelik bu kısımda da zaman kazanmıştım ve artık planladığım sürenin sadece 10 dakika gerisindeyim.
CP’ye benimle birlikte o an için 50K’ların sonuncusu olduğunu tahmin ettiğim kadın bir koşucu da giriş yapıyor. Suyumu tazeleyip bir avuç cips atıyorum ağzıma. Sadece su noktası olarak ilan edilmişti ama cipsler sürpriz oluyor. İyi de gitti. Çok az soluklanıp bir de soda içiyorum. Toplam kaçıncı km’deyim ya da kaç km kaldı… Bunları hiç düşünmüyorum, hesap yapmıyorum. CP’lerde asılı olan toplam km/kalan km tabelalarından bile gözümü kaçırıyorum. Tek hesabım CP’lere olan mesafe ve CP varış sürelerim üzerine…
CP’den ayrıldıktan çok az sonra o 50K koşucusunu geçiyorum. Yaklaşık 10 km’lik Müşküle - Süleymaniye etabının neredeyse tamamı tırmanış şeklinde. Kendi tempomu tutturarak batonlarla ilerliyorum. İyi hissediyorum. Narlıca sonrasındaki kırıcı etaptan sonra kesintisiz bir yokuşu çıkmayı özlediğimi fark ediyorum. Orman içinde hissetmiyordum ama artık güneş tepede iyice belli ediyor kendini. Fakat kesinlikle bunaltıcı bir sıcak yok.
20 saat 40 dakikayı geçiyor saatim. Müşküle’yi geride bıraktığıma göre 119-120’nci km’ler civarında olmalıyım. E hani toplam mesafeyi düşünmüyorduk? Bunu aklıma getirmenin nedeni kişisel en uzun mesafe rekorumu az önce kırmış olmam. Yarış planını yaparken ister istemez bu anı hayal etmiştim. Üstelik beklediğimden daha iyi durumda hissediyorum genel olarak. Artık attığım her adım yeni bir rekor demek. Bense tekrar etap hedefine konsantre oluyorum.
Yokuşta sıralı şekilde ilerleyen 50K’ların arka grubunu görüyorum. Birkaç kişiyi geçiyorum. Hepsine mümkün olduğunca destek de olmaya çalışıyorum sözlü olarak. Bir kişiyi daha geçiyorum, kolay gelsin derken Youtube videolarından tanıdığım Habip Abi (160K) olduğunu fark ediyorum. Tanışıyoruz, biraz sohbet ediyoruz. Şimdilik fena gitmediğini söylüyor. Ancak yarış sonunda sonuçlara bakarken bitiremediğini öğreniyorum. Sağlık olsun, seneye tekrar umarım…
Yanıma kulaklıklarımı da almıştım. Şimdiye kadar hiçbir trail yarışımda bir şeyler dinleme ihtiyacım olmamıştı. Bu sefer mesafeyi de göz önünde bulundurup acaba ihtiyacım olur mu diyerek çantama attım. Aklıma geliyor, ama yine ihtiyacım yok. Kafamın içinde düşünceler sıraya girmiş, çeşitli konularda münazara masaları kurulmuş, beğenilmeyen dizi finalleri yeniden çekilmiş, eski yarışlar ve gelecek yarışlar analiz edilmiş, eski maçlar yeniden oynanmış, farklı kategorilerde film listeleri yapılmış durumda ve dahası da sırasını bekliyor. Uzun mesafe koştuğumu öğrendikten sonra bunun nasıl bir şey olduğunu merak edenlerin sorduğu top 5 sorudan biri: “O kadar zamanı sıkılmadan nasıl geçiriyorsun?” Böyle işte ![]()
Ve iyi haber, Süleymaniye CP’ye planımın 23 dakika önünde giriyorum. Mahmudiye CP’den beri ilk kez planın gerisinde değildim artık. Bir ekstra motivasyon kaynağı daha oluyor bana bu.
CP’de çocuklar da görev almışlar. Numaralarımızı bir kız not alıyor, sonra da diğer arkadaşıyla birlikte suluklarımı dolduruyorlar
Temel ihtiyaçlarımı karşıladıktan sonra kısa bir genel kontrol yapıyorum. Sağ dizimde bir miktar ağrı var bir süredir. Daha kötülerini de görmüştüm ama hazır midem dolu durumdayken bir tane ağrı kesici alıyorum önlem olarak. Onun dışında gayet iyiyim.
Telefonumu kontrol ediyorum. @789 ’dan motivasyon mesajlarıyla dolmuş. Planımın önünde olduğumu o da söylüyor. CCC ve CUT finişlerinden fotoğraflarımı göndermiş, bugün giydiğim ayakkabıların o yarışları da bitirdiğini belirtmiş ve daha bir sürü şey. O kadar söylememe rağmen uyumak yerine beni takip etmeye devam ediyor. Ne kafeinli jel, ne ağrı kesici; işte bu hepsinden değerli.
Süleymaniye - Derbent arasında yaklaşık 16 km ve 450 metre civarında bir yükseklik kazanımı beni bekliyor. Oyalanmadan yola koyuluyorum. Bu etabın Kirazlıyayla’ya kadar olan bölümü nispeten daha açık alanlardan geçiyor. Manzara, Sölöz sonrası çıkış kadar güzel değil ya da ben artık pek önemsemiyorum. Rüzgarın şiddeti artıyor. Rüzgarlığımı giyiyorum bir süre. Kirazlıyayla’yı geçtikten sonra Derbent’e kalan son 5-6 km boyunca zaman zaman çalılık, ormanlık alanlara da girip çıkıyor rota. Bu bölümde zemin beklediğimden biraz daha teknik çıkıyor yer yer. Rollercoaster benzeri birkaç yerden de geçiyorum yine. Zeminin el verdiği yerlerde koşmaya çalışıyorum ama inişlerde ufak problemler başlıyor. Sağ dizim ağrı kesiciye rağmen mızıkçılık yapıyor. Düzde ve tırmanışlarda sorun yok ama özellikle dik inişlerde ağrı iyice etkili oluyor artık. Bu diz konusunu çözmem gerek. Kuvvetlendirme çalışmalarını artırmalıyım. Neyse, benzer durumu daha önce de yaşadığım için artık B planı devrede. Mümkün olan tüm tırmanış ve düzlüklerde koşmaya çalışıp, inişlerde hızlı yürümek…
Derbent CP’ye planımın 52 dakika önünde giriş yapıyorum.
Yarış için kendimce bir süre planı yapmayı seviyorum. “Ultralarda hiçbir şey planlandığı gibi gitmez, her türlü sürprize açıktır” mottosuna da sıkı sıkıya bağlıyım. Bence, işlerin planlandığı gibi gitmeyeceğini bilmek de planın ayrılmaz bir parçası ve öyle de olmalı. Bu ön kabulle hareket ederek, kısa süre arayla 100K ve 119K bitirdikten sonra ilk denememde 160K bitirmenin hesabını yapmış olmak bile benim için güzel bir ilerlemeydi. Yine de gerçekleştirebileceğimi düşündüğüm bir süre planım vardı elbette. “Sabır (ilk 92 km), hayatta kalma (92-120) ve ilerleme” şeklinde üç ana temada bölmüştüm tüm rotayı. Her bir CP’ye varış sürem ayrıca belli olacak şekilde toplamda 30 saat 10 dakikalık bir taslak belirlemiştim. Ama CP’lerde ve özellikle Sölöz’de geçireceğim sürenin uzayabileceğini de tahmin ederek, eğer masada 30 saat 30 dakikalık bir teklif olsaydı, yarışın başında kabul ederdim herhalde. Şimdi ise önümde 30 saatin altını görme fırsatı vardı.
Derbent CP’den kafa lambamı takıp reflektörlü yeleğimi giyerek ayrılıyorum. Hava henüz aydınlık ve muhtemelen Çamdibi’ne varmadan kararacak. Yaklaşık 16 km’lik bir etap. Dizimdeki ağrı devam ediyor ama daha kötüleşmiyor. Alt geçitten karşıya geçip asfaltın sağıdan ilerlerken az ileride başka bir 160K’cı arkadaşı görüyorum. Süleymaniye CP’nin öncesinde ve CP içerisinde de denk gelmiştik. Yol kenarındaki işareti göstererek rotanın çalılık tarafa doğru ilerleyip ilerlemediğine emin olmaya çalıştığını söylüyor. Az ilerideki toprak yokuşu gösterip rota oradan devam ediyor diyorum. 2022’de 25K parkurunu koştuğum için artık bildiğim sulardayım ne de olsa…
Birlikte ilerlemeye başladık. Foruma üye mi bilmiyorum ama selam olsun Erdi’ye de. Katıldığımız yarışlardan, tecrübelerden, antrenmanlardan, beslenme planlarından ve bunun gibi şeylerden konuşmaya dalıp km’leri akıttık.
Bu kısmın profili ağırlıklı olarak düz veya inişti. Dizimin durumunu söyleyip bana takılmadan temposunu artırabileceğini söylesem de Erdi böyle iyi olduğunu söyledi. Derbent’ten çıktıktan bir 8-10 km sonrasında, ağaçların arasından açık bir viraja girip batı istikametine dönünce güneş tupturuncu bir hal almış halde ve göle doğru batmak üzereyken tam karşımıza çıktı… İkinci kez günü batırıyordum. İstemsizce saatime baktım; 27’nci saatin içindeydim.
Orman bölümü bitip de Dırazali’ye doğru indiğimiz kısımda eğim iyice sertleşiyordu. Çok isterdim, ama bu inişte koşabilmeme hiçbir şekilde imkan yok artık. Erdi’ye hızlanabileceği konusunda iyice ısrar ediyorum, çünkü o da uykusunun iyice bastırmasından şikayetçi. Tamam diyor bu sefer. Kalan kısımda kafa lambamı da açarak yalnız ilerliyorum. Düzlüğe, kanal boyuna inince dizimi biraz dinlendirdikten sonra tekrar hafif tempoda koşmaya başlıyorum. Çamdibi’ne en fazla 3-4 km kalmış olmalı ancak tüm yarış boyunca en uzun sürdüğünü hissettiğim kısım buralar oluyor. 2022’deki 25K yarışında da bitmek bilmemişti burası.
Nihayet son CP olan Çamdibi’ne giriyorum. Tahmini süremin 1 saat 8 dakika önündeyim. 160’ıncı km. Detaylara takılmazsak bence çok iyi durumdayım. Yine çocuklar karşılıyor bu CP’de de. Çok kısa bir süre oturuyorum. İki küçük kız limon ve portakal dilimlerinin olduğu tabakları bana uzatıyorlar. Ortam şahane.
CP’den ayrılıp son 4 km’ye başlıyorum. Hafta boyunca hava durumundaki yağışları görünce bu son 4 km’de geçeceğimiz zeytinliklerin arasındaki toprak yolların çamurlu olacağını düşünmüştüm süre hesabımı yaparken. Şimdi ise gördüm ki zemin sert toprak ve neredeyse hiç çamur yok. Eh, üzülecek değilim. Yürümekten hallice bir tempoda da olsa hala “koşu” diyebileceğim bir formda ilerliyorum bir süre daha. 29 saatin altı olur mu acaba?
Saatimin kalan toplam mesafeyi gösteren ekranına geçiş yapıyorum. Son asfalt geçişini yapıp Lefke kapıya varınca merdivenlerin başında beni beklerken @789’u görüyorum. Son düzlüğe doğru biraz beraber koşuyoruz, sonra beni fotoğraflamak için hızlanıyor. Finiş alanında birkaç kişi var ama kenardaki reklam panolarına vurarak iyi bir gürültü çıkarıyorlar. Son birkaç adım daha… ve bitti. 28 saat 56 dakika. Madalyamı @789’a veriyorlar ve tıpkı CUT finişinde olduğu gibi yine o takıyor boynuma.
6-7 yıl önce, koşuya ve özellikle trail koşularına yavaş yavaş merak salmaya başladıkça yararlı ve ilginç bulduğum her kaynağı araştırıp, her deneyimi okumaya çalışmıştım. İlk 10K, ilk yarı maraton, ilk maraton; hepsi önemli eşiklerdi ama 100K ve özellikle de 100 mil, düzenli spor yapmaya yeni başlayan ben için o anlarda ulaşılamaz, hayali dahi kurulamaz eşiklerdi. Bir yıl önce aniden kucağımızda bulduğumuz CCC’ye hazırlanmak için kafamızda bin türlü soru işareti ile apar topar 75K’ya kaydolmuşken, şimdi ise 100 mil madalyası boynumda asılıydı. Başlamadan önce start çizgisindeki düşüncelerimden birisi de, olur da bir sebepten bitiremezsem bugün bu çizgide bulunmanın bile büyük bir cesaret göstergesi olduğu üzerineydi. Bitirince de bu değişmedi. Mesafe çok uzun, süre çok uzun, güneş batıyor, doğuyor, hava şartları defalarca değişiyor. Yarış içinde her an her şey olabilir/olabilirdi. Ama hazır şekilde o startta bulunabilmek de bu yolculuğun bir parçası. Aslında cuma akşamı 17.00’de değil de yarışa kaydolma kararının alındığı anda başlıyor bu mesafelerin yarışları. Bunu anlıyorum.
Günlük hayattan ya da iş yerinden arkadaşlara izin dönüşünde “XX km koştum” dediğimde, genelde “aa, baya uzunmuş” ya da “tamam da neden?” gibi yüzeysel tepkilerin ötesinde karşılık alamamaya zaten alıştım. Benzer bir durum, yazının başında bahsettiğim geniş aile grubumuz için de geçerli. Orada da çok çeşitli konularda paylaşımlar yapılıyor, espriler dönüyor, bazen eski fotoğraflar yorumlanıyor. Ben de kendi açımdan önemli gördüğüm bu eşiği aşmanın heyecanıyla iki fotoğraf paylaştım; ancak beklediğim karşılığı bulamadığım gibi, istemeden aile büyüklerinde bir miktar endişe de yarattım. O grubun yeri elbette ayrı; ama bu yazının yeri burası.
Yürekten tebrik ediyorum. İnanılmaz bir gelişme gösteriyorsunuz. Başlarken gösterdiğiniz cesaretinizi ayrı, bitirirken ulaştığınız başarınızı ayrı kutluyorum. Yeniden tebrikler.
14k’sına katıldığım koşu oldu. Dırazali köyünün çıkışı ilk su molasının bittiği yokuştan düzlüğe çıkıp çeşit çeşit ağaçların arasından süzülmenin keyfini çıkarırken bir yandanda neden 25K’ya kaydolmadım diye hayıflandığım havası, parkusu ve doğası ile mükemmel bir yarıştı.
Seneye şimdiden 25K’ya katılacağım kesin. ![]()
@sopranos başarıların daim olsun kardeşim. Cappadociada ki olumsuzluklardan sonra herşey muhteşem olmuş, hikayen kadar azmini de tebrik ediyorum. Umarım daha nice yarışlar sağlıkla, kazasız belasız biter, @789 selamlar…
Merhabalar, Ertan’nın bu şahane deneyimi ve yazısı burada kalıp unutulmasın dedik, Herkese referans olmalı.@sopranos ‘nun izniyle Runbo sayfalarına da ekledik.
En alta şöyle bir not düştüm:
Son Söz:
Bu hikayeleri neden önemsiyorum? Koşmak artık popüler bir kültür. Fakat “ultra” mesafelerde koşmak öyle bir şey değil. Ciddiye almak gerek, aylarca süren emek ve antrenmanlar sonrası bazen olabiliyor, bazen de olmaya biliyor. İznik Ultra uzun bir yolculuk. Yoğun emeklerine sağlık. İyi ki koştun, iyi ki paylaştın. Bizlere çok ilham verdin.
Teşekkürler,
Çok teşekkür ederim hepinize. Bu sözleri sizlerden duymak ayrıca güzel
@fatihtosun @husy72 @bikeg
@sopranos abi müthiş bir deneyim, ayağına sağlık, geçen sene Odtü yarışında CCC yi konuşmuştuk @husy72 abi, sen ve ben. 100k nasıl olacak vs. derken konu nerelere gelmiş. Tebrik ederim, çok sevindim ![]()
Ccc den sonra 160km başka bir level oldu. Artık bunun sonu yok, “kurdun dişine kan değdi”…takipteyiz. @solberg @sopranos
UTMB OCC Yolunda İlk Büyük Test: İznik Ultra Müşküle Dağ Maratonu 50k Yarış Raporu
Tarih: 11 Nisan 2026 Cumartesi 13:00
Start: Müşküle Sahil Anıt Ağaç
Mesafe / İrtifa: 50km / 1500m+
Bitirme zamanı: 9:00:22
Genel Sıralama / Yaş Kategorisi: 53/58 2/4
Kısa bir özet: 2 yıl önce var bir hayalimiz demiştik. UTMB OCC kurası çıktığında… Geçen yıl Kaçkar Ultra ile yine stone alınca, neden olmasın dedik, TEAM AKTAŞ olarak tekrar kuraya katıldık. Çekiliş sonucu, bekleme listesinde olduğumuz mesajını görünce, geliyor gelmekte olan demiştim…Kısa süre sonra da positive drawn mesajını aldık.
Oturup kabaca bir taslak hazırladım ve 2026 hazırlıkları 14 Şubat Geyik koşuları ile başladı.
Çamurlu zeminde 14k’yı 2:01:31’de tamamladım.
Ardından, hemen ertesi gün Winterrun İstanbul 10k’yı da 58:14:00 bitirdim.
Sonrası, haftalık koşu max 40k ya da daha az jog, irtifa kazanımı da Atatürk Kent ormanı yokuşları ile sınırlı kaldı. Araya Eskişehir’de 3 ilave 20k, şehrin rakımı 850m olunca bir nevi irtifa kazanımı sayılabilir(mi?). Ama aksatmadan haftada 2 reformer pilates, bu süreçteki en istikrarlı hareketimizdi.
Neden bu kadar az hazırlıkla İznik Ultra Müşküle 50k parkuruna kaydoldun diyebilirsiniz ve haksız da sayılmazsınız. Benim bu yarıştan en büyük beklentim, parkurun ilk ve son 10k’lık bölümünün UTMB OCC ile benzerliği. Dolayısıyla içinde bulunduğum kısa hazırlık dönemi için mesafe fazla bile olsa, parkurda kalmayı planladığım süre ve zaman dilimleri, planlarıma tam oturuyor aslında. Amacım, 9 saatin altında kendimi çok zorlamadan parkurda kalıp, sağlıkla finishe ulaşabilmekti. Nitekim oldu da.
Yarış öncesi son hafta: Taper week’de koşmadan çok beslenmeye odaklanıp, son 2 günün akşamlarını makarna, pizzaya ayırdım, su tüketimimi arttırdım. Uyku konusu tam bir muamma, düzenli uyku ritmine aylardır giremiyorum.
Yarış ortamı, hava, civa vs: Yarış öncesinde ülke genelinde soğuk ve yağışlı hava tüm hafta devam etti. Hatta kar yağışı bile görüldü İznik civarında…Zemin %31 patika, %60 toprak yol, %9 asfalt olarak dağılmış. Özellikle Derbent’e gelişte son 3k’lık bölüm teknik olarak single track ve işaretlere dikkat edilmezse kolayca parkuru kaçırabileceğimiz bir yer. Beklenti çamurlu zemin ve yağmurun yağmasıydı. Aksine kuru ve yağışsız bir yarış oldu. Toprak genel olarak yumuşaktı. En zorlayıcı kısım ise ilk 15k idi. İrtifa kazanımının neredeyse %80’i burada tamamlandı.
Yarış kıyafetlerim: Ayakkabım Altra Olympus 6. Ultra trail yarışları için tek geçerim. Performansı çok iyi, yol tutuşu, kaya geçişlerindeki kaydırmazlığı ve özellikle inişlerde parmakları koruma özelliği mükemmel. Kıyafet olarak her zamanki takımımı giydim. Sürpriz yok. Tamam ben batonsuz patikaya hiç çıkmam ama burası için baton kesinlikle ama kesinlikle şart!
Beslenme: Yanıma 4 maurten jel (biri kafeinli) ve klasik peynir ekmeğimi aldım. Planım, her 10k’da bir jel almak üzerineydi. Ekmeği de son 5k’ya saklamayı planlamıştım. Ama gerçekte olanlar gene farklıydı. Başlarken bir suluğu tailwind ile hazırlamıştım. 12.3k Süleymaniye CP’ye kadar bitirdim onu. Sonrasında 16k ve 22k’da 2 jel aldım. 28k Derbent CP’de masadan beslendim. Limon tuz cips kaşar, ekmek ve cola ile…Sonrasında 45k’ya yaklaşırken de cebimdeki peynir ekmeği yedim. Toplamda 3 litre su tükettim parkur içinde. Midem tüm yarış hiç rahatsızlık vermedi. Ama jellerin tamamını da tüketmedim.
Yarışın Akışı:
Başlangıçta, kendi aracımızla şehirden Müşküle Anıt Ağaç’a gelirken, yolu kaçırınca, başlamadan 1 dk önce varabildik start noktasına. İlk hatayı, parkuru saatimde açamayınca yaptım. Bunu tekrar çalışmam lazım. Garmin fenix 6S’de pratiğim çok iyiydi ama, Huawei GT 6 Pro ile ilk yarışımda patladım.
Yarışa en sondan başladım. Asfalttaki yaklaşık 1km’lik yolu yanımda seyreden Jandarma aracındaki arkadaşlarla sohbet ederek geçirdim. Patikaya girmeden finishde buluşmak üzere vedalaştık. Şaka değil :))
Patikaya girişle birlikte çıkış başlayınca, ben de azar azar öne geçmeye başladım. 23 dk. sonra vardığımız Müşküle Köy meydanında, CP1’e girmeden, sadece halıdan geçip yola devam ettim. Ne güzel, hem zaman hem sıra kazanmış oldum derken… Ah, o parkuru saate yüklememek ne büyük hataymış. Saatle parkur koşmaya öyle alışmışım ki… Bir anlık dalgınlık, saatten gelen uyarı da olmayınca, pahalıya patladı…
2.5-7.9k ve salaklıkta zirve!
9.9k ya kadar sağlam çıkış olduğunu çok iyi biliyorum. Hafif jogla kafamı kaldırmadan tıkır tıkır giderken, 7.9k’daki toprak yoldan patikaya girişi kaçırmışım. Yol yataya dönünce uyandım ama işaret görürüm umuduyla bir süre daha devam ettim. 1k sonra nihayet kendimi ikna edebilmemle birlikte geri döndüm. Fazladan 200m ilave irtifa alıp, yan tepeye tırmanmışım. Tempolu şekilde işaretleri görene kadar indim. Her adımda kendime sitemler ederek tabii… Sonuçta 7.9k’da sapmam gereken yola 10.3k’da girdim. Bu andan itibaren tüm hesaplarım şaştı. Hep ilave km, üstelik küsüratlı olarak eklemek zorundayım. 25 dk.'lık kayıp da cabası…
Allahtan parkur notlarını aldığım kağıda zirveleri not etmişim. Artık km’lerin bir anlamı kalmadığından not ettiğim 3 zirveye odaklandım. Saat bu konuda çok yardımcı oldu. Sanki suç ondaymış da, kendini affettiriyormuş gibi ![]()
7.9k’da tekrar parkura girdikten sonra 2k full tırmanışla ilk ve en yüksek tepe olan 760m’ye, kendi kendimi teselli etmelerle vardım. Buradaki manzarayla moralim öyle bir yerine geldi ki, modum bir anda "İyi ki gelmişim"lere evrildi.
Normalde her yarışın başında söylediğim bu cümle, starta geç kalacağım telaşıyla nereden baksan 2 saat geç geldi…Olsun, İyi ki gelmişim!
Etraf baharın en güzel kokularıyla dolu. Süleymaniye CP2 12.3k’ya kadar görsel şölenli bir iniş beni bekliyor artık. Zemin çok iyi, tarlaların arasından geçerek rahat bir tempoda 15:25’de, cut off’dan 20 dk önce CP’ye girdim. Oysa iki CP arasını 2 saatte almayı planlamıştım.
Oyalanmadan suluklarımı doldurdum. Bir avuç cips, 2 tuzlanmış limon dilimi ile vakit kaybetmeden yola koyuldum. Muhtemelen o geçtiğim arkadaşların tümü tekrar önümdeler.
Köy çıkışından sonra parkur aynı şekilde Yenişehir ovası manzaralı devam etti (İlginç, dağlar İznik gölü ile Yenişehir ovasını ortadan tam ikiye bölmüş… Ova sanki kurumuş İznik gölü, üstelik neredeyse aynı şekle sahip).
İlk Maurten jeli 16k’da (parkur 13.7k) açtım, 600m irtifada, buğday tarlaların yanından geçerken. Resmen Windows açılış ekranı var önümde…İstikamet göle doğru yatayla karışık hafif tırmanış. 730m ile ikinci tepeye vardıktan sonra ova, yerini göl manzarasına bıraktı. Artık Derbent CP3’e kadar yataylı-inişli bir yol var önümde. Parkur, 18k itibarıyla solda göl, sağda ova manzaralı şekilde, 600-700m civarında seyreden, açıklık alanda, gölgesiz ilerliyor. Hava bu yıl epey serince. Güneş var ama rüzgar çıktığında afiyetle ayazı yiyorsun. Şikayetim yok. Soğuğu her zaman tercih edenlerdenim. Bu arada 20k’da Kirazlıyayla köyünün içinden CP’siz geçiliyor (inişe aynen devam). Benim kramplar hep inişlerde ziyarete gelirler ama bugün uğrayan yok henüz:) Arada bir iki gerginlik hissettim, koşu, adım aralığı, yürüyüş şeklimi değiştirdim, yumuşadılar… Durmama gerek kalmadı.
24k’da (parkur 21.6k) ikinci Maurteni açtım. Bu arada saat 17:00 oldu bile.
Güneş iyice yatayda ama hep gölün karşısından, eşlikçi. Parkurun 24-28k’lık kısmı bir başka görsel şölen. İyi ki gelmişim!'lerce…
Derbent’e gelmeden, son 2.5k dediğim gibi, yarışın en teknik yeriydi… Sık çalılık, single track, iki işaret arası bazen neredeyse 10m falan. Kaçırdın, yandın. Alice Harikalar Diyarı’nın labirentindeyiz resmen. Döndükçe dönüyorum. Çok akıllıca bir şekilde koyulmuş, tam galiba ters yöne gidiyorum derken, İznik Ultra logolu oklu tabelalara rastlıyor insan. Derbent görünüyor karşıda ama yol ters tarafa devam ediyor falan ![]()
Caner ve Tatiana’ya bu ince jestlerinden ötürü(oklu görseller), şahsım adına teşekkürü bir borç bilirim:)
Tam km’yi bilememekle birlikte 17:45’de o muhteşem ama bir o kadar da teknik dere geçişini yaptım. Kuş sesleri, su sesine karışıyor… Ama batonsuz buralar adamı döver, söylemiş olayım.
Derbent CP3 28.4k’da Mümtaz beni bekliyordu. Son 20k’yı birlikte koşacağız. İznik merkezden kalkan Yenişehir minibüsleri buradan geçiyor. Dün sorup saatlerini öğrenmiştik. Son sefer akşam 7’deymiş. Kaçırırsanız koşarak dönersiniz demişlerdi şakayla karışık. E biz de onu planladık ya zaten ![]()
18:16 da CP’ye girdim. Hava iyiden iyiye soğudu. Artık güneş de batma yolunda. Üstümü değiştirdim, kuru termallere geçtim. Buff, eldiven ve reflektör yeleğimi de giydim. Beslenmeyi CP’den yaptım. Bir avuç cips, limon, tuz, bir bardak kola, kaşar peynir… Acıkmışım ![]()
Suları da tamamladım ve 18:20’de Mümtaz’la birlikte yola koyulduk. Güneş 19:45 civarında battı, alacası kaldı yadigar. Saat 20:00’de artık son 9k’dayız. İznik hep önümüzde, ışıl ışıl parlıyor ama yol bitmiyor ![]()
İşte tam burası, ana gelme sebeplerimizden biriydi. UTMB OCC son km’leri de aynen böyle. Elini uzatsan ulaşacaksın gibi ama epey süren oldukça teknik bir iniş. Allahtan burada zemin o kadar teknik değil, keyifle gidebiliyorsun.
Bu arada karanlık bir anda çöktü. Kafa lambalarımızla easy run temposunda ilerlerken, tüm yarışın en güzel, ve bir o kadar da heyecanlı anına denk geldik. Saat 21:00 civarında yakınlardaki, muhtemelen Çamdibi cami hoperlöründen yatsı ezanının okunmasıyla birlikte, solumuzdaki sık çalılığın içinden ulumalar başladı. Ama öyle böyle değil… İki adım yanımızdalar. Aynı sesleri, Kaçkar Ultra’da, Rize’de kaldığımız evin arkasında da duymuştuk. Çakallar var yanımızda. Öyle heybetli değil, yavru köpek uluması gibi sesleri. Kesik kesik, korkutmuyor ama kalabalık bir aile, belli… Ezan bitene kadar susmadılar. Bir iki dakika sonra, biz ne yaşadık az önce dedik birbirimize… İyi ki Mümtaz’la birlikteydim. Tek başıma olsam aynı heyecanı yaşardım elbette ama o karanlıkta endişe kaçınılmaz olurdu.
Çamdibi CP4 45.1k’ya 21:18’de girdik. Artık iniş yerini yataya bıraktı. Son 4k zeytin ağaçlarının arasından devam edip, tam ortadan İznik’e giriyor. Önce Antik Su Yolu, ardından Lefke Kapı ve merdivenler… Tatlı bir yorgunluk var diyeceğim, birden gülme tutuyor
Son 4k’da koşarken öyle uykum geldi ki, yürü koş temposunda, arada bir iki saniyeliğine gözlerimi kapadım. Ayakta uymaktan hallice yani.
Veeee.. Saat 22:02’de finish çizgisinden geçtim.
75k ve 165k finisher’ları da gelmeye devam ediyordu bu arada…Öyle açım ki, o soğuğa rağmen, hemen verdikleri sıcacık mercimek yemeği ve bulgur pilavını üstümü değiştirmeden oracıkta silip süpürdüm:)
Titremeye başlayınca üstümü değiştirmek aklıma geldi. Finish alanının yanındaki okulu çok iyi düzenlemişler. Okulun içi sıcacık. Sınıfları soyunma odasına dönüştürmüşler. Yanılmıyorsam campet de vardı, çok yorgun olanların uzanmaları için…
Vallahi bitti. Güzel de bitti…45-54 yaş gurubunun en büyüğü olarak arada bir de 2.lik geldi, hoş oldu.
Sonuç olarak;
Beklentilerimin tamamını karşılayan bir yarış oldu. Hedeflediğim sürede bitirdim. Sert çıkış ve inişler olmasına rağmen herhangi bir kramp olayı yaşamadım. Mide ile ilgili bir sorunum olmadı. Bu Maurten jelleri keşfettikten sonra çok rahatladım. Tadı yok ve yutarken tuhaf bir şekilde bağazdan kayıyor, mide bulandırmadan…Tek hatam, sona sakladığım kafeinli olanı almayı unuttum. Sanırım soğuktan:) Toplam 3 litre su tükettim, CP’lerde içtiklerim hariç. Daha fazla tüketmeliydim, ama yarış sonrası Mr. small-wc rengi koyu değildi. Dehidre olmamışım demek ki.
Canım Altra Olympos 6 ayakkabım ( ki eskiden ultralarda en az iki tırnakla vedalaşırdım, bu ayakabının burun kısmı çok farklı, inişlerde asla parmak uçlarını uca değdirmiyor, tırnaklar da zarar görmüyor haliyle), Salomon şort, boyunluk, termal içlik ve yağmurluğum, Aonijie yeleğim ve batonlarım… Yeni bir malzeme kullanmadığım için kılık kıyafette sıkıntı yaşamadım.
Dönüp bakınca neyi daha iyi yapabilirdim dediğim iki şey, saati daha iyi çalışmalı ve daha erken start alanına gelmeliydim.
Yarış sonrasında akşam yatarken bir ağrı kesici aldım, kuzu gibi uyumuşum. Sabah kalktığımda genel durumum gayet iyiydi.
İznik’e bu 3 veya 4. gelişimiz. Ama katıldığımız parkurlar hep daha kısaydı. Aklımda burada mutlaka bir ultra trail koşmak vardı, bu güne kısmetmiş. Organizasyon tek kelime ile şahaneydi. CP noktalarında bizi bir pamuklara sarmadıkları kaldı. O kadar diyeyim. Ve özellikle o küçük gönüllülerin gözlerinden öperim. Ayrıca, finish noktasında, bugüne kadar ki en sıcak finisher yemeğini yediğimi de belirtmek isterim. Özellikle cut off’a yakın gelenler için bu durum tam bir ızdırap. Yaşamayan bilemez.
Teşekürlerce…
Macera Akademisi ekibi ve Cener’e, her ne kadar parkurda görüşemesek de Tatiana’ya tekrar tekrar teşekkürler. İyi ki varsınız!




