Zor olacağını biliyordum. Uludağ 44 parkurundan daha zor. Madem öyle, Uludağ için ne yapmadımsa burası için yapmaya karar verdim. Power hiking, yokuş tekrarları ve backtoback’ler…
Bu üçünü tüm haftalara serpiştirdim. 3 hafta yüklen…1 hafta dinlen… arada dinlenmeleri unutuyorum… Amacım 6:52’de bitirdiğim Uludağ yarışından daha iyisini koşmak, geçen seneki performansımın üzerine koyup burayı 8 saatin altında bitirmekti. Senenin 3. ayına geldiğimde boyumu çoktan aşıyorum. Ölçüsünü de 3. ayın ortasında alıyorum. Bu işin sadece beden işçiliğinden ibaret olmadığını, fiziksel eforun yanında zihinsel eforun yani aklın da lazım olduğunu her zamanki gibi zor yollardan öğreniyorum.
Bir ara elimde kırık, bacağımda buz torbalarıyla kala kaldım. Ne koşabiliyorum, ne kuvvet antrenmanı yapabiliyorum. Tek seçenek bisiklet ve bacak günü. Tibialis anterior’daki stres birikmesi kemiğe sirayet etti mi etmedi mi derken 2 hafta gitti. Toparladık derken yarışa 2 hafta kala, 3 kilometre koşamaz oldum. cuboid syndrome benzeri bir durumdu bu sefer. Evden çıktım, 1km gittim. Anasına avradına söve söve geri dönüyorum. Allahtan saat erken. Kimsecikler yok. Bir gören olsa, ne küfrediyorsun ulan deyip inseler aşağıya, bir araba dayak yiyeceğim. Kaçamam ki topallıyorum. İşte şu plato meselesi… Devam mı edeceksin? Geri mi döneceksin? Nasıl bir program yazıp çizdiysem, beni sakinleştirip yerime oturtan hep ya sakatlıklar ya aklı selim arkadaşlarım oldu. Aslında bir yandan da seviniyorum. Hazırlık sürecinde çektiğim çilenin yarış günü mükafat olarak döneceğini biliyorum.
Yarış öncesi Kayaköy’ü görmek vardı aklımda. Sonra karar değiştirip son antrenmanımı ipli geçişin olduğu bölümde ve Likya yolunda yaptım. Hani şu zurnanın zırt dediği yer. Rotayı terse çevirip, finişten yukarı doğru tırmanmaya başladım. Demek Likya yolunda böyle çıkacağız. Resimlerde gördüğüm o duvarlar… Demek bacaklar bittiği anda, ipli geçişe buradan varacağız. Lagün de hep yanımda, kum burnu, beyaz köpükler giderek küçülse de dikkat dağıtıyor. Sen yine de bu taşların üzerinden inerken manzaraya bakma Yağız…
Küçük ölçekte düşünürsen yarışı böl ikiye: zirve öncesi ve sonrası.
Büyük ölçekte düşünürsen: Kayaköy. Böl ikiye. 1- ilk 9km 600 elev. Burada yapılan yanlışı Likya yolu ve kaya tırmanışı affetmez. İniş de son darbeyi vurup cezayı keser. 2- Kayaköyden İlk Cp’ye iniş. Tempoyu tutturmak için uygun. Geri çık. Skyrunning. Böl üçe. 1- Likya yolu 2- kaya tırmanışı 3- zirveye giden bitmek bilmeyen parke taşlı yol. Kaya tırmanışı bitince her şey bitti sanma. Geri çık. Downhill. Böl dörde. 1- Zirve sonrası geniş patika ve asfalt yollar. 2- Asfalt yoldan sonra girdiğin muhteşem orman ve sonundaki kısa ama sert & teknik iniş. 3- Kirme - Kozağaç cp (iniş) arası. Sıcak ve yokuşlar bastırıyor. Babadağın mıknatıs etkisi. Hani iniyorduk… Zirve hattını tekrar aşağıdan görüyorsun ben buraya mı çıktım indim diyorsun. 4- Likya yolu inişi ve bastığın her taşın oynadığı ipli geçişin de olduğu bölüm sonu canavarı.
Kayaköy’ün ilk etabında sürekli zone4’e taşıyorum. Bu yarışın başında hiç istemediğim bir şey. Yokuşu gören nabzım ilk adımlarda 160lara çıkıyor. Tam da buraları daha önce not almıştım ve sakin kalmam gerektiğini biliyordum. Bu bölüm sürekli nabzımı baskılayarak ama bir yandan da tempomu yakalamaya çalışarak geçti. Likya yoluna gelince birçok taş yerine oturdu ve göz aşinalığından mıdır, çok rahat geçti. Hala zone4’e taşıyorum tabi. Baskılamaya devam.
Ne kadar yazarsan yaz, çizersen çiz, ne kadar video izlersen izle, düşünürsen düşün, oraya ayağının bastığı an gibi olmuyor hiçbiri. Kozağaç cp’ye (çıkış) yaklaştığında yani yaklaşık 20. km’de Belcekız’dan görünmeyen Babadağın zirve hattını görüyorsun. Buraya mı çıkacağız diyor insan. 2 gün önce bu duvarı nasıl görmedin, Kozağaç cp’ye kadar neden gitmedin diye kendime küfürler ediyorum. Yarışta görünce şaşırmazdım yani. İyi de parkuru tastamam bileyim diye her yerini gezip göremezsin ki. Hiç problem değil tabi. Bu işin sürprizleri, öngörülemez durumlar en güzel yanı değil mi?
Kaya tırmanışı muhteşem. Öyle 3-5 kayadan ibaret değil. Neredeyse 1 km boyunca kayalara ellerinizle yapışıp kendinizi yukarıya çekiyorsunuz. Baş döndürücü güzellikte. Gerçekten anlatılmaz, yaşanır bir bölüm. Sırf burası için bu yarışa gidilir.
Kaya tırmanışından sonra @ggg 'ın videosuna konuk olmak hiç beklemediğim bir durumdu. Nasıl sevindiğini anlatamam. Parkur zaten yarış değil bana düğün yeri. Başlangıçta, ortasında sonunda her yerde İstanbul’un Adımlarından arkadaşlarım. En kötü yarışım olsa bile sonunda onlara sarılmak, onlarla yarışmış olmak var. Beni finişe taşıyan en büyük motivasyon kaynağı buydu. Zirvenin yakınlarına kadar 3. sırada gelmişim. Bu da beklemediğim bir durumdu. Öğrenince çok rahatladım ve sevincimi sona saklayıp kendimi hemen koruma moduna aldım. İnişte 5-5:30 pace aralığını tutturup hiç acele etmeden güvenli moda geçtim. Artık zone 4’e taşmıyorum. Mental ve fiziksel tüm enerjimi son likya yolu inişine ve bölüm sonu canavarına saklamak istiyorum. Buradan önce ağrılar başlarsa, o iniş eziyete döner. Ama başlamıyor. Sadece Kirme-Kozağaç arasında kasıklarıma kramp girer gibi oldu, sakin kalınca kötüleşmeden kayboldu. Likya yolunun sert inişine giriyorum. Ağrılar yine başlamıyor. Bölüm sonu canavarı… Yok başlamıyor. Son 600 metredeki asfalt yola indiğimde ilk kez saate bakıyorum 7 saat 30 dakikayı gördüğümde sevinçten havalara uçuyorum ve yarışı 5. sırada bitiriyorum. Zirveye beraber çıktığım arkadaşıma son çizgide tekrar sarılıyorum. Rüya gibi.
Kayaköy etabı muhteşem. Likya yolu & Skyrunning muhteşem. Downhill etabı büyük bölümü muhteşem. İnişin bazı asfalt bölümleri parkurun tek zayıf tarafı olabilir o da %10-15’ine denk gelir. Geri kalan insanı kendine aşık eder.
Organizatöre, yarış direktörüne ulaşmak, birşey sorup öğrenmek çok kolay.
Erken dönemde çok uygun kayıt ücreti. Oluyor demek ki.
Her cp’de soda, kola, tatlı, tuzlu atıştırmalıklar. Daha ne olsun… Cp’deki görevliler sizi utandıracak derecede yardımcılar. Flaskları doldurup yeleğin içine koymalar… İçinden ne koşuyorum sanki diye geçiriyorsun utancından.
Konaklama konusu… Yarışın sitesindeki otellerden birini aradım. Babadag ultra dedim. Bütün kapılar açıldı. Gerçek bir kolaylık, ekstra hizmet söz konusu.
Bu güzel organizasyon, bu güzel parkur, aynı güzellikte bir yarış tişörtünü hak ediyor. Böylesini değil.
Saygılar