Yarışlardan beklentilerimiz farklı olabiliyor. Aydos Trail Run, hep anlatılan ve benim yaşayamadığım Çekmeköy günlerinin ruhunu devam ettiren bir yarış. İngilterede gördüğüm fell races kıvamında, İstanbul ve çevresinde yaşayan yarışmacıların çok uzun yollara ve büyük masraflara girmeden antrenman yapmasını amaçlıyor benim anladığım kadarıyla. Burada bence önemli olan yarış öncesi vaat edilenlerle yarışta gördüklerimizin olabildiğince eşit kalması. Kit ve cplerdeki yiyecek içecek de yarıştan önce söylenenle uyuşuyordu.
Bence bu yarışın en önemli organizasyonu, karışık bir parkurda koşucuların parkuru olması gerekeen şekilde koşmalarını sağlamaktı. Gerçekten zor iş. Herkesçe bilinen bir parkur olduğu için kestirme yapmak, ya da parkurda aynı yerlere girdiğimiz için kafa karışıp yanlış yerlere koşmak oldukça olasıydı. Tüm kilit noktalarda görevliler vardı ve çip okuma yerleeri oldukça kritik noktalara yerleşmişti. Cp sayısı ise bana gereğinden de fazla geldi.
Onlarca kişi, tek beklentileri bizim güzel zaman geçirmemiz olması adına soğuk ve yağışlı bir günde çok da pozitif bir şekilde gönüllü olarak parkurdaydı. Buradan tüm gönüllülere canı yürekten çok teşekkür ederim.
Yarışa gelecek olursak, artık oldukça hedefsiz bir koşucu olarak, dayanıklılık ve acı mağarasında dibi görmek adına genel olarak çalışıyorum. Hem bu yüzden, hem de video içerik oluşturmak adına oldukça sık yarışıyorum/uzun koşular yapıyorum ve bu durumdan memnunum. Aslında yarış sabahı bacakları oldukça tazelenmiş hissediyordum. Son günlerde güzel uykular çekmiştim. Yarışta amacım bacaklar fresh kalırsa rekabetin içinde kalmak, kalamazsam da bu yarışı yürümeden bitirebilmekti. 42 kmlik bir yarışı yürümeden bitirmek kolay ama Aydos’un yokuşları malum.
İlk zirve çıkışını keyifle yaptım. İnişe geçtiğimizde bacakların dönmesi gerektiği gibi dönmediğini fark ettim. Yine de bir süre ön grupta tutunmaya devam ettim. Fakat ilk turu bitirdiğimizde acı çekmeye başlamıştım ve sürekli koşma hedefine odaklanmak durumunda kaldım. Yarışın ilk turunda 600 metre eğim kazanıyoruz. Klasik zirve parkuru. Asıl zorlu kısım ikinci turda başlıyor. Bir de ikinci turda o kadar yıldır Aydosta koşmama rağmen bilmediğimiz patikalara giriyoruz. Değmeyin keyfime 
Single tracklerden sonra zirveye çıkış başlıyor. Artık gözlemevini görüyorum ama yere içelim diye sular konulmuş. Allah allah diyorum, zaten şurası CP niye koymuşlar ki, neyse suyum da azaldı bir içeyim. Haritayı yanlış okumuşum. Sert bir iniş ve daha sonra trafonun ordan sert bir çıkışa başlıyoruz. İyi ki içmişim o suyu. O çıkışta artık hamstringlerim bırak beni diye bağırıyor. Ben de yukarıya çıkınca alacağım kafeinle kendimi avutuyorum. KM 30 ve CPye ulaşıyorum. Vücuduma verdiğim sözü zirvede tutuyorum. Durduğum tek CP de burası oluyor. Tuz ve kola da alıyorum.
Kafein biraz iyi geliyor. Ama biraz. Acı baki. Her yokuş bir acaba yürümek zorunda kalır mıyım korkusu. Tempo iyice düşüyor. Fakat yürümeden sona doğru geliyorum.
Valla çok zorlandım. Ama sonuçtan da memnunum. Parkurda çamur her ne kadar beklediğimden az olsa da yine de ayağım çamura bulanmış bir şekilde bitiriyorum. Birçok tanıdık ile sohbet ediyorum.
Bir de bu yarışta o kadar selam aldım ki, çektiğim videoların böyle güzel sonuç vermesi beni son derece mutlu ediyor. O yüzden eve gelince hiç beklemeden yarış için çektiğim videoyu hazırlıyorum. Videoya buradan ulaşabilirsiniz:
Herkese çok teşekkürler.