İşin garip ve farklı bir detayı da, 4 ayaklı olursan koşarken belirli hızlarda verimli koşabiliyorsun. Yani kadansın ile nefes alıp vermen uyumlanmak zorunda. Bu da ara pacelerde koşamaman demek, ya hızlı, ya orta ya da yavaş koşabilirsin. respiratory-locomotor coupling
Oysa 2 ayak üstüne kalkınca nefes ve adım frekansı uyumlanma zorunluluğu ortadan kalkıyor. İnsanlar dört ayaklı hayvanların aksine nefes ritimleri ile adım frekanslarını bağımsız olarak kontrol edebilirler. Bu da dayanıklılık koşularında büyük bir avantaj sağlar.
Yani 4 ayaklılar koşsun yaklaşımının ne kadar temelsiz, ve tam bir amca yaklaşımı olduğunu görüyoruz. Şimdi bunu görünce, acaba bu adamın diğer fikirleri de mi bu kadar temelsiz diye düşünmeden edemiyor insan.
Bunu podcastte de soylemistim, %100 emin olmamakla birlikte, bu yarislarin etapli yapildigi gibi bir bilgi var bende. Yani durup dinlenerek, ama toplamda 5:45 gibi. Bir turlu bu bilgiyi teyit yada iptal edemedim. Bulamiyorum cevabi. Chat GPT de internetteki bu bilgiden yola cikip 100 km performansini hesapladiysa o da benzer hataya dusuyor olabilir.
Mesele “koşunun zararları” olunca evrime (evrim teorisi demiyorum, zira toplumun önemli bir kısmı teori dendiğinde herhangi bir "fikir"den bahsedildiğini sanıyor) başvurulması da pek ironik!
İnsanın evrimi bir bakıma zaten “doğal olmayan” bir süreç olduğu için, bugünkü Homo sapiens’in ortaya çıktığı son 70 bin yılda yaptığımız pek çok şey zaten türsel varlığımıza aykırı(ydı). Örneğin, zamanı yeterince geri aldığımızda Homo sapiens’in kıyafet giymediğini de görürüz ama bu evrimsel tarihimizin bir aşamasında hayvan postlarını kıyafet gibi kullanmayı keşfettiğimizi ve buna uyum sağladığımız gerçeğini değiştirmez. Hatta şu anda aksi hiç mümkün değil.
Koşu özelinde spor yapmak da bana kalırsa öyle. İnsana sadece bir “hayvan” gözüyle bakarsak, fizyolojik olarak bizden güçlü ama acil durumlar dışında koşmak nedir bilmeyen diğer hayvanlar gibi davranmamız gerektiğini söylemek doğru olabilir. Ancak kendimize evrim geçirmiş ve diğer hayvanlardan niteliksel olarak farklı bir “hayvan”, yani Homo sapiens olarak bakarsak, tıpkı diğer sporlar gibi koşuyu da icat ettiğimizi ve bilinçli bir şekilde yaptığımızı görürüz. Diğer hiçbir kara canlısı suya girip yüzmüyor ama kimse yüzmek zararlı demiyor ya da diğer hiçbir canlı tenis oynamıyor ama tenis zararlı diyen de duymadık.
Koşunun ne kadarı kim için ne ölçüde zararlıdır bilmiyorum ama (bunu sadece koşu değil, tüm spor dalları için söyleyebiliriz) hareketsizlik çok ama çok zararlıdır, bunu biliyoruz.
Sözün kısası, hiçbir koşul/kişi/durum ayrımı gözetmeksizin spor yapmayı ve daha özelde koşmayı sağlıksız ilan etmenin ne evrimle ne de bilimle bir alakası var. Tümüyle safsatadır böyle bir şeyi söylemek.
İnsan hız için değil uzun süre ayakta kalması için tasarlanmış sonucuna varılıyor . Hızının sınırlı olması aşırı ısıdan zarar görmesini engelliyor yada daha hızlı koşmak için oksijen glikojen vs kaynakları uzun süre kullanamıyor .
Man vs Horse Marathon, isminin hakkını sonuna kadar veren çılgın bir yarış var. Hikayesi 1980 yılında Galler’de yerel bir pub olan Neuadd Arms’ın sahibi Gordon Green’in, bir arkadaşıyla tartışırken “Yeterince uzun ve engebeli bir mesafede, insan atı geçebilir” iddiasıyla başlıyor. Bu iddiayı test etmek için ilk yarış organize ediliyor.
O günden beri de her haziran ayında bu sorunun cevabını aramak için yüzlerce koşucu ve atlı binici start çizgisinde buluşuyor.
Parkur, yaklaşık 35 kilometre civarında Galler’in o meşhur çamurlu, bol yokuşlu, nehir geçişli patikalarında koşuluyor. Düzlükte atı geçmek imkansız olsa da, teknik inişlerde ve sık orman geçişlerinde iki ayaklı olmanın avantajı devreye giriyor ve yarış kızışıyor.
Genelde atlar kazanıyor tabii, hatta yarışın ilk 24 yılı boyunca insanlar hiç kazanamamış. Ama 2004’te Huw Lobb diye bir koşucu çıkıp o şanssızlığı kırdı ve yüklü bir para ödülünün sahibi oldu. Sonrasında da çok nadir de olsa, özellikle Ricky Lightfoot gibi elit trail koşucuları atları geride bırakmayı başardı. Sonuçlar bu şekilde:
2004:Huw Lobb, yarışı kazanan ilk insan oldu (2 saat 5 dakika ile). O zamana kadar biriken ödül havuzunu (25.000 £) kazandı.
2007: Florian Holzinger atları geçti.
2022: Ricky Lightfoot (ünlü bir trail koşucusu) atları kıl payı geçti.
2023: Daniel Connolly atları yendi.
2025 (Son Yarış): Dewi Griffiths, atları 12 dakika gibi büyük bir farkla geçerek kazandı.
İki ayaklı vs dört ayaklı koşu tartışması için bence güzel bir yarış.
İnsanların koşmayı sevmemesini, koşmayı tercih etmemesini, koşmakta zorlanmasını anlayabiliyorum ama başkalarının koşmasını engellemeye çalışmasını anlayamıyorum. Arka arkaya dizilen sakatlık bahanelerinin sedanterlerde, sadece yürüyenlerde ya da başka spor dallarıyla uğraşanlarda da görülmesi zaten bir çok şeyi netleştiriyor. Yürümek ve koşmak kadar insani başka bir hareket düşünemiyorum, diğer herşeyin temeli.
Cehennemde yeni bir zebani işe başlamış. İlk gün kıdemli zebani tarafından gezdiriliyormuş. Her yerde dev, yüksek kaynar kazanlar içinde yanan insanlar ve her bir kazanın başında zebaniler varmış. Bizimki bakmış derin bir kazanın başında 5 zebani bekliyor.
– Bu ne demiş ?
– Bu Almanların kazanı, sürekli birlik olup yardımlaşıp üst üste çıkarak yukarıya tırmanıyorlar ve oradaki zebaniler de tırmananı tekrar aşağıya atıyor…
Biraz daha ilerlemişler dev bir kazan daha. Başında 3 zebani bekliyormuş. Bizimki yine dayanamamış;
– Peki burada niye 3 zebani bekliyor?
– Bu da Amerikalıların kazanı, bunlar da arada yardımlaşıp çıkmaya çalışıyorlar ve görevli 3 zebani yukarıya çıkanı tekrar aşağıya atıyor.
Bizimki bakmış bir sürü dev kazan ve her kazanın başında çeşitli sayıda görevli zebani varken ileride bir kazan var ki başında hiç zebani falan yok. Hemen atılmış;
– Yahu bu kazanda niye görevli zebani yok, boş mu?
Kıdemli artık bıkkın bir şekilde cevaplamış;
– O Türklerin kazanı. Görevli zebaniye gerek duymuyoruz. Zaten içlerinden birisi çıkmak için çaba sarf ettiğinde diğerleri birlik olarak hemen onu aşağıya çekiyor.
Bunun için benim açıklamam şu; Cahil insanlar tıpkı bir hayvan gibi sürü psikolojisi hareket ediyor ve sürünün davranışından farklı her türlü davranışı sürüye bir tehdit gibi algılıyor. Terbiye edilmiş zihinlerde (medeni insanlar) bu sürü psikolojisi zayıflarken bizimkisi yabani toplumlarda bu sürü psikolojisi çok güçlü olabiliyor.
Bu şekilde kısa ve karşılaştırmasız dinleyince avantajları az gibi görünse de besin zincirinin en üstünde yer alıyor olmamız bile aslında yeterince açıklayıcı. Ben bununla ilgili ilk necdet Ülker’den dinlediğim bir podcastten sonra okuma yapmaya başladım ve hala okuyorum, koşu, koşu adaptasyonları, yürüme, hareket vs. Okuduğum kadarıyla da iki ayak üzerinde olmak hala avantajlı. Ayrıca bahsi geçen hastalıkların hepsi de hayvanlarda da bol bol görülmekte. Ama yine de bilim gelişir belki de ilerleyen zamanlarda dört ayağa döneriz bilemem.:)))