Banu Yelkovan’ın Gazete Oksijen’deki yazısını alıntılıyorum aşağıya. Norveç’in hangi doğruları yaparak zirveye çıktığını çok güzel anlatmış.
Norveç’in Kış Olimpiyatları tarihindeki başarısı, neredeyse istatistiksel bir anomali. Norveç İstatistik Kurumu verilerine göre yaklaşık 5.52 milyonluk ve nüfus artış hızı oldukça sınırlı bir ülkeden söz ediyoruz. Buna rağmen yalnızca Milano–Cortina’dan 41 madalya çıkarmak… Hadi kış sporları karnesi zayıf 85 milyonluk Türkiye’yi bir kenara bırakalım; ABD, Çin, Kanada, Hollanda, Fransa, Almanya, İsviçre gibi hem nüfus bakımından fersah fersah önünde hem de kış sporları geleneği açısından hiç de gerisinde olmayan ülkeleri geride bırakmak, bu başarıyı bireysel yetenek hikayeleriyle açıklamayı imkansız kılıyor. Karşımızda sistematik bir çocuk ve spor politikası, erken başarıdan bilinçli bir uzak duruş ve uzun vadeli spor katılımını merkeze alan bir kültür var. Norveç modeli tam da bu yüzden incelenmeye değer.
12 maddede çocuk ve spor
Bu sistemin arkasında sağdan say 8 sayfa, soldan say 12 madde bir belge var: Children’s Rights in Sport. Belge 6–12 yaş arasındaki tüm çocukları kapsıyor. Dahası sistem içindeki herkesi bağlıyor. Aileleri, kulüpleri ve antrenörleri de… İlk madde güvenlik hakkı. Fiziksel ve psikolojik güvenlik. Yaşa uygun antrenman yükü. Sıfır tolerans istismar yaklaşımı. Ben özetleyerek yazdım ama maddenin tam hali de çok uzun değil: “Çocukların fiziksel ve psikolojik olarak güvenli bir spor ortamında bulunma hakkı vardır. Hiçbir çocuk fiziksel, sözlü ya da duygusal istismara maruz bırakılamaz. Antrenman yükü yaşa uygun olmalıdır.” Performansın değil çocuğun merkeze alındığı bir başlangıç yapmış oluyoruz.
İkinci madde sosyal aidiyet. Sporun seçici değil kapsayıcı olması gerektiği: “Çocukların spor ortamında arkadaş edinme ve sosyal bağ kurma hakkı vardır. Spor sosyal gelişimi destekleyici bir alan olmalıdır, dışlayıcı değil kapsayıcı”. İkinci sırada bunun gelmesi bile anlayana mesaj ya neyse.
Üçüncü madde belki de en radikali: Yetenek düzeyinden bağımsız katılım hakkı.
Yetenek düzeyinden bağımsız! Sporla az çok haşır neşir herkes bilir ki çocuklar arasında aşırı motor becerili küçük bir yüzde vardır. Biz onlara “yetenekli” deriz. Aynı şekilde fiziksel yatkınlığı daha sınırlı bir yüzde daha vardır. Bu çocuklara benim bir tanesini bile anmayacağım her türlü lakap takılır. Bu çocuklara da ne kadar emek verirsen ver sporun içinde tutamazsın. Ama çocukların büyük çoğunluğu ortadadır. Biraz doğru ilgiyle yukarı doğru gelişebilecek, biraz ihmal ve yanlışla spordan kopacak en kalabalık grup. Norveç sistemi bizim yeteneklileri bulmaya çalışırken kaybettiğimiz o aradaki alanı koruyor işte.
Dördüncü madde gelişim hakkı. Antrenman kısa vadeli sonuç değil, uzun vadeli gelişim için yapılır demişler. Hızlı başarı ya da kazanmak için değil, gelişim için antrenman yapmak… Çocukların yaşlarına uygun fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişim fırsatlarına erişme haklarını korumak… Bunlar da kulağa ütopya gibi gelen kavramlar.
Beşinci ve altıncı maddeler çocukların karar hakkını ve çoklu spor deneme özgürlüğünü savunuyor. Erken uzmanlaşma asla teşvik edilmiyor. Çocuğun farklı sporları denemesi ve hangi sporu yapacağına kendisinin karar vermesi isteniyor. “Aile ve antrenör yönlendirebilir ama son karar çocuktadır” diyorlar. Sadece bu madde tek başına elit spor sistemlerinin çoğuna ters düşer.
Ama bitmedi dahası var. Hatta galiba en çarpıcı bölüme geldik.
11 yaşına kadar skor tutmak yok. Resmi sıralama yok. Şampiyon ilan etmek yok.
13 yaşına kadar ulusal şampiyona yok. Uzun seyahat yok.
Bu sadece maliyet azaltma politikası değil, bilinçli bir psikolojik koruma kalkanı. Erken rekabet baskısının çocukları sistemden dışarı itmesini engelleme stratejisi. Ayrıca çocukları gereksiz sakatlık ve stresten korumak. Ekonomik olarak “olan var, olmayan var” noktasında olmayanın dezavantajlı pozisyonda kalmasını engellemek… Al sana sabaha kadar üzerine konuşulacak bir madde daha… Ama tam da bu madde sayesinde spor ekonomik sebeplerle çocukların elendiği bir sistem olmuyor.
“Spor neşesi”
Antrenörlerin yükümlülüklerine geldik. En önemlisi tüm çocuklara Norveç spor değerlerinin öğretilmesi. ‘Norveçli duruşu nasıl olur?’ konusunda uzun uzun listeler beklemeyin, belgede sadece dört madde var: Saygı, dürüstlük, dayanışma ve fair-play.
Yine de hepsinin en önemlisi eğlenme hakkı: Çünkü onlara göre spor, eğlenceli olmalıdır. Çünkü amaç elit sporcu üretmek değil, çocukların sporda kalıcı olmasıdır. Belki de bu yüzden Norveç’te çocukların yüzde 90’ından fazlası spor yapar. Sporu bırakma oranı çok düşüktür. Sonuç dediğin, madalya filan değil tam da budur.
Tabii Klæbo çıkar
Kayaklı koşu denince akla ilk gelen isim Johannes Hosflot Klaebo. Kazandığı 6 altın madalyayla, ülke olsa madalya sıralamasında en tepelerde yer alır, 90 ülke arasında 8. sıraya filan yerleşirdi. Bir sporla özdeşleşen, yokuş yukarı attığı sprint görüntüsüyle ölümsüzleşen Klæbo bile erken yaşta tek branşa kilitlenmedi. Kayaklı koşuya lisedeyken karar verdi. 2018 Pyeongchang’te 21 yaşında 3 altın kazanmış, 2022 Beijing’te 2 altın, 1 gümüş, 1 bronz almıştı. Milano–Cortina’da aynı oyunlarda 6 altınla Norveç’in çocuğu koruyan, erken branşlaşmasına izin vermeyen, sporcuyu erken seçip erken elemeyen ve sporun içinde tutan spor kültürünün yüzü oldu.
Başarı ilginç bir şeydir, meşrulaştırır. Barcelona’nın peş peşe kazandığı dönemde altyapıdan oyuncu çıkarmak moda oldu, herkes altyapıya yöneldi. Şimdi Norveç’in başarı formülü konuşuluyor. Bu yüzden Milano–Cortina’dan geriye sadece madalya tablosu kalmadı. Norveç’in 2007’de cevap verdiği soruyu bizim şimdi yanıtlamamız lazım. Biz çocukları spora neden sokuyoruz? Başarı, madalya kazanmak mı, sporcu kazanmak mı, sporu çocukların hayatında kalıcı kılmak mı? Doğru cevap altın değerinde olabilir.
Milano–Cortina’dan geriye kalanlar
Sürdürülebilirlik tartışması: Kağıt üzerinde en “yeşil” olimpiyat olacaktı. Mevcut tesislerin kullanımı, dağ köylerinin korunması ve karbon ayak izinin azaltılması vaat edildi. Ancak kızak pisti için yüzlerce ağacın kesilmesi, düşük kar seviyesi nedeniyle milyonlarca litre suyla suni kar üretimi ve başlangıçta 1.5 milyar euro denen bütçenin katlanarak artması, olimpiyatların artık yalnızca sportif değil çevresel ve ekonomik bir sürdürülebilirlik sınavı verdiğini netleştirdi.
Jeopolitik gerilimlere rağmen ortak zemin: Küresel krizler ve savaşlar sürerken yaklaşık 100 ülkeden sporcunun aynı pistte barış içinde yarışması başlı başına sembolik bir görüntüydü. Yarış sonlarındaki fair-play anları, birkaç istisnai gerginlik dışında sporun hâlâ ortak bir dil üretme kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Biatlonda Fransız Julia Simon’un avantajlı pozisyonda Ukraynalı rakibinin diskalifiye olmasına yol açmamak için bilinçli bir tercih yapması ve onu geçmemesi, Meksikalı biatlet Regina Martinez Lorenzo’nun finişte tüm sporcular tarafından tek tek tebrik edilmesi, olimpiyat ruhunun en saf anları olarak hafızalara kazındı.
Mental gücün görünürlüğü: En favori olan değil, en “karizmatik” olan değil; yarışta otomatikleşebilen, duygularını regüle edebilen ve baskıyı yönetebilen kazandı. Farkı yaratan şey duygusal kontrol.
Çok kimliklilik: Modern olimpiyat sporcusu artık tek boyutlu değil. Eileen Gu’nun Çin adına yarışan, ABD’de büyümüş, Stanford öğrencisi küresel kimliği; Alysa Liu’nun genç yaşta emeklilikten dönüp yeniden zirveye çıkması; Chloe Kim’in Kore kökenli Amerikalı kimliğiyle iki kültürü bir arada taşıması; Jutta Leerdam’ın hem elit sporcu hem dijital çağ figürü olması… Sporcu artık sadece performans üreten bir beden değil; kültürel, politik ve sosyal bağlamı olan çok katmanlı bir özne.
Kırılganlık hiç bu kadar görünür olmamıştı: Mikaela Shiffrin’in babasının kaybı sonrası yaşadığı süreci açıkça anlatması elit sporculuğun insani tarafını merkez sahneye taşıdı. “Ruhunda bir sakatlık var gibi” sözleri, yasın lineer olmadığını bir kez daha hatırlattı.
Biatlonun yükselişi: Antholz Vadisi doldu taştı. 200 bine yaklaşan bilet satışıyla biatlon, İtalya’da en çok izlenen branşlardan biri oldu.
Kadın sporcu etkisi: Eileen Gu, Jutta Leerdam, Alysa Liu, Mikaela Shiffrin, Chloe Kim, Lindsey Vonn, Sofia Goggia, Julia Simon ve soyunma odası konuşması basına yansıdıktan sonra Trump’ın davetine katılmayacaklarını açıklayan ABD Kadın Buz Hokeyi Takımı derken bu oyunlardan akılda kalan hikayelerin çoğu kadın sporculara aitti.