Dün OCC koşuldu. Birinci ve ikinci olan kadın sporcular 3 saniye ara ile bitirdiler. Daha önceki yıllarda olsaydı, atletizim ve yol koşularından farklı olarak el ele bitirirlerdi diye düşünüyor insan. Kişisel tercihler elbette ama sanırım yaklaşımdaki genel değişimin bir örneği olarak da nitelendirilebilir.
Sponsorları istemiyor olabilir, markalar arası mücadele olduğu için olabilir.
CCC şu an devam ediyor ve rota start öncesinde olumsuz hava koşulları nedeniyle değiştirildi. Yetmedi, yarım saat kadar önce bölüm sonu canavarı La Flegere tırmanışının da rotadan çıkarıldığı ilan edildi. Mesafe ise şimdilik 107 km’ye uzamış görünüyor.
Az önce de bu akşamki UTMB startının 2 saat ertelendiği duyuruldu. Rota güncellemesi de gelecek mi bakalım.
@husy72 de ikinci CP Arnouvaz’a doğru ilerliyor şu an.
İlk uluslararası analizi ekledim. OCC’de Beyza neredeyse Mestan’ı geçiyormuş.
Artıları eksileri ile Bu sene yapılan CCC parkurunda muhteşem anılar ve görseller biriktirdim, @fatihtosun abiyi anmayla ile kısa raporuma başlayacağım. Geçen sene uzun parkurun son Cp’nde süreye takılan Fatih abiye çok üzülmüş ve bu forumda yazışmıştık. Sonra rövanşı almak için tekrar başvurusu kabul edilen Fatih abi ile 2026 Chamonixte buluşmak için kavilleşmiş hatta onun önerdiği Les Hocheste konaklama ayarlamıştım. Fatih abiyle sanırım sadece bir kere başka bir etkinlikte karşılaşmış olabiliriz. Ondan da emin değilim ama yazdığı herşeyi dikkatle okuyan uzak bir takipçisiydim. Artık Fatih abi yok ve sadece ruhuyla tanışacaktık. Finişi gördüğüm zaman onun anısına ithaf edecektim. Ama hayat böyle. Ruhu şad olsun.
Saat 09:00 da Kadir Çelik, diğer Kadir ve Zübeyde ile beraber Mehmet isimli arkadaşımızla beraber muhteşem bir çıkış yaptık, hepsine buradan selam ve sevgilerimi sunuyorum.
Bu duygularla ilk büyük tırmanışları yağmur, çamur, rüzgar ve sarı kod uyasına rağmen güzel bir sürede yaptım. Keyifli inişler bitmişken güzel bir cpden çıkıp tuzlu, lezzetli, bulyonlu ve makarnalı çorbamı içtim, İtalyayı terkedip İsviçre sınırına doğru başka bir çıkışa geldiğimde bir Türk abi ile karşılaştım, isminin Uğur ve Denizli’den katıldığını öğrendim. Fatih abiyi tanıyor musunuz dediğimde en yakın arkadaşlarımdan olduğunu öğrendim. Ahanda Fatih abinin ruhu gelmişti. Ben buna kader diyorum siz ne dersiniz bilemem. Uğur abi ile artık uzun süren bir yolculuğa başladık tabi ki yanımızda Fatih abi…yazılarından da bilmediğimiz birçok özelliğini bu vesileyle öğrenmiş olduk andık ve duygulandık.
Yarışma parkuru hava şartlarından dolayı değiştirilmiş 108km ve 6800 galiba yükseltiye çıkartılmıştı. Bunu ben sonradan öğrendim. (@sopranos kardeşime Burdan selam olsun)
Tüm yağmuru ve rüzgarı bolca yedik. Saat 17 kadar Yağmur yükünü boşalttığı için yağmur biraz azalmıştı. Cp girdim ama dışarıda yağmur gene fena, insan bir sorguluyor kendini, ama telefonun internetini açtığımda arkadaşlarımdan destek mesajları gördüm, hepsine teşekkür ediyorum. Özellikle Ertan kardeşim parkur değişikliğini bildirince bir garip oldum . Gerçekten tam sürpriz. Erken yatınca ve maillerimi görmeyince bana sürpriz oldu, Uğur abinin haberinin olduğunu sonradan öğrendim.
Hangi Cp de ne yaptım ne gördüm uzun uzun raporumda yazacağım. Sadece kırılma anımı burada anlatmak istedim,
Champeclax ana Cp de üzerimizi değiştireceğiz yemek yiyeceğiz diye nerdeyse 1 saat kalmışız. Ama süre sıkıntısı yoktu zor yerler aşağı yukarı bitmişti. Yata yata sürünek nasılsa bitiririz diye , sondan bir önceki Cp yönlendik , orada orta yaşlı bir kadın cutof süresini sordu. 5,15 mi yoksa 5:50 mi tam anlayamadım, (ing five fifteen mi yoksa five fifty) ama bir sorgulama yaşayınca 3,5 saatten fazla zamanımız var nasılsa 10km yani 79,5 km’ye varırız dedik. Vadinin içinden derenin kenarından geçerken İlkez asmaları gördüm, uğur abi göz hakkı deyü 3-4 tane üzüm aldı ve hüplettik yanımızda bozuk yuro olmadığı için para koyamadık bunu göz hakkımıza saydık. Şimdi düşünüyorumda acaba 0 3/4 tane üzüm bizim sistemi mi bozdu… neyse çıkışa geçtik inişe geçtik tekrar çıkış 72 km de zaten kalf sıkıntısı yaşayan Uğur abi de mide problemi başladı, dolayısıyla yavaşladık birçok kişi bizi geçti, sorun değil nasılsa çıkış bitti inişte giderim desede beraber devam ettik. Bir yanımızda akan su diğer yanımızda haidinin inekleri bizi gözlüyordu. Bizim inekler olsa böğürüp stres yaparlardı, bunlarda hiç hareket yok, boğazlarında kocaman çan olsada tık yok hayvanlarda..
ha şu tepe ha bu tepe derken minik zirveye çıktık, ben bastım inişe geçtim ama iniş çok beklediğim gibi kolay değildi, batonlarla insan zor iniyor. Ben trient Cp 7-8 dakika kala geldim, evet beklediğimden uzun sürmüştü ama herşey planlara uymuyor, bundan sonra geçen sene Fatih abinin başına gelenleri yaşamaya başladım. Görevli dedi sonra ki Cp vallorcine için vaktin çok yok dedi. Hava aydınlanıyor ve hala 8 saat sürem var sonra öğrendim toplam 30 saate çıkarmışlar. Bundan sonra yazacak çok şey var, 80.km sindirdikten sonra devam edeceğim.
Yarış boyunca beni takip destek veren herkese şükranlarımı sunuyorum. @linus kardeşimi eklemeyi unuttum ona da Burdan selam olsun, sakat sakat OCC parkurunu bitirdi
6 mart 2022’de, Antalya’da koştuğum ilk yarı maratonuma heyecanla başlamış, hiçbir antremanda görmediğim 5 pace altına yarışın ilk kmsinde inmiştim. Tabii ikinci yarıda bunun bedelini ödeyip, son kmde sürünerek 6 pacelerle bitirebilmiştim yarışı. O günden sonra favori mesafem olan 21,0975’de 8 yarış koştum, giderek pacingim oturdu, birkaçında negatif split yapabildim. Tek maratonumaysa, 2024 İstanbul’da bilinmezlikler içinde ve yine gazla başlayıp, duvarla tanışarak bitirmiştim.
İlk kez koştuğum her mesafede problemler yaşadım. 2023 Kapadokya 38K’da ilk trail yarışımı koştum, yine tempoyu ayarlayamadım ve özellikle hidrasyon-beslenme konusunda çok zorlandım, yarışın sonlarına doğru, 15 dk bir taşın üzerinde oturarak iki litre su içmiştim. OCC’ye katılabilmeme sebep olan o tek ‘taş’ı kazandığım yarış, 2024 Eiger 16 Pleasure Trail ise tatilimize denk getirip keyifle koştuğum bir yarış olmuştu. Hem Grindelwald’daki trail festivali atmosferine hem de Alpler’in muhteşem doğasına hayran kalmıştım.
Üçüncü ve son trail yarışım içinse 2025 Uludağ 30K parkurundaydım. Birkaç ay önce yaptığım yarı maraton pbsinin verdiği ‘yetkiyle’ ve o dönem coaching almak için kullandığım Runna programının bir dağ yarışına hazırlıkta bile sürekli interval-tempo antremanları yaptırması sonucunda, klasik 165 nabzımla yarışa başlamış; sonuç kötü olmasa da özellikle Zeyniler sonrasında çok zorlandığım için, kötü bir hissiyatla yarışı tamamlamıştım.
Uludağ sonrası ilk ultra mesafem olacak Kapadokya 63 için hazırlıklara başlamıştım ki ailevi ciddi bir sağlık sorunu sebebiyle yarış kaydımı iptal ettim. 2026 şubatına kadar da benzer sebeplerden düzenli koşamadım. Ocakta Valencia maratonu kurası çıkınca heyecanlandım, ikinci maraton olarak koşmak istediğim bir yarıştı. Yılın ikinci yarısında onun hazırlığını yaparım, ilk yarısında da tecrübe amaçlı birkaç trail koşarım gibi bir planım vardı. Birkaç hafta sonra, bu sene süresi dolacak olan, Eiger’dan kazandığım taşla katıldığım OCC kurası da çıkınca ne yapacağımı bilemedim. Yarışı yıllardır takip ettiğim için zorluğunun farkındaydım. İlk ultra maratonunu koşacak benim gibi tecrübesiz bir koşucu için bilinmezlikle doluydu. Ama bu fırsatı belki bir daha yakalayamam düşüncesiyle Valencia’yı iptal edip, OCC’ye kaydoldum.
Mart başı gibi düzenli koşmaya başlayabildim. Antremansız geçen uzun sürede kondüsyonum oldukça düşmüştü, bunun için aerobik koşularla başlayıp, tüm yarış bloğunu da aslında o şekilde götürdüm. Zaman zaman yaptığım 20-30 snlik artırmalar harici hiç hızla ilgili bir antreman yapmadım. Yarış çok tırmanışlı olacağı ve ben de yokuş açısından kısıtlı bir yerde yaşadığım için, uzun yıllar sonra spor salonuna kaydoldum. Stair master aleti olan, % 15 eğimlik koşu bantları olan bir salondu. Hem bunlarla haftalık tırmanış hedeflerini tuttururum hem de artık güç antremanı yapmamak için bahanem olmaz dedim, öyle de oldu gerçekten. Ayrıca, Samsun Omü çevresinde yaptığım uzun koşularda keşfettiğim, 1,3 km uzunluğunda 250 metre elevasyon veren teknik sayılabilecek bir yokuşu da elimden geldiğince kullanmaya çalıştım. Uzun koşuların ortalarında burada yaptığım tekrarlarla dik tırmanışlara ve inişlere alışmaya çalıştım.
Black diamond alüminyum batonlarım vardı uzun süredir ama Uludağ’daki Zeyniler yokuşu haricinde hiç kullanılmadı desem yeridir. Bu yarışta ise baton bir zorunluluktu benim için. Daha hafif olmasının avantaj olacağını düşünerek hem de bu eldiven sistemini merak ettiğim için Leki Ultratrail Fx One aldım amazon.de üzerinden. Antremanlarda kullanmaya başlayınca çok çabuk alıştım gerçekten, batonu sürekli doğru konumda tutmayı sağlaması, düşmesini engellemesi vs gerçekten başarılı. Yarışta da enerjimi koruyarak, daha ekonomik tırmanışlar yapabildim batonlarım sayesinde.
OCC için antreman yarışı olarak planladığım Uludağ 42K’ya, yarışa 10 gün kala sol dizimin üstünden aldığım ısırık yarası sebebiyle, katılamadım. Biraz ağrılı da olsa, hacmi düşürüp ama antremanı kesmeyip devam etmeye çalıştım. Yarış için Chamonix tren garının karşısında bir ev kiralamıştık. Pazar orda olup, ertesi pazar da ayrılacaktık. Bu sayede pazartesi sabahı başlayacak PTL startıyla başlayıp, birçok yarışı yerinde takip edebilecektim. Tüm yarışların finişlerinin aynı yerde olması, hele de bu seneki saat değişikleri sebebiyle bazı yarışların çakışması (Ben Dhiman’ı karşılamayı beklerken, CCC’nin son gelen koşucularının da şampiyon gibi karşılanmaları:) güzeldi. Pazartesi La Flagere’e teleferikle çıkıp, önceden planladığım göllerin yanından geçen hikingi yaptım. Burada arazinin zorluğunu daha iyi anladım, çıkışı da inişi de kolay değildi ve sürekli dikkat gerektiriyordu. Ama manzaralar müthişti, özellikle inişte ilerlenen balkon hattında solda uzanan dağ sıralarına hayran kaldım.
Salı sabahı son koşumu Hoka’nın düzenlediği shake outla yapıp, çarşambayı dinlenerek geçirmeyi düşünüyordum. Bu arada sol bacağımda da birkaç hafta önce ortaya çıkan ve bel kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir ağrı vardı, sol dizimin yanında hissediyordum. 6 yıl önce ani bir bıçak batması hissiyle belimde bir kilitlenme yaşamıştım. Gittiğim fizik tedavi doktoru çekilen mr sonrası L4-L5’te bir fıtıklaşma olduğunu söylemişti. Hatta bana sakın koşma diyen ilk doktordur. (Vücudunu bir mercedes gibi düşün. Mercedes’i köy yollarında mı sürmek istersin, yoksa asfaltta mı. Koşmak köy yollarında mercedes sürmek gibidir, yıpratır:) Shakeout bitti ve eve geldim, her zamanki rutin esneme hareketlerime başladım. Sol ayak önde derin lunge pozisyonu için ayağımı öne atar atmaz, 6 yıl öncekine benzer bir kilitlenme hissiyle yoğun bir ağrı girdi belime. Ağrı kesici içmeme rağmen ağrı azalmadı, tabii hareketim de baya kısıtlanmıştı, öne eğilemiyordum. Kas gevşetici iyi gelebilir düşüncesi oldu ama yanımızda da hiç kas gevşetici yoktu. @husy72 abiye de sordum, onda da yokmuş şansa. Arkadaşlarına da sordu hatta ama bulamadık malesef. Ben de kendisine saygılar ve ilgisi için tekrar teşekkürlerimi gönderiyorum. Eczaneye gidip faydalı olabileceğini düşündüğüm ısı bandı, tiger balm gibi şeyler aldım. Sıcaklık gerçekten rahatlatıyordu ama etkisi geçince yine tutukluk ve hareket kısıtı devam ediyordu. Yarışa iki gün kala moralim bozuldu tabii, bu halde nasıl koşacağımı düşünüyorum. Bu kadar emek boşa gitmesin istiyordum ama parkura çıktığımda daha kötü olmasından da korkuyordum. Bu kararsızlıklar içinde sevgili eşimin de desteğiyle (pişman olacağın şeyler yapma) yarışa başlamaya karar verdim, (yarış sabahı çoraplarımı ve ayakkabılarımı giydirdiği için de kendisine minnettarım:) 7,3. kmdeki İlk cp’ye kadar çok yavaş bir şekilde başlayıp, devam edemezsem orada bırakacaktım.
Start dört dalga şeklindeydi, elitler ve yüksek puanlı koşucular 8:15’de yarışa başladılar, benim startım 8:30’da ikinci dalgayla olacaktı. Herhalde 300 kişilik bir koşucu grubunun en sonuna geçtim ve ilk yokuşla beraber yürümeye başladım. Koşu ve yürüyüş esnasında düşündüğüm kadar bir ağrı yoktu, ayrıca daha çok korktuğum bacağımda uyuşma, his kaybı da yoktu. O yüzden Champex-Lac’tan sonra Trient’e kadar da gidebilirim diye düşündüm. Trient cp’de eşim ve kardeşi de olacaktı. Yarışın ilk büyük tırmanışı Alpage de Bovine’i de burada geçmiş olacak, devam ya da bırakma kararını Trient’te verecektim. Zaten yarış planımda Trient’e kadar kontrollü ve nabız yükseltmeden gelme vardı, bel sebebiyle daha da dikkatli olunca gerçekten beklediğimden çok daha rahat bir hissiyatla Trient’e geldim. Burada bekleyen destekçilerime de devam edeceğimi, Chamonix’de görüşeceğimizi söyledim.
Yarışın en büyük tırmanışı, Trient’ten Col de Balm’e olan tırmanıştı. 3-4 kmlik dönerek ilerleyen dik çıkış sonrası Chalet des Grands’a varılıyor, bir 3-4 km de kayaların üzerindeki teknik bir bölümden ilerlemek gerekiyordu cpye ulaşmak için. Trail with Ben kanalında izlediğim tam parkur videosunda, yarışın kırılma noktasının burası olabileceğini öngörmüştüm. Zirveye nasıl bir enerji seviyesinde ulaştığım kalan 25-26 km yolun nasıl geçeceğini de belirleyecekti. Sabit bir tempoyla, sadece arada nabız takip ederek tırmanmaya başladım. Hava güneşli ve sıcaktı, o yüzden bu tırmanış için 1,5 litre su almıştım yanıma. Chalet’ye vardığımda bu sular tükenmişti ama buz gibi su akan bir çeşme var burada neyse ki. Kalan kısım yarış profilinde düz gibi görülüyor ama koşulabilir değil, kayaların üzerinde inip çıkarak çok dikkatli ilerlenmesi gereken bir bölüm. Col de Balm sonrası, birkaç km daha tırmanıp yarışın zirve noktası Tete de Balm’e çıkılıyor ve sonra dönerek bir iniş başlıyor. Çok teknik sayılmasa da yine de bazı yerleri dik ve dikkat gerektiriyor. Tek düşüşümü de burda, allahtan taşa değil de toprağa doğru yumuşak bir şekilde yaptım. Bir süre buradan ve son kısımlarında orman içinden devam ettikten sonra, yarışın son büyük tırmanışları olan, Vallorcine Teleferiği ve hemen sonrasında Col de Posettes’e sıra geliyor. Burda kırılmalar artık çok net görülüyor. Enerjisi tükenmiş koşucular yokuşun başında oturmuş dinleniyorlar. Ben planladığım gibi bu yokuşun başında da batonları açıp sabit bir tempoda tırmanıyorum. Buradan önce Le Tour köyüne, oradan da son cp Argentiere’e doğru bir iniş var. Tırmanmanın artık neredeyse bitmesiyle, rahat bir tempoda inişe başlıyorum. Ben de çok hızlı olmamama rağmen, burda birçok kişiyi geçerek ilerliyorum. Argentiere’de yarışın artık son 11 kmsi kalıyor ve son dk değişikliğiyle yenilenen rotada, Petit Balcon Sud’a olan 1 kmlik küçük tırmanış haricinde, bundan sonra bir yokuş yok. O yüzden burada çok oyalanmadan sularımı doldurup, ağzıma birkaç kraker atıp çıkıyorum. Bu son bölümün büyük kısmında koşmayı başarabiliyorum ve yavaş ilerleyen birçok kişiyi de bu sayede yine geçiyorum. Chamonix’ye girerken küçük bir dalgınlıkla, asfaltta yanlış yöne gitsem de neyse ki çok uzaklaşmadan geri dönüyorum ve 10 saat 29 dkda finişe ulaşıyorum. Yorgunum ve mutluyum ama tam tükenmiş hissetmiyorum. Muhtemelen temkinli oluşum sayesinde depoda baya bir yakıt bırakarak tamamladım yarışı. Nitekim maraton sonrasında günlerce çektiğim quad ağrıları, merdiven inememeler vs hiçbirini yaşamadım. Ertesi gün bacaklarım büyük oranda iyileşmişti.
Yarış öncesi hem beslenme hem de hidrasyon anlamında bazı planlamalar yapmıştım. Antremanlarda da kullandığım SİS elektrolit tblerden 5 tane yanıma alıp, her su ikmalinde bir flaske ondan atacaktım. Ayrıca SaltStick tuz kapsüllerinden de 12 tane almıştım yanıma. Hava sıcaklığına göre her saat gibi bir tane de ondan içmeyi planlıyordum. Cplerdeki tuzlu besinlerin de eklenmesiyle sodyum ihtiyacımı karşılayabileceğimi hesaplamıştım. İlk cp Champex-Lac’ta bu planı uyguladım. Ama bir sonraki su noktası La Giete’de plan çöktü. SİS’leri koyduğum poşeti bulamadım ve düşürdüğümü sandım geri yerine koyarken. SaltStick kapsül de sadece 4 tane kalmıştı poşette, evet onun kalanını kesin düşürmüştüm:) Böylece önce Allaha sonra havaya emanet gitmeye başladım. Samsun’da antremanda olsam nemden bayılırdım kesin o kadar saatte, ama artık dağ havası mı, sıcak olmasına rağmen düşük nem oranı mı faydalı oldu, hiçbir sorun olmadan finişe gelebildim. Beslenme için de antremanlarda kullandığım SİS Isotonic ve SİS Go Energy, biraz Wup, bir Powerbar, iki de Dextroenergy çiğnenebilir jellerinden vardı giderken yanımda. 500-600 gram civarı karbonhidratı yanımda taşımak istiyordum ama SİS’lerin boyutları çok büyük olduğu için fazla yer kaplayacaklardı. O yüzden hep söylenen şeyin tersini yaparak (antremanda denemediğin ürünü yarışta deneme) Chamonix’den küçük boyutlu (Precison, Maurten ve TA) birkaç jel daha alıp beslenme planına ekledim. Bunların çoğunu da kullandım ve şansıma herhangi bir sıkıntı da yaşamadım sindirimle ilgili. Özellikle uzun yokuşlarda bar ve çiğneme jelleri gerçekten hem verdikleri enerjiyle hem de diğer jellerin verdiği baygınlığı kırma anlamında çok faydalı oldular. Son 2 saatte falan ama jel tüketemedim artık, canım istemedi. Bu bölüm için toz drink mixler gerçekten mantıklı olabilirmiş. Taşıdığım suyu bir şekilde içeceğim için hem karbonhidratı hem de sodyumu kolayca tüketebilirdim, ve son bölümdeki enerjim belki daha da yüksek olabilirdi bu sayede.
Yavaş ve çok kontrollü başladığım ve sonlara doğru hızlanabildiğim için bir negatif split yaptığımın farkındaydım ama raceanatomy sayfasında en çok sıra atlayan 6. Kişi olarak adımı görmek şaşırttı doğrusu, sonda hızlanabilmek her yarışta güzel:) Yarış öncesi acaba 9-9:30 arasında bitirebilir miyim diye düşünüyordum ama imkansızmış bu. Sakatlığım olmasa, düzde daha akıcı koşsam, inişlerde biraz daha cesur olabilsem (helikopterle kurtarılma riskini alabilsem @ggg
bile en fazla 10 saatin biraz altı olabilirdi. En hızlı koşucumuzun 5,5 saat hedefiyle başlayıp, 8,5 saate bağladığı bir parkurda süremden tabii ki memnunum.
Chamonix’de geçirdiğim bir hafta tam bir koşu festivali atmosferinde geçti. Süresinden, sıralamasından bağımsız her bir koşucuya verilen destek muazzamdı. Dağın başında bile, yanımdan geçenlerin ismimi bibden okuyup o şekilde destekte bulunmaları duygulandırıcıydı. Trail yarışlarını takip etmeye çalışan bir koşucu olarak sevdiğim isimlerle karşılaşmak da beni mutlu etti. Shake out koşusunda köprüden geçen kalabalığı sakince kenarda bekleyen Asics sporcuları Sara Alonso ve Ida Amelie Robsahm; yarış öncesi ısınma koşusunda önüme geçen Salomon atletleri Naomi Lang ve Malen Osa; koltuk değnekleriyle trene binmeye çalışan Maude Mathys ve sırasını beklediğim tuvaletten çıkıp startına seğirten Francesco Puppi ![]()
Kentte Anti-UTMB bir tepki var mı diye de tabii gözlemlerde bulundum. Özellikle en kalabalık saatlerde yürümeye çalışan yaşlı insanların yüzünde ‘good old Chamonix’ nostaljisi var gibiydi. Buna karşılık bazı yaşlılar da ellerinde çanlarla, saatlerce finisher karşılıyorlardı. Bence en büyük tepki UTMB’ye, gençlerden geliyordur diye düşünüyorum. Çünkü bu bir haftada, özellikle kalabalık gündüz saatlerinde internete hiçbir şekilde girilemedi. Bu altyapı çöküşü en çok gençleri etkilemiştir, yarış için kentin girişine kurulan geçici köprüdeki “FUCK UTMB” yazılamasını da bu öfkeli z kuşağı gençler yapmıştır diye düşünüyorum:)
Güzel anılarla dolu, hep hatırlayacağım bir hafta geçirdim. Belim hala iyi değil ama iyileşecek. Mercedesimi köy yollarında da değil, Alpler’in bayırlarında sürdüm. Her tecrübe asfaltta kazanılmıyor.
Tebrik ederim Oğuz, ayaklarına, bileklerine, beline kuvvet olsun.
Bu sene CCC parkurunda gördüklerim, yaşadıklarım…
https://medium.com/@husy72/utmb-montblanc-2026-ccc-1d0715ae56b6







