Ülkemizde düzenlenen yarışlarda karşılaştığımız sorunlar

Istanbul Maratonu gibi şikayet ve olumsuzlukların her sene tekrarlanabildiği organizasyonlara bizim etki gücümüz ne olabilir ve neler yapabiliriz?

2 Beğeni

Sosyal medyadan yazılan yazılar, şikayetlenmeler, serzenişte bulunmalar yazıldığı yerde duruyor ve maalesef bir zaman sonra unutulup gidiyor yani etkisi çok ileriye gitmiyor. Ancak, yazılı bir doküman haline getirilebilinse, (gazete, dilekçe vb.) belki o zaman işin rengi biraz daha değişebilir?

1 Beğeni

Beraber bir dilekçe örneği çıkaralım derim.

1 Beğeni

arkadaşlar bence sporsor seçimlerinde büyük hatalar oluyor.
Avrasya Maratonunda plastik çamaşır leğeni içinde yarışmacılara kesme şeker verildi.
ve daha birçok acemilik yaşandı.
çünkü organizatörler ve sponsorlar bu işi bilmiyor.
yurtdışı maratonlarında hemen hemen her masada enerji jeli ve sporcu içeceği bulmak mümkün,
ama onları oraya organizatörler değil, sponsorlar koyuyor.
bizde ise leğenle muz ve elma konuluyor.
ben derim ki;
maraton ayakkabısı üreten firmaların,
koşu giysileri ve diğer koşu aksesuarları üreten firmaların,
koşu gıdaları üreten firmaların,
yani bu işin içinde olan firmaların ülkemizdeki yarışlara organizyon bazında daha aktif olarak destek vermesi sağlanmalıdır

1 Beğeni

Biz iki yıldır Koşu Gazetesinde İstanbul ve Antalya maratonlarından sonra artıları ve eksileri ile değerlendirme yazıları yazıyoruz. Bunları organizatörlere de gönderdik. İşin içinde devlet ve politik işler varsa bazı şeylerin çok zor değişeceğini zaten biliyorsunuz.

Öte yandan bazı düzelmeler oluyor, bu yıl pacer uygulamasına geçilmesi vs. gibi. Bunları yazdık diye bu konuda kendimize pay çıkaracak değilim. Fakat örneğin geçen sene Feshane ve Ataköy’deki U dönüşü noktalarında çip halısı olmaması konusunu bizden başka söyleyen olmadı ve bu konuyu gündeme getirmemiz bu yıl bu noktalara halı konmasında bence önemli rol oynadı. Çünkü bana göre geçen seneki olay Altın kategoride olmakla övünen bir maraton için diğer her konudan daha büyük bir skandaldı.

Benim güvendiğim kişiler o noktalardan geçmeden kestirme yapan kişiler gördüklerini söylediler ve geçen yılki sonuçların bazıları bence zan altında. (bunu tabii büyük çoğunluk için söylemiyorum ama bu kontrol sistemleri kötü niyetli kişileri yakalamak için var ve bunu uygulamazsanız dünyanın her yerinde bunlar olur). Bu yüzden görülen yanlışları bıkmadan usanmadan yazmak, söylemek gerekiyor.

Ama bir de işin öbür boyutu var. O da yanlış şeyleri eleştirmek. Mesela bu yılki İstanbul Maratonundan sonra yine birçok kişinin saatindeki mesafeye bakıp “parkur uzun çıktı, doğru ölçülmemiş” yazdığını okudum. Bunun böyle olmadığını bilmeyenlere en ufak bir sözüm yok (hiçbirimiz zamanında bilmiyorduk) ama artık bilmem kaçıncı maratonunu koşup hala bilerek yapanlar var ki o zaman söylediğiniz diğer şeyler haliyle fazla ciddiye alınmıyor. İstanbul ve Antalya için 500 tane GPS verisi de gösterseniz 500 defasında da siz hatalı çıkarsınız. Bu maratonların eleştirilmemesi gereken ilk noktaları mesafeleri. Berlin’de elitler dışında koşan hemen herkesin saati 43k+ gösteriyor. Dediğim gibi gerçekten bilmeyenlere hiçbir sözüm yok ( bu sayfada okuyabilirsiniz ) ama inandırıcılığı ve güvenilirliği kaybetmemek için bazı şeyleri de artık bile bile yapmamak ve yapanları uyarmak gerekiyor.

6 Beğeni

Pacer ve çip halısı güzel gelişmeler. Bu kesme şeker ve elma yerine powerade ve enerji jeli verilmesi isteğini kime yazmak gerekiyor? Vodafone ya da Adidas’ a mı?

1 Beğeni

Bir de tuvalet sayısı konusu var tabii gelişme vardı ama çok daha fazla sayıda olmalı.

1 Beğeni

Onceki yıllarda Coca Cola sponsor oldugu için Powerade vardı. Bu sene Coca Cola sponsorluğu çekmiş. O yüzden yoktu. Jel olayı Türkiye’de kısa vadede imkansıza yakın. En başta ülkeye ithalatında büyük problemler var. Önce bu konudaki kanun ve yönetmeliklerin değişmesi gerekiyor, ondan sonra da koşu pazarının biraz daha büyümesi.

2 Beğeni

‘‘Avrasya Maratonunda plastik çamaşır leğeni içinde yarışmacılara kesme şeker verildi.’’ İsmail, işte bu nedenle Avrasya Maratonu’na katılmıyorum.Zihniyet bana biraz ters geliyor:)

2 Beğeni

Arkadaşlar ben geçtiğimiz sezonda, 2’si yurt dışında olmak üzere 7 farklı yarışta koştum. Benim temelde Istanbul maratonu olmak üzere genelde gözlemlediğim sıkıtılar şu şekilde;

  1. Yurt dışındaki yarışlara kayıt olurken tahmini bitirme süreni soruyorlar. Buna uygun olarak koşucuyu yarış gruplarına alıyorlar. Bizde böyle bir uygulama olmadığı için Istanbul maratonunda olduğu gibi ilk birkaç km’yi köprüde piknik yapmaya gelenleri geçmeye çalışarak geçiriyoruz. Aynı durum aslında tüm yarışlar için geçerli.

Ayrıca 15KM startını takip eden (Avrupa’dan Anadolu’ya geçiş şeridi) şeridi koşuculara açıp sonrada Beşiktaş çıkışına bağlamamak da ayrı bir güzellikti, bariyerlerden atlamak zorunda kaldık :smile:

  1. Yarış içerisinde koşuculara destek veren kalabalıklar olması gerçekten çok önemli. Biz de maalesef böyle bir kültür yok ama böyle bir kültür oluşturmak için de çaba yok. Bu sene Istanbul Maratonun’da (geçen sene olduğu gibi) yol kenarlarında (Beşiktaş hariç) sadece Turistler ve onlara laf atmaya gelmiş arkaşlar vardı maalesef.

Eylül ayında katıldığım Stockholm Yarı Maratonu’nda 21km’nin net 18km’si hıncahınc seyirciyle doluydu. Gerçekten oralarda bu etkinlikler (özellikle şehir maratonları) bir festival havasında oluyor.

  1. Yurt dışında koşu organizasyonunu yapan kurumlar, yol boyunca amatör müzisyenlerin koşucuları gaza getirici konserler vermeleri için standlar kuruyor. Bizde ise sadece bando mızıka var. Bu senenin tek farkı Adidas’ın Kabataş’a kurduğu Adidas kapısıydı. Hiç yoktan iyidir ama özellikle maraton koşan arkadaşların 15km dönüşü sonrası çok yalnız kaldıklarını hepimiz biliyoruz.

New Balance geçen sene (bu sene de kısmen olarak) müzik organizasyonunu Büyükada yarışında yapmıştı (ki bence en başarılı organizasyonları yapıyorlar Türkiye’de), o yokuşlar sonrası gerçekten insana moral oluyor bu tip etkinlikler.

  1. Jel konusuna hem katılıyor hem de katılmıyorum arkadaşlarıma. Aslında bu işi ciddi yapan arkadaşların yarış sırasında dağıtılan jelleri tüketmek istemeyeceklerini düşünüyorum. Çünkü bu işin ilk kuralı, daha önce denemediğin bir şeyi yarışta deneme. Dolayısıyla koşucuların jellerini yanında getirmesi daha doğru. Tabii bu durum At besler gibi leğende şeker dağıtılmasını mazur göstermez. Ama bazı arkadaşların da belirttiği gibi örneğin GNC bu etkinliğin sponsoru yapılsa, bu sorun toptan çözülür.

Bence yarış sırasından çok yarış sonrası recovery içecek ve yiyecekleri dağıtmak daha doğru geliyor bana.

  1. Bu tip yarışlarda genelde koşucunun yarışı kendisiyle olduğu için finish geçildiğinde boynunuza takılan madalyanın manevi hazzı bambaşka. Istanbul Maratonun’da madalyaların, “seçim yardımı” gibi naylon poşet içerisinde veriliyor olması, belediyenin ve spor aş.'nin konuya ne kadar uzak olduğunun net göstergesi bence.

  2. Normalde dünyada yarışlar başladıkları yerde bitiyorlar. Istanbul maratonu kıtalar arası olduğu için eğer bir eşiniz dostunuz yoksa yedek malzemelerinizi otobüse koymak zorunda kalıyoruz. Sizin başınıza geldi mi bilmiyorum ama ben yarışı bitirdikten neredeyse 25 dakika sonra çantama (tesadüfen) kavuşabildim. Yanlış anlama olması, 25 dakika otobüsün kapısının en önündeydim ama her hangi bir düzen olmadığı için çantalar tombala düzenine göre dağıtılıyordu. Benim çantamı beklemeye dayanamayan Italyan bir turist otobüse dalıp tesadüfen buldu. Ayrıca 10km koşan eşimin çantası, otobüsün yanına gittiğimizde diğer çantalarla birlikte sokaktaydı. Bu konudaki organizasyon tamamen rezalet vaziyetteydi. Etraftaki turistlere durumu anlatmakta bayağı zorlandık. Gerçi anlatacak da pek birşey de yoktu, herşey ortadaydı.

  3. Son olarak yarışlarda her hangi bir sağlık önlemi alınıyor mu emin değilim. Son New Balance Büyükada yarışında bir koşucu finish’e 200m kala gözümün önünde bayıldı. Ambulas’ın gelmesi yaklaşık 15 dakika sürdü. Finish’de bir ambulans vardı ama içinde şöför yoktu, anons yapılamadı çünkü elektrik yoktu, ikinci ambulans çağırılamadı çünkü belediye çalışanlarında telsiz yoktu.

Benim ilk etapta gözlemlerim bu şekilde.

Selamlar,

alpaslan

8 Beğeni

dünyanın hiçbir yerinde hızlı gidecek koşuculara yavaş gidenlerden sonra start verdirmezler.
bu işin kuralı hızlı gideni önden göndermektir.
Avrasya maratonunda ise Maratoncuları önden saldılar. onların arkasından ise hızlı 10k koşucularını gönderdiler.
maratoncuların arasından 10k cılar sıyrılmaya çalışırken dirsek atmalar, yumruk atmalar dahi olmuş deniliyor.
üstelik 10k startında Belediye Başkanı ortamı propagandaya uygun görüp konuşmayı fazla uzatınca koşucular tarafından yuhalandığı söyleniyor.
bence organizatörlerin yurtdışı yarışlarına gidip olayı yerinde görmesi lazım.
belki birşey öğrenirler o zaman

2 Beğeni

Yazıyı az evvel okudum. Çok faydalı oldu, teşekkür ederim. Diğer yandan orada yazılanları uzun süredir düşünmüyor değildim.

Son koştuğum maratonda her ne hikmetse organizasyon beni en arkadaki başlangıç kümesine yerleştirmişti. Bu nedenle ilk on kilometrede binlerce kişiyi geçmek durumunda kaldım. Bence en önemli etkenlerden birisi bu. Elitler bomboş yolda en kestirmeden gidiyorlar ancak bizim durumumuzda fazladan mesafe almak kaçınılmaz. Ben kırk üç kilometreyi epey aştım bitişte.

3 Beğeni

Bence bu güne kadar katildigim cesitli yarislarda,on.onbes,yirmibir km li Maraton kosularinda kisa mesafe kosulari cogu yerde ayri zamanlarda veya parkurlarda yapilir.
Beraber start alan Maraton kosularinda ise bu bir kosucularin verdikleri zaman limitleri
icersinde cesitli Blok lara ayrilip zaman intervali icinde start alirlar.Istanbulda bu gibi cözümler hala yabanci gibi kaliyor.kac km kosucusu olursan ol Start no larinda yapilacak ayriliklarla ve Start alaninda olacak kontroller ile ait oldugun blokdan baskasindan start alamayacaksin.Birak on km kosucusu ben bir Maraton kosucusu olarak ilk on km de devamli sag sol ve fren yaparak yol almaya calisirsam o maratonun bence hic bir kiymeti yok.Burada organisazyon eksikligi cok büyük.Istanbul gibi bir sehirde 36 senedir uygulanan bir yarisda hala bir sey ögrenilmemis ve bundan sonra ögrenilirmi bilemem! Bu start no alinisindan basliyor
start alaninda devam ederek Finisde bitiyor…Burada bizde olmuyan Kosu mentalitesi ve önden cikayimda bir fotorafim cekilsin de hatira kalsin,kendi gücünü bilemeyen bir cok kosan insanin start alaninda Elitlerin arkasindan start almasi gibi…
Bu isi bilen Insanlarin bu organisazyonu eline alip degistirmedikden sonra bu durum
lar zor düzelir.Istanbul maratonu olarak yapilacak ise belki baska bir Start ve Bitis noktasida düsünüle bilir…

2 Beğeni

Yurtdışında yarış koşmuş arkadaşların karşılaştırmaları çok değerli benim için.Nasipse bu sene bir yurtdışı yarışında koşup kendime göre bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Bu sene yine 15 km. noktasına gelmeden kestirmeden giden birkaç kişi gördüm.Hatta arkalarından bağırdım bile ama nafile.Bu zihniyeti anlamadım ve anlayamacağım.Sonuçlara baktığımda bazı kontrol noktalarında ölçüm yaptırmamış kişilerin finish dereceleri olduğunu gördüm.Bunların içinde mutlaka bir sorunla ölçüm yaptıramamış kişiler var ama bahsettiğim gibi kestirmeden gidenler de var.

Yerli halkın desteği yine az.Her kalabalık gördüğümde "arkadaşlar destek-alkış diye " bağırdım.Ama yabancılar istisnasız herkese destek veriyordu.

Ben ne yazık ki ister dalgınlığımdan, ister organizasyonda haber verilmemesinden ; pacer gruplarından haberim yoktu.Bir ara adam niye balonla koşuyor derken pacer grubundan haberim oldu :smile:

Yarışta çoğu kişi pekçok yarışta olduğu gibi çiplerin ne işe yaradığını bilmiyordu.Yarışa geriden başlayanlar zamanlarını resmi yarış saatine göre tutuyorlardı.Kitapçıklara bununla ilgili bilgilendirme konulabilir.Acemi yarışçılar için önemli bana göre

Çanta dağıtımında isteyen istediği çantayı alıp gidiyor.Ben Trabzon’dan geldiğim için bütün eşyam (giysiler,cep telefonu,cüzdan,para,fotoğraf makinesi vs.) çantamın içindeydi.Çantamı başkası alıp gitse dımdızlak ortada kalacaktım.Göğüs numarasını göstermeyene istediği çantanın verilmemesi gerektiği kanısındayım.

3 Beğeni

Bazı seyler iyiye giderken bazıları da geriye gidiyor demek ki. Bu sorun bundan önceki birkaç yılda yoktu, en azından ben ve etrafımdakiler hiç karşılaşmadı. Otobüse gelip numaranı gösteriyordun, görevli de o numaranın çantasını veriyordu. Olması gerekitiği gibi.

Bu yıl benzer şikayetleri çok kişiden duydum. İnsanları otobüsün içine alıp kendilerine arattırmışlar. Otobüsün içine kimse alınmamalı. Ben gördüğümde çantaların çoğu dışarda dizilmişti. Oradan biri alıp gitse kimse farkına varmazdı. Dışarı çıkartmak yanlış ama mutlaka çıkartmak gerekiyorsa güvenliği sağlanmalı. Bu sene ya katılım sayısı fazla olduğundan beceremediler ya da otobüsteki görevliler sorumsuzluk yapıp uğraşmak istemedikleri için böyle bir yola başvurdular.

Avrasya/İstanbul Maratonu organizasyonuna 9 kez katıldım ama hiç birinde çanta teslim etmedim; çok acı ama maalesef teslim ettiğim çantayı geri alamama şüphesinde oldum her zaman; bu bir de organizasyonun düzelmiş hali ( nasıl bir düzelmeyse ).

Özellikle yabancı koşucuların uyguladığı taktiği uygulamanızı öneririm. Çok eski ve gözden çıkardığınız alt ve üstlerle starta gelip, hemen öncesinde bunları çıkarıp kenara bırakmak. Startta dikkat ettiyseniz gişe öncesi bariyerlerin dibi envai çeşit kısa ve uzun alt üst kıyafetle doluydu. Yurt dışındaki organizasyonların bazıları bunları toplayıp evsizlere/kimsesizler yurtlarına vb. teslim ediyor. Bence muhteşem bir uygulama; burada da yapılabilse keşke…

Bense organizasyonun son bir kaç senedir bitişte verdiği kullan-at yağmurlukla starta geliyorum ve hemen start öncesinde bunu kenara bırakıyorum. Hem yağıştan koruyor; hem de görece sıcak tutuyor.

2 Beğeni

Aykut bu problemin asil sebebi Otobüslerin bu transport icin yetersiz kalmasidir.
Otobüs icinde yigilan cantalari her bir yarismaci icin teker teker elden gecmesi uzun bir zaman aldigi icin gelen yarismacilarin o sogukta tir tir titreyip cantasinin bulunmasini beklemesi ne kadar zor oldugunu sen daha iyi bilirsin.Benim o gün gördügüm manzara da aynisiydi,soför bir kisi en azindan bes dakka bir arkadasin cantasini aramakla meskuldü ve digerleri ben dahil bekledik disarda,hatta bazi cantalarin disariya konuldugu belki iyi olmustur,cünkü canta numarasini gören bir yarismaci cantasina cabuk ulasarak üstünü degistirme imkanina daha cabuk ulasir.
tabiki canta degistirme ve hirsizlik olayi olabilir bunlarin olmamasi icin baska bir transport sekli olarak kapali kasa Kamyonlari tercih etmeleri lazim.Kamyok kasalari
sagdanve soldan her on cm bir cengel ile dösenecek sekilde bir asma demir monte edilmeli ve buralara start no 1 den 500 kadar sira ile bunlar asilmali ve Finishde ayni kamyondan alinacak bir canta bir bakisda neredeasildigi görülüp en kisa zamanda sahibine ulasir ve en azindan her kamyonda iki ve dört kisi bulunmasi tüm
bu islerin cabucak halledilmesi demektir…yani ne sekilde olursa olsun ister görevli ister yarismaci cantasini en kisa zamanda bulabilmesi icin tüm numaralarin göz önünde ve sirada olmasi gerekmektedir…

Nejdet abi aynen haklısın. Bu yıl bir sorunlar olduğu belli.Finişte Aytug’u beklerken (@aytug_celikbas) o da gec geldi, otobüste sorunlardan bahsetti, o da anlatır. Senin anlattığına göre bu sene çantaları şoför aramış. Geçen senelerde otobüs içinde 2-3 kişi vardı diye hatırlıyorum, numaranı gösteriyordun, onlar bulup kimseyi içeri almadan getiriyorlardı. Bu yıl şoför aradıysa demek ki oralara görevli vermediler.

Benim çantanın olduğu otobüste 1 görevli vardı ve oda biryere yetişemiyordu.İnsanlar otobüsün içine girip kendileri çantalarını alıyordu.Bende tam otobüse girerken çantamı dışarıda gördüm.

1 Beğeni

Vodafone İstanbul Maratonunda maraton koşacaklar ile 15km. koşanlar aynı anda, 10 km. koşacaklar ise yanlış hatırlamıyorsam onlardan sadece 15 dakika sonra start aldılar. Bence bütün kategoriler ayrı zamanlarda ve en az yarımşar saat arayla başlatılır ve güzergahlar da biraz daha ayrılabilirse sorun çözülebilir diye değerlendiriyorum. 10 km. koşanları önden koşturursanız da yavaş olanlar, maratonun hızlılarını etkileyecektir. Bu nedenle güzergahların biraz daha birbirinden ayrılmasının daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Bundan başka en önemli sorun bahsedildiği gibi seyyar tuvaletler. Sayı biraz daha arttırılabilirse sorun biraz azalabilir.
Koşu kültürümüz yani bir spor kültürümüz maalesef yok. İnsanlar bu nedenle çok duyarsız.
Eşimin görevli bir polis ile yaşadığı diyaloğu nakledecek ve hiç yorum yapmayacağım. Geçen yıl (2013) Runtalya’da ben koşarken eşim güzergahın bir noktasında fotoğraf çekmekle meşgul. Polisin dediklerini söylüyorum. “Bu Antalya’da da ne kadar koşan varmış.” Eşim bunun uluslararası bir organizasyon olduğunu söyleyince de “ha öyle miymiş” demiş. Ki nostaljik tramvayın üstü de dahil olmak üzere Antalya’nın pek çok yerinde bu organizasyonu tanıtan ilanlar da vardı.
Başka söze ne hacet diyorum.

1 Beğeni