Likya Trail Serisi 37,5 K Gelidonya YARIŞMAK YA DA YARIŞMAMAK


Bundan belki 10 yıl önceydi,koşmuyordum o zamanlar ; Likya Yolu’nun dünyanın en iyi yürüyüş parkurları arasında olduğunu duymuş,509 km yi hergün 20 km yürüsem 25 günde ancak bitirebileceğimi hesaplamıştım.Eee uzun süreydi 25 gün. Ancak emekli olunca o kadar vaktim olabilirdi…Emeklilik hayali olarak rafa kaldırdım…
Deniz fenerlerini hep çok sevmişimdir,Gelidonya Feneri’ nin resmini gördüğümde manzaranın güzelliğine vuruldum,mutlaka görmeliyim dedim.Araba ile gidilemiyordu .Yine bacaklardan hayır vardı…
Böylece iki hayali birleştirip emekliliği beklemeden" uzun etap" ın düzenlediği LYUM maratonu trail serisi 37,5 k ya yazıldık (nişanlanma yıldönümümüzü kutlama etkinliği de olacaktı eşimle ,bir taşla 3 kuş misali)…
İlk 21k Adrasan’ a kadar feneri kapsıyor, daha sonraki 16,5 km Musa Dağı parkurunu da içeriyordu. Bitirmek için 9 saatlik bir süre verilmişti.
Hazırlık aşamasında hafta sonu bir uzun koşu olmazsa olmazdı.Hafta içi ancak 2 kere ,6-8 km koşabiliyorduk.Core çalışmaları yanında baton kullanmam şiddetle tavsiye edildiği için tabi ki üst extremite therabant ve plank çalışmaları ekledim programa.İş çıkışı metroda merdiven de cabası.Baş ucumda Aykut Çelikbaş’ın “ultra kitap” ı ,önümde bilgisayar ekranı ,eğim ve yükseklik haritası açık, parkura mental olarak hazırlanmaya çalıştım.Daha önce katılanlardan Gelidonya nın nispeten kolay ama Musa Dağı nın çok çok zor olduğunu duymuştum."Git git git bitmeyen bir yokuş çıkacaksın,susuz kalacaksın " vs diye diye epey gözümü korkutmuşlardı. Musa Dağı efsanesini gözümde büyüttüm büyüttüm … Korkmaya mı başlamıştım ne. Vaz mı geçsem,boyumdan büyük işlere mi kalkıştım?. Parkuru bir kısası= 16,5 Musa Dağı ile mi değişsek…?Yarış raporları ,makaleler bulmaya çalıştım.Yonca Tokbaş’ ın yazısını 3 kez falan okudum…Garmin forerunner 620 kullanıyorum ,benim saate rota yüklenmiyormuş meğerse (,eşiminkine yükledik ama.) (Garmin 920XT.) Trail serisine gps de vermiyorlarmış,ya bir de kaybolursam🙀
Brifingde herşeyi en ince ayrıntısına kadar anlatsalar da kırmızı- beyaz , bazen sadece kırmızı boyayla işaretli bazen de sadece 4-5 taşın üst üste konulduğu Likya patikasını gösteren ipuçlarını izleyerek yolunuzu bulduğunuz rotada ,arada bir, göğüs numarama tersten iğnelediğim yol kartımla yönümü bulmaya çalışmak : yapmak isteyip de bir türlü gidemediğim oryantiringten bir parmak bal çalacaktı ağzıma…
LYUM da ultra maraton koşanlar ve 6 G( günlük) ye katılanlar yörük çadırlarında kalıyor akşamları. Biz trailcilerin otel opsiyonu da vardı.Yarış öncesi iyi uyku önemliydi. Akşam brifing sonrası otelimize geldik. Sabah için 6:30 da çıkmak üzere otelden kumanya hazırlamasını rica ettik. Trail ayakkabılarımın içine vazelin, pişik kremi, silikon bant,çorap ve kompresyon baldırlığımı yerleştirdim geceden. Saat, telefon,çamaşır, içi taytlı etek,açık renk tshirt, güneş kremi,göğüs numaram, siperlik ve batonlarımı hazırladım. ( decathlondan 19,99tl adedi). Baton kullanmayı bilmediğim için you tube dan ilgili videoları izlemiştim.Adeta ders çalışıyorum yani.Mecburi malzeme düdük, pusula,1 litre su hazneli çantam hazırdı.( sabah soğuk suyla doldurdum, tavsiye edilen içine buz koymaktı ama otelde bulamadım).9 saat parkurda , istasyonlarda sadece su olduğu için beslenme çantamı hazırladım.2 tuz tableti, 2 enerji jeli, küçük poşetlere konulmuş zeytinler, tuzlu fıstıklar, çubuk krakerler, granolalar, protein barları,kuru üzümler, “fıstıkçı kız” dan fıstık ezmesi ile yapılmış sandviç,1 powerade.Valla minnacık çantaya hepsi sığdı.Sanki yarışa değil pikniğe gidiyordum.Son olarak nemartro soğutucu ve ağrı kesici jeli de tıktım çantama .Batonlar mecburen eldeydi.Yarış sitesinde yanınıza mayo alın bazı yerlerde yüzersiniz de diyorlardı. Alsam mı ? Gerek Yok, böyle de girerim. Korsan koyu çok güzelmiş… Adrasan da da oturur sandviçimi yer, denize girer ,duş alır Musa Dağına fresh fresh tırmanırım. Mis!
Katılımcılara 1 hafta önce baktım .Hepi topu 2 kadınız. Zamanında bitirebilirsem kürsü de garanti…Dur bir daha bakayım… o da ne 7 kişi olmuşuz. Kim bunlar? Facebook profillerine bak, instagrama bak. Eyvaaah. Hayaller suya düştü…
YARIŞ SABAHI
Bolca wc ye çıktıktan sonra ayak tırnaklarımdan koltuk altlarıma, bacak aralarından sütyen ön -arka bölgelerine sürtünme ile kızarabilecek her yerime vazelin sürdüm, giyindim, güneş kremimi sürdüm.Kumanyamızı ve nescafe mizi elimize aldık ve 1 km kadar yürüyerek camp alanına geldik. Karaöz mevkisine bizi taşıyacak olan araca bindik. O da ne ! hani 7 kadındık,9 saydım ben :grimacing:
Starttan önce wc molası verdik,diğer koşucuları inceliyorum,aralarında gayet fit ve genç olanlar da var.Neyse ben sağlıkla şu parkuru bir bitireyim de kürsü olmazsa olmaz.
Karaöz mevkiine “uzun etap” ın minibüsleri ile start alanına kadar getirildik.Hepi topu 35-40 kişiyiz.Bakiye Duran,Yonca Tokbaş,siyahi bir koşucu,Sofia,under armour hocaları ve öğrencileri renkli bir topluluğuz.Tatlı bir heyecan var. Maalesef kafamda net bir strateji yok.Yarışı2 ye mi 3e mi bölsem.Fenere kadar1,fener-Adrasan arası 2,Efsane Musa Dağı 3…
START
Saat 8.24 de start verildi.İlk 6,5 kmnin nispeten düz, geniş ,toprak zemin yani koşulabıl olduğunu biliyorum da elimde baton tutmaya alışkın değilim.Bir sağ elime alıyorum çiftini,bir sol elime alıyorum,bazen de tek tek. Çantama mı tıksam acaba.İnsanların bazılarında baton var ,bazılarında yok…İyi mi ettim hamallık mı ettim boşu boşuna bilemedim.Daha startta bir de baktım ki en arkalarda kalmışız bile,millet fırlamış önden kaptırmış gidiyor…Moral bozmak yok,yolumuz epey uzun,ben zaten dayanıklıyımdır,sonradan açılırım falan diye telkinler kendi kendime. Bir yandan da özellikle kadın gruplarından pek kopmamaya çalışıyorum,hem moralim bozulmasın hem de önümde yolu bilen ve takip edebilen birileri olursa daha iyi olur,daha az dikkat ve enerji harcarım diye düşünüyorum.Sağımızda deniz,solumuzda orman az eğimle koşarak ilerliyoruz.Meşhur "Korsan koyu “sağımızda kalıyor,“gelidonya feneri” düz devam…Burada 1-2 kadını geride bırakıyorum ama eşimden de kopmaya başlıyorum.Önümdeki 3 beraber koşan kadını takip ediyorum. İlk su istasyonu 7.km civarında tam yol ayrımında. Bu arada 2-3 kişiyi dar patikada gerilerinde kalmamak için geçiyorum .İstasyonda sıkı sıkı tembihleniyoruz: " bir sonraki istasyon 11 km sonra bol bol su alın, ellerinizde taşıyın!!” Öyle de yaptık. Batonlar çıkmaya başladı birer birer.1,5 km kadar dar patikalı, taşlı kayalı yoldan geçtikten sonra resimlerden hayallerini kurduğum müthiş manzaralı Gelidonya Fenerime kavuşuyorum. Sanki rüyadayım. Mutluluktan ağzım kulaklarımda, sağda adalar karşımda fener …nerelerde dursam, nerelerden resimler çeksem?.. Aslında orada saatlerce oturabilirdim…Zaman durdu bir an…Taa ki arkamdaki 2 kadın yanımdan geçene kadar. İşte O zaman yarışta olduğum geldi aklıma, uyandım rüyamdan…Resim çekeceğim derken geçilmiş, o taşlı patikada arkada kalmıştım. Arkamda 2 önümde 6 kadın var diye hesap yapa yapa takıldım bir gencin peşine. Bir süre benim tavşanım oldu, sadece onu takip ettim ve rahat ettim. Tırmanışa geçmiştik…Powerade içmeye başladım. Tırmanıştan sonra inişe geçmiştik, sarp kayalık diyebilirim neredeyse…Önümdeki koşacak olsa yalnız kalmamak için ben de koşuyordum, o durunca duruyordum. Batonları bileğime geçireyim derken ayağım kaydı ve sol omuzumun üstüne epey kötü düştüm. Eyvah! dedim. Çünkü ben özellikle omuz üzerine çalışan bir fizyoterapist olarak bu düşmenin nerelere kadar varabileceğini çok iyi biliyordum. “Kahretsin! ,Değer miydi şimdi, ne işim var benim buralarda ,kendimi riske atıyorum” dedim. Sonra da brifingteki hatırlatma geldi aklıma, ve kartımı check ettim:
9.89 km= dikkat , taşlı dar patika inişi…
Derken yine ayağım kaydı ve 2. Kez sol omuzum üstüne düştüm.Sinirlerim bozulmuştu, aklıma eşime telefon edip uyarmak geldi. Sonra telin çekmediği km lerde olduğumuzu hatırladım, hem de telaşlandırmayayım dedim. Önümde bana tavşanlık yapan genci kaybetmeyeyim diye omuzuma sprey sıkmayı öteledim.Yol biraz yola benzeyip düzleşince koşuyorduk. Derken o durdu su takviyesi yapmak için , ben de baktım ki önde 2 kadın 1 erkek daha var, yalnız kalmıycam ,yeni tavşanlar buldum, peşlerine takıldım. Geçmeye niyetim yoktu, önde kılavuz olması iyiydi.Bir süre çamlık bir alandan geçtik, kurumuş yere dökülmüş çam iğneleri ayağınızı kaydıranlardan …O bölgeyi geçtik, yine tırmanıştayız, batona kuvvet, dik dik taşlardan merdiven çıkar gibi çıkıyoruz, koşmak imkansız zaten.13-14. Km ler civarı pace yerlerde sanırım 25 falan. Yokuşu tırmanmadan 1 adet tuz tableti aldım,powerade im bitirmek üzereyim.Önümdeki 2 kadın birbirini motive ediyordu. "Bravo ! Süpersin… sen keçi misin kızım…Ne güzel tırmanıyorsun “falan…Baton kullanmıyorlar , çıkışlarda elleriyle dizlerini iterek destek veriyorlardı onun yerine…Bana da laf attılar; " batonun boyu çok kısa, yorulursun öyle “diye.Haklı olabilirlerdi, iyi niyetli bir tavsiye olabilirdi ama ben artık bu paterne alışmıştım, daha çok omuz ve sırt depresörlerimi kullanarak aşağı yük vererek kendimce bir stil tutturmuştum…sonra erkek yarışmacıyla konuşmaya geçtiler… “yurtdışında özellikle Fransa’da 60-70 yaşındakiler bile ultralara katılıyorlar, bizimkiler daha baton tutmayı bile bilmiyor!” Hımmm bu laf bana mı? Bu bir taktik mi? Moralimi bozmaya hiiç niyetim Yok… derken onlar önde ben arkada bir süre gittik, yorulup dinlenmeye karar verdiler, baktım ki erkek yarışmacı devam ediyor durmanın hiç sırası değil dedim .Peşine takıldım.
16,78 km = beyaz kayalar arasından geçiş…
Neresi yol neresi patika belli değil? Yol demeye bin şahit lazım. Gözünü yerden ayıramadığın için arada bir görünen sağdaki minik koylara da nadiren bakıyorsun. Sağda meşhur “suluada”… Bir arkadaşım” en moral bozan şeylerden biri saatlerce gidiyorsun ama suluada hep sağında sana bakıyor, sanki dalga geçer gibi, hiç mesafe kaydedememişsin gibi " demişti…Hakkaten de öyle. Yorulmaya başladım ama kimseye geçilmek istemiyorum, durursam geçilirim vede bu motivasyonumu bozar. Bir enerji jeli almanın tam zamanı…Taşlara kayalara o güneş altında basa basa çıktık, öndeki gruba yetiştik. 2 kadın 4 erkek önümde görüyorum ama yetişemiyorum.Yol nispeten güzelleşti.Koşuyorlar mı onlar, ben de koşayım … yolda ultra maraton koşan adaşım Şule Oğuz ile karşılaştık. Büyük işe kalkışmıştı ,6 gün ve tüm yiyeceği sırtında 250 km , dile kolay her yiğidin harcı değil, önünde saygıyla eğilip , iyi şanslar dileyip vedalaştım…
Derken 18,11 km ikinci su istasyonuna geldik.3,5 saat kadar olmuştu.4-5 kişi yere oturmuş dinleniyordu, ayakkabı içindeki taşlarını çıkarıyorlardı. İlk iş nemartro spreyi çıkartıp omuzuma sıkmak oldu.Aklım eşimde kaldı , “haber olup olmadığını sordum , yok dediler”.
“No News good News”. Mesaj yazdım “18. Km deyim. iyiyim ,4-5kez düştüm sorun yok, devam ediyorum” diye…Suyumu çantamın haznesine doldurup bir protein bar açıp hemen devam etmek istedim. İlerde Musa dağında dar patikalarda ip gibi dizilirsek kimseyi geçemezdim. Burası atak için uygundu.Oturan biri siyah biri beyaz tshirtlü 2 kadın gördüm… ve koşmaya başladım, geniş toprak ve yokuş aşağı eğimli bir yoldu… arada sırada da arkamı kontrol ediyordum gelen var mı diye…CP ( kontrol noktası) Adrasan’daydı ve 3-4 km. vardı. koşmaya devam ettim, beyaz tişörtlü bir kadın arkamdan koşarak gelmeye başlamıştı bile. Derken yol üçe ayrılıyordu .Hiçbirinde işaret yoktu. Panik oldum ;sol taraf dağa sarıyordu, orta mı sağa mı karar veremedim bir an.Aklıma birifing geldi: yanık dağın hemen dibinden gitmeliydim orta yolu seçtim. Ama burada bir Allahın kulu yoktu, arkadan gelen kız da yoktu artık .Yürüyüşe çıkan bir çift gördüm.” Burada koşan birilerini gördünüz mü? "diye .“Oooo ! Hem de çok gördük” dediler. Güzel,demek doğru yoldaymışım derken Adrasan kıyısındayım .Önümde iki Erkek koşucu var .Nihayet fıstık ezmeli sandwiçimi oturup diyeceğim, hatta denize girip duş alıp yola fresh fresh devam edeceğim. Kontrol noktasına vardığımda tabelalar birbirine karıştırmıştı artık.Gözlerim " Under Armour gözleme ve çay evi “diye okumuştu kontrol noktasını. Görevli arkadaşa :“merhaba! ne durumdayım acaba? önümde kimler var ?Kürsü ihtimalim varsa kasıcam ,yoksa hiç zorlamayayım.Denize gireceğim şurada” dedim.“Şuan kadınlarda ikincisiniz, önünüzde Yonca Tokbaş var” dedi .Sevincimi ve heyecanımı anlatamam .Ama bu sevinç kısa sürdü, çünkü görevli yolu gösterip” ama acele etseniz iyi olur ,çünkü üçüncü hemen arkanızda “diyerek siyah tişörtlü kızı gösterdi .İki lokma yemek haram oldu .Ne çektim o üçüncüden …Haydi kızım Şule! Musa Dağı seni bekler. Düzlük ya ,koşuyorum o biçim. Kah gözlemeciye kah nar portakal bahçesi olan teyzeye amcaya sorarak LYUM uzun etap bayrağını görene kadar sordum.Teyzelerden biri portakal bile ikram etti. Evet nihayet geldik efsane Musa Dağına… Yarışa gelmeden önceki mantram " YENİCEM SENİ MUSA DAĞI! “hep aklımda hep dilimdeydi.
Birilerini yakaladım. Göğüs numarasından ultracı olduğunu anladığım kadın yarışmacıyı saygı ile selam verdim. Kolaylıklar dedim geçtim. Sonra önümdeki 37,5 km yarışmacısı bir erkek yarışmacıyı takibe başladım.Oooh! Kebap! Yolu bilen biri daha diye düşünürken üç kez yanlış yollara girdik. Ve defalarca bizi yeniden doğru rotaya sokan ultracı Seda nur Çelik’e bir kez daha teşekkür ettim. Bana çok iyi üç tüyo verdi :
1- Acıkmışsındır ,dikkatin ondan dağılmıştır ,bir şeyler ye dedi. Çubuk kraker yedim ,tuz tabletimi aldım.
2-Başını kaldır, işaretleri daha iyi görürsün dedi.
3-sen! hızlan biraZ, arkandan kadın geliyor dedi.
Yine mi?. Arayı açmam gerekiyordu.Önümdeki 2.-3 erkeği geçtim. mümkün olduğunca durmaksızın tırmanışa geçtim. 4 km Tırmanacaktık. Bitmek bilmeyecekti. Bunları hep söylemişlerdi. İçimden kendime moral vermek için “onun batonu yok Şule,onun batonu yok, zorlanacak” diye kendimi motive ediyordum. Kaybolup yolu uzatmaktan da deli gibi korkuyorum. Evet artık yalnızdım ve yolu okuyabilmeyi öğrenmiştim.Arada Garmine bakıp kaç kilometredeyim diye kontrol ediyordum.
26,17km… uzun uzun yürüyorum.Tekrar bakıyorum 26,350km. Nasıl yani ? 200 metre bile değil mi ? Git git bitmiyordu. Bir an durdum. Önümde arkamda kimse yok. Yanlış yolda mıyım acaba?Başka bir likya yolu daha mı var? Yani evet işaretler var ama …derken bir çıtırtı …Ayak sesi mi o? Baton sesi mi o ?Yine o üçüncü kadın mı geliyor.? Bir rahat yok, hızlan, durma diye paranoyalar. O Musa Dağı çok mistik bir yerdi .Tılsımlı gibi .Sanki rüyada gibisin. Yalnızca sen ve sanki her biri eskiden birer insan iken sonradan ağaca dönüşmüş ruhu olan bir orman. Canlıydı adeta… Bir ara dağ ile konuştuğumu fark ettim .Evet eni konu sesli sesli konuştum onunla. “Bak Musa Dağı! Gel seninle bir anlaşma yapalım: ben sana” yenicem seni Musa Dağı” falan dedim ama benim seninle bir alıp veremediğim yok. Gel ben sana iyi davranıyım, sen de bana”… Barış imzaladık orada onunla. O uzun bitmek Bilmeyen tırmanış sonunda göğüs numaramdaki yol kartıma göre 28,99 km de olması gereken yerde kontrol noktası da yok. Su da yok. …Kesin kayboldum. Neyse bir tabela “aşk kahvesi” gideyim bari. Telefonum çaldı eşim Fatih …Adrasan da bırakmış yarışı.Ben de ümidi kestim ,kontrol noktası falan yok burada ,derken organizasyondan birini gördüm ,500 metre kaldı haydi !dedi. Olley ! 30. km de kontrol noktasında durdum. Kaçıncıyım dedim. Bilmiyorum. Sadece parkurda kalan olup olmadığını söyleyebilirim dedi. Suyumu doldurdum. Su toplayan sol ayak başparmak altına Gratisten aldığım Bernart silikon bandı yapıştırdım. Sol omzuma ve her iki Quadriceps kaslarıma nemartro jelimi sıktım. Tam ağzıma granolamı atıp bir ısırık almıştım ki o kadını gördüm. Yine peşimdeydi. Nedir senden çektiğim ya bir huzur ver huzur.Hemen pılımı pırtımı toplayıp musa dağından inmeye başladım. İlk 500 metre sarp kayalık sağa doğru da yata yata gidiyorsun. Yokuş aşağı iyiyimdir ,düzlüklerde koşa koşa inerim dedim. Yer yer islak yapraklardan kaya kaya indim. Olimpos’a 1 km kalınca karşıdan gelen Turistler, trekkingcilerle karşılaşıyorsunuz. Yanmış bir ormanın içinden ,devrilen ağaçların kah üstünden kah altından kah çevresinden geçiyorsunuz. Bazen sağa baksanda patika var ,ortada da solda da… Gidip devam edemeyince dönüyorsunuz ,deneme yanılma. Ya da çıkmaz patika ise Kırmızı çarpı işaretini görüyorsun bazı yerlerde… Olimpos’a gelmek üzereydim ki çok yorulduğumu hissettim. Şunun şurasında 3-4 km düz yolum kaldı. Maratondaki duvar misali düşüp kalmayayim diye durdum zeytinlerimi çıkardım. Tuzlu fıstık yedim. Enerji jelimi açtım. Ama Gözüm hep arkamda her an o kız çıkabilir tedirginliğ içindeyim. Olimpos antik şehrinden geçip ,kıyı şeridine geldim .Çakıl taşları üzerinden gitmeniz gerekiyor. İçeriden topraktan giderseniz 2 saat ceza ekliyorlar sürenize… Son 2 km… Gözüm hala arkamda. Koşmak mümkün değil ,hızlı Adımlarla gidiyorum ama eğer o kadını tekrar görsem belki de koşabilirdim bile. Dile kolay sekiz saattir neredeyse Nonstop yoldayım. Derken finishi görüyorum. Eşim ikincisin diyor. Koşmaya başlıyorum. Zil sesleri beni karşılıyor.8 saat 19 dakikada kadınlar ikincisi Olarak bitiriyorum. Çok ama çok mutluyum. Hemen çadırda mayomu giyinip denize atacağım kendimi. Derken zillerin çaldığını duyuyorum. Üçüncü kadın benden 10 dakika sonra gelen ilk yarışmacı oluyor. Hiç pes etmemiş… Aslında o olmasaydı ben de bu sürede bitiremezdim. Belki ikinci de olamazdım. Sayesinde bir türlü yiyemediğim fıstık ezmeli sandviçimle beraber, denize keyif yapmaya gidiyorum.
Demek ki tavşanlar hep önde olmuyormuş…
Teşekkürler Gelidonya Feneri
Teşekkürler Musa Dağı
Teşekkürler tavşan kız…

8 Beğeni

Harika bir yazı olmuş. Pazar sabahı keyifle okudum. Başarı ve maceralarınızın devamını dilerim.

Darısı başıma…

Sevindim beğendiğinize, teşekkürler. Daha iyileri daha keyiflileri sizin olsun :innocent: